Şubat 2019 Posts

“Bu enformasyon kalabalığı arasında yalın anlamları özlemeye vaktimiz olacak mı?”

 

Gökhan Özcan’ın bu günkü, beni gerçekten çok etkileyen yazısından (“Gelişigüzel sorular” başlıklı yazı, Yeni Şafak, 25 Şubat 2019) bir cümleyi bu yazıya başlık yaptım. Yazarın “Hangi hakikate ne zaman teslim olacağımızı” yürek yakıcı bir tarzda sorduğu bu değerli yazısının birkaç yerinden alıntılar sunmakla yetineceğim; onun sözleri açıklamaya, yorumlamaya gerek duyurmayacak kadar anlaşılır, düşündürücü, etkileyici bulunacaktır iyi yazıya ihtiyaç duyanlarca.”

“Yazmak, okumak, sevmek, sevilmek” üzerine İsmet Özel’in bir yazısından alıntılar

 

“Yazmak, okumak, sevmek, sevilmek; bu dört mastarın her biri kendi başlarına bir şeydir ve yalnız kendileri bir şeyi ifade eder. (…) Yazılan ne ve yazılmasıyla ne oluyor? Okunan nedir ve onun okunması ne sonuçlar doğuruyor? Seven kim ve sevmeseydi ne olurdu? Sevilen kim veya ne? Şartlar sevildiği zaman nasıl; sevilmediği zaman nasıl? İnsanın olgunlaşmasından, kemale erişinden haberdar olmak istiyorsak andığımız dört mastar arasındaki bağları göz önüne almalıyız. Almadıysak kaybeden biz oluruz. Yazmağı okumaktan, sevmeği sevilmekten ayrı düşündünüz mü yoldan çıkarsınız.
Okumak, yazmak, sevmek, sevilmek; cümlenin maksudu bu dördünden her birinin kifayetlisi olmağa müteveccihtir. (…)
Şiir odur ki, bizleri, bizlik nedir bilenleri bir vuruşla okumanın, yazmanın, sevmenin, sevilmenin kıymetini bilmeğe çağırır.

(…) Böyle olduğu halde bize şu aşağıdaki suali veya o ayarda bir başka suali tevcih veya tevdi eden yoktur. “İstiklâl Marşı’nın manzume değil şiir olduğunu müdafaa eden sizler, şiirin de bir yandan bir tür heykel karakterine sahip olduğu nispette ve olduğu kadar diğer yandan bir tür söylem karakterini aksettirdiğini müdafaa eden sizler medeniyete tek dişi kalmış canavar demeği yerinde bulduğunuz zaman insan topluluklarının vahşetten barbarlığa oradan da yerleşik hayata geçtiği görüşüne zıt bir görüşü, zıt değilse bile farklı bir görüşü mü öne sürüyorsunuz?” Bunu bize soran yok. Çünkü biz yokuz. Biz Türkler Batılılaşma maceramızın hasılası olarak tarih sahnesinde solmuş hayaletler haline getirildik. (…)

Alıntılar: Fusûsu’l Hikem’den ve güncel üç yazıdan

 

Cenâb-ı Şeyh (r.a.), Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’in âlem-i hissi âlem-i hayâle ilhâk edip suver-i hissiyyeyi te’vîl buyurduklarını diğer bir delîl ile te’yîd ederek derler ki: Fahr-i âlem Efendimiz’e “süt” takdîm olunduğu vakit “Allâhümme bârik lenâ fîhi ve zidnâ minhü” derler idi. Çünkü sütün sûretini “ilim” ile te’vîl ettikleri için, izdiyâdını taleb eylerler idi. Zîra izdiyâd-ı ilim talebine me’mûr olmuş idi. Fakat sütten başka bir şey takdim olundukta ondan hayırlısını talep ederlerdi. Ve ondan hayırlısı, ma’nâ-yı ilme dâll olan “süt” idi. (Muhyiddin İbnu’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi- III , Tercüme ve Şerh: Ahmed Avni Konuk, Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mustafa Tahralı– Dr. Selçuk Eraydın, MÜİFV (İFAV), 6. Baskı, İstanbul-2017, s. 254)