Fütûhât-ı Mekkiyye 17. Cild, s. 148-150 arasından alıntılar:
İmam vali demek kinaye değil bu söz /Çünkü ben bana benden görüneni biliyorum / Benim söylediğim bu sözü söylüyorum / Bulunduğum her halde; kinayesizce.
Bu mertebenin sahibi Abdulvali ve Abdulveli diye isimlendirilir. Abdulvali işleri kendi başına yürüten demektir. Verdiği emirle bir başkası işleri yürütürse, böyle biri vali veya imam değildir. Vali ve imam valilik göreviyle atanmış kimsedir. Vali diye isimlendirilmesinin nedeni de -ihmal olmaksızın- işleri yönetmesidir. Başka bir ifadeyle yönetme görevini üstlendiği herhangi bir işte ihmalkârlık göstermez. Görevi yerine getirmezse vali değildir. Öyle bir insan arzusuyla hüküm verendir ve onun hakkında ‘Hevaya uyma, seni Allah’ın yolundan saptırır’ (Sâd 38/26) denilir. Binaenaleyh valinin nefesleri, hareket ve tasarrufları sınırlıdır. Bu itibarla vali her durumda hayır işindedir ve böyle olmak zorundadır, çünkü sürekli yaratandır. Bu nedenle onu ancak fazilet, nimetlendirme ve temizlemek amacıyla cezayı uygulamada görürsün. Temizlemek bir hayırdır, çünkü gerçekte vali Allah’dır. Valilik için görevlendirilen kişi ise Allah’ın hükmüne ve gösterdiği hakîkate göre hüküm verir. Hz. Peygamber, bize bildirmek üzere, bir duasında şöyle der: ‘Bütün hayır senin ellerindedir.’ Allah ancak hayrı yönettiği gibi hayrı emreder. Cezalandırırken ve ödüllendirirken O’ndan ancak hayır meydana gelir. Ardından şöyle der: ‘Kötülük sana ulaşamaz.’ Vali kötü bir iş meydana getirmez; hattâ kötülük ulaşamayacağı için kötü bir iş de yapmaz. Demek ki vali Hakkın görevlendirdiği kişi olduğunda kötülük kendisine ulaşamaz. Hakkın görevlendirmesini göz ardı edip arzusuna göre hüküm verdiğinde, Allah’ın yolundan sapar ve hesap gününü unutmasının karşılığında şiddetli azap görür, ilâhî hüküm divanı kendisini hesaba çeker ve cezalandırır. Bu itibarla şaki, yani bedbaht, temizlenmesi âhiret yurduna tehir edilen demekken saîd, yani mutlu insan ise dünyada temizlenen kimsedir. Böyle biri ya tövbe ederek veya insafla ya da dünyada ona verilen cezayla temizlenir ve üzerinde hak bulunmadan âhirete gider. Bazen dünya üzerinde yürürken de üzerinde günah bulunmaz. Bunun nedeni Allah’ın onu sürekli sınaması ve bu sınanmaların onun kefaretine dönüşmesidir.
Hakkın valisi kim? Bütün iyilikleri tek tarzda yöneten kişi / Bir işten ayrılmaz o / Başka bir işe geçmek üzere hükümsüz / Hüküm verirken nuru vardır / Geceleyin dolunayın nuruna benzer / İstekleri çoğalıp karartınca ortalığı / Hüküm vermek üzere felak gibi gelir / Karanlığı senden açar gider / Sen karanlığın açıldığını görürsün
Başka bir şiirde şunları söyledik:
Allah’a sığının, felak’ın rabbine / Gece basan karanlığın şerrinden / O bize döner her vakit / Şafak vakti bize yöneldiği gibi / Karanlık bastığında geceleyin / Ay yükselir ve ortaya çıkar / O gün zatlarınızda yolculuk edersiniz / Beni müşahede ederken derece derece /
Yarattığı nedeniyle Allah’a hamdolsun / Bizi önce su sonra nutfe olarak yarattı / Yaratılmışların en yaratılmışıyım / Mudğa halinde sonra alak’a çevirdi / Onun vesilesiyle bizi var etti / Bize tahsis ettiği bütün sevgiyi de öyle yarattı
Aziz dostum! Sana tavsiyede bulundum, dinde aşırıya gitme ve Allah hakkında doğrudan başka söz söyleme, yaratıkları hakkında da sadece sen doğruyu söyle! Çünkü bir insan olmak bakımından sen yaratılmışlar üzerinde valisin.
Bir işi yönetirken / Onda hakkıyla bulun / Hakikatli vali olan kişi / doğruluk oturağındadır / Onu hakikat üzere görürsün / Hak ile halk arasında hükmederken / Bir mertebe ki kulak verir herkes / akıl ve söz sahibi herkes / Fena nedeniyle fani olmuş / Beka nedeniyle baki / Fani olduğunda çıkar gelir / Zıddın hükmü baki kılar onu.
Allah, dostu Hz. İbrahim’e ’Seni insanlar için imam kıldım’ (el-Bakara 2/124) buyururken talebi olmaksızın onu imam kılmıştır. Buradan Hz. İbrahim’in hiçbir şekilde zalim olmadığını anladık, çünkü imamlık Allah’ın ona verdiği bir kütüğe ve ahiddi. Hz. İbrahim Rabbine ‘Zürriyetimden de’ demiş, Allah ise ‘zalimler benim ahdime ulaşamaz’ (el- Bakara 2/124) diye karşılık vermiştir. Allah bize Hz. İbrahim’in dinine uymayı emretmiştir. Bunun sebebi masumiyetin o dine bitişmiş olmasıdır. Hz. Peygamber komutan olmak isteyenin kendi haline bırakılacağını, isteği olmaksızın komutanlığın verildiği kişiye de yardım edileceğini, Allah’ın onu destekleyecek bir melek göndereceğini söylemiştir; melek teklif âleminde meşru hükümlerde hatadan korunmuştur. Hz. İbrahim hanif, yani Hakka yönelen ve her işinde O’na teslim olan ve boyun eğen birisiydi. O bulunduğu her yerde hayrı işleyen birisiydi.
Bana şöyle denildi: ‘Kâmil insan, ilâhî isimler arasında hüküm verendir.’ (…) İblis öncelikle kendini bilmemişken başkasını hiç bilememiştir. Hiç kuşkusuz ki bu makam, mertebenin yüksekliği nedeniyle övünme ve böbürlenmeye yol açar. Övünme ve böbürlenme ise Allah sebebiyle bile olduğunda çetin bir hastalıktır. Allah o hastalık için şifa verici bir ilaç indirmiş, imama Kâbe’ye secdeyi emretmiştir. İmam bu ilacı içtiğinde, kendini beğenme hastalığından kurtulur ve Allah’ın dilediğini yapan olduğunu bilir. Anlar ki, Allah onu meleklerin önüne mertebesinin üstünlüğü nedeniyle kendisine vermiş olduğu bir nitelikle geçirmemiş, kendisine itiraz eden meleklere edep öğretmek amacıyla böyle yapmış, kendisi ise bir beşer olarak kalmayı sürdürmüştür. Bunun yanı sıra Kabe’ye secde ederken de onun kendisinden üstün olmadığını da öğrenir. Kâbe’ye secde etmek insanın mertebesinden kaynaklanan hastalığı tedavi eden bir ilaçtır. Bundan dolayı Allah kendisinde hastalık gelmezden önce Âdem’in sağlığını korumuştur.