Şubat 2022 Posts

“Bir insanın Müslüman olması kendini ciddiye aldığından anlaşılır.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “ALIN TERİ GÖZ NURU” üst-başlığı altında çıkan “FETİHLE BAŞLAYAN” başlıklı, 10 Recep 1443 (11Şubat 2022) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=109&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı. Başlığı teşkil eden cümle de aynı yazının ilk paragrafından bir alıntıdır.

“(…) Kur’an nâzil olduktan sonra Yaratılmış olanın Yaratıcısıyla yüz yüze gelmesinin bir başka uygulaması görülmemiştir. Açlıktan ölme veya boynuna dayanan kılıç korkusuyla Müslüman olan yok mudur? Bunların sayısını bilmiyorum; ama ihmal edilemeyecek kadar çok oldukları kanaatindeyim. (…)

(…) Hayatın akışı içinde her İslâm dışı şey bizi İslâm’ın içinde kalmağa tahrik eder. Etmiyorsa neye ne sebepten inandığımızı izahtan mahrum bırakıldığımızın ortaya çıktığını fark etmeliyiz. Mekke’den Yesrib’e Hicretin Mekke’nin fethiyle sona erdiğini biliyoruz. (…)
Demek ki, Hicret’in varacağı yer fetih idi. O halde zihnimizde fethin nereye varacağını canlandırabiliriz. 

İyi yazının kıymetini bilenler için gazete veya köşe yazarlığı dönemi kapanmış gibi

 

Artık gazetelerde veya kendi bloglarında yayınlanmak üzere adı bir şekilde duyulmuş kişilerce kaleme alınan yazılar, siyasî veya fikrî içeriğine dâir merak uyandırmayacak yazılar olarak görünüyor bana ve benim gibi düşünenlere, hissedenlere göre. Söz gelimi kitaplarından ve yazılarından şair İsmet Özel’i, akademisyen olarak telif ve tercüme kitapları ve yazılarıyla Mustafa Tahralı, Ekrem Demirli ve Ömer Türker’i okuyanlar iyi yazının değerini anlamış kimseler olarak artık epeydir adı duyulmuş kişilere rağbet etmeyecekler, onların yazılarıyla tatmin olmayacaklardır.

O devir bitti gibi. İlimle, irfanla, edebiyat ağırlıklı olarak kaleme alınan yazılar ilgi çekiyor artık. Bu tür nitelikli yazılardan gazete yazısı olarak halen okunmakta olan değerli yazılar yok mu? Az da olsa var elbette. Gökhan Özcan’ın, Mustafa Kutlu’nun, Süleyman Seyfi Öğün’ün yazıları gibi.Bu yazılar sosyal medyada görülmüyor bile. Görülenler belli. Yazarlarının resimleriyle birlikte…

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-II’nin ilk bölümünün başlarından bazı alıntılar

 

Muhyiddin İbnu’l-Arabî’nin (m.1165-1240) Fusûsu’l-Hikem adlı Arapça dilinde kaleme aldığı eseri Ahmed Avni Konuk (m.1868-1938) Harf Devrimi öncesi Türkçeye çevirmiş ve o çeviriden günümüz Türkçesiyle eseri dört cilt olarak Prof. Dr. Mustafa Tahralı ve Dr. (merhum) Selçuk Eraydın (m.1937-1995) yayına hazırlamışlardır. Bu eserin ikinci cildinin “Fusûsu’l-Hikemde Tezadlı İfadeler Ve Vahdet-i Vücûd” başlıklı ilk bölümünün başlarından yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

“Mevcûdâtın ‘her an yeniden bir yaratılış’ hâlinde olduğunu ifade eden bu kavram Kur’ân-Kerîm’de (Kaf, 50/15) geçmektedir. Verilen manâ ise mutasavvıfların ‘keşif’lerine dayanmaktadır. Toshihiko İzutsu’nun dediği gibi, ‘halk-ı cedîd’ (yeniden yaratılma) kavramı, felsefi bir yol veya zihnî bir çalışmanın ürünü olmayıp, canlı bir müşahededir; ve tasavvufî şuurun doğrudan doğruya en temel görünüşlerinden birini aksettiren derûnî ‘tecrübe’ye dayanan bir kavramdır.”(s.18)

“Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-II” isimli kitaptan alıntılar

 

Tercüme ve Şerhi Ahmed Avni Konuk (m.1868-1938) tarafından harf devrimi öncesi Türkçe ile yapılmış olan, günümüz Türçesiyle yayına hazırlanması ise Doç. Dr. Mustafa Tahralı ve Yrd. Doç. Dr. Selçuk Eraydın (merhum) tarafından gerçekleştirilen(1989) bu kitaptan (7. Baskı:Nisan2017) yapacağım birkaç alıntılama oluşturacak bu yazıyı.

Fusûsu’l-Hikem ve Şerhi‘nde ‘Hak zatı bakımından şeylerden münezzehdir; taayyün (belirme) bakımından münezzeh değildir’; ‘Hak zâtı bakımından şeylerin aynıdır; fakat taayyün bakımından gayrıdır’.” (s.13)

” ‘Allah her şeyi yani bütün varlıkları hem ilmiyle hem de varlığıyla kuşatmıştır.’ (Nisa, 4/126) Şu halde herhangi bir varlığın Hakk’ın varlığı haricinde müstakil bir varlığı yoktur.” (s.15)

İsmet Özel’in “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” isimli kitabından (TİYO Yay. Aralık 2019 I.Baskı) alıntılar

 

“Şiire hangi yazıyla emek verildiği meselenin özüdür, aslıdır, dokusudur. Tuhaflık şurada ki, bana Türkçe yazma imkânı bahşeden Latin harfleri düzeneğinden başkası olmadı. Bu yaştan, bunca tecrübeden sonra ne yapacağım ben şimdi? Özenle neler yazdıysam hepsini çöpe mi atacağım?” (s.14)

“Çok istediğim, yaşım ve statüm buna elverdiği halde Muhammet ümmeti ile bir tanışıklık kurabildim mi? Yıllar geçti ve benim anlam veremediğim bir tarzda geçti. Şimdi tanışıklığına her şeyimi fedaya hazır olduğum zevatın tuzağından salim kalmağı kâr beller durumdayım.” (s.14)

“Toplumun ne kertede güruh olup olmadığını o topluma can veren unsurların İslâm’la ilişkileri tayin eder. ‘Amentü’ şiirini Allah bana hidayet nasip etmeden yazmağa başladım. Madem Tevfik Fikret ‘Haluk’un Amentüsü’ bahsini açmıştı, ben de kendi âmentümü yazarak bahsi kapatma cüreti göstermeliydim. Oldu mu böyle şeyler? Hayır, olmadı. Ne Fikret’in bir bahsi açtığı, ne de benim o bahsi kapattığım doğru. Doğru olan sanatçının kendini feda edişidir.” (s.16)

“Aşağıdaki sözler II. Yeni’nin üç büyük şairinden birinin, Cemal Süreya’nın (diğer ikisi Turgut Uyar ve Edip Cansever) sözleridir: ‘Hedefim bir gazetede sütun sahibi olmaktı. Ben şiir yazmağa bu sebeple başladım. Çünkü benim yetişme çağlarımda edebiyat alanında kendini ispat etmemiş kişiye gazetede yer vermiyorlardı.’ “(s.18)