Mayıs 2026 Posts

FÎHİ MÂ FÎH Onaltıncı Fasıl’dan alıntılar

 

İnsanda bir aşk, bir taleb, bir derd, bir ıztırâb ve bir takâzâ vardır ki, eğer bu âlem-i mülkün yüzbin mislini verseler, fâriğ ve müsterih olmaz. Bu halk, herbir ma’rifet, hırfet( , san’at ve mansıbı (dereceyi) ve ilimleri ve yıldızları vs. yi tafsilâtıyla tahsil eder; ve aslâ gönül müsterih olmaz; çünkü maksûd olan şeyi elde etmemiştir. Nihâyet ma’şûka “dil-ârâm” derler; yani gönül onunla karâr ve râhat eder. Böyle olunca ma’şûkun gayri ile nasıl ârâm ve karâr edebilir? bilcümle ezvâk (zevkler) ve maksadlar bir merdiven gibidir. Mademki merdivenin basamakları, ikâmet ve tevakkuf mahalli olmayıp, geçmek içindir; ne mutlu o kimseye ki, uzun yolun kısa olması için pek çabuk bîdâr (uykusuz) ve vâkıf olup, merdivenin bu basamaklarında ömrünü zayi’ etmez. Cenâb-ı Pîr’den suâl ettiler ki : “Moğol Tatarları bizim mallarımızı alırlar ve onlar da arasıra bize birtakım emvâl (mallar) bağışlarlar. Acaba onun hükmü nasıldır?” Hz. Pîr-i dest-gîr cevâben buyurdular:

Moğolların aldıkları şey, Hakk’ın kabzasına ve hazînesine dâhil olmuş bir şeydir. Nitekim deryâdan bir testi veya bir küp doldurup çıkarırsın; su, testi veya küp içinde bulundukça, o senin mülkün olur ve onda kimse tasarruf edemez; ve her kim senin iznin olmaksızın, o küpten su alırsa, gâsıb (gasbeden) olur. Fakat o suyu yine deryâya döktüğünde, herkese helâl olur ve senin mülkünden çıkar. bundan dolayı bizim malımız onlara harâm ve onların malı bize helâldir.

“İslâmiyette ruhbâniyet yoktur; cemâat rahmettir.” Resûlullah (a.s.v.) cemiyet içinde mesâî bezli (bolluğu) buyurdu. Zîrâ ruhları toplama için azîm ve hatîr etkileri vardır. o etki vahdette ve yalnızlıkta hâsıl olmaz. Bu sırra mebnî (dayanarak) mahalle ahâlisinin toplanması, rahmet ve faydanın tezâyüdü (artması) için mescidler konulmuştur.

Hz. Pîr-i dest-gîr Huzzâr’dan birisine cevâben buyurdular: O vakit ki münkesirü’l-kalb ve zayıf idiler ve kuvvetleri yok idi; Hak Teâlâ onlara inâyet edip niyazlarını kabûl eyledi. Bu zamanda muhteşem kavî oldular. Hak Teâlâ halkın en zayıfı ile kulları helâk eder; tâ ki onların âlemi zabt etmeleri, kendi kuvvetleriyle değil, Hakk’ın inâyet ve mededi ile olduğunu bilsinler. (…)

Hak Teâlâ’nın iyilik için iyilik, kötülük için kötülük olsun diye ezelde hükmettiği şey aslâ tebeddül etmez: zîrâ Hak Teâlâ hakîmdir… Hiç iyilik bulmak için kötülük et der mi? (…) Bütün enbiyâ ve evliyâ iyiliğin karşılığı iyilik ve kötülüğün karşılığı kötülüktür demişlerdir. Nitekim Hak teâlâ buyurur : “İşte kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu görür ; kim de zerre ağırlığınca şer yaparsa onu görür:” Eğer ezelî hükümden murâdın, dediğimiz ve şerh eylediğimiz ise, aslâ tebeddül etmez. Maâzallah, eğer murâdın iyiliğin ve kötülüğün cezası, artar ve eksilir ve tebeddül eder, yani iyiliği ne kadar çok yaparsan, iyilikler ziyâde olur; ve zulmü ne kadar çok yaparsan, kötülüklr de ziyâde olur, demek ise, bu tebeddül eder; fakat hüküm aslı tebeddül etmez.