Ağustos 2023 Posts

İsmet Özel’in yazılarından sözler

 

“Bağımsızlık veya kurtuluş şöyle dursun Türk ordusu bir ‘millî marş’ da talep etmemiştir, bir ‘İstiklâl Marşı’ talep etmiştir.”

“Başkalarının hayatta buldukları anlama bilerek yabancı kaldım.”

“Üçünün birden, yani dilin, lisanın ve lügatin birbirlerine destek olarak mesafe kat eden bir akış biçimi vardı.”

“Dil bilinci bilhassa şair olmanın bana hasredilmiş bir yol olduğunu anladığım zaman rehberim oldu.”

“Mükemmel bir yolculuk. Dil insanı lisana, lisan da lügate sevk ediyordu.”

Gün battı mı gün biter. İslâm saatinin aslı budur. Biz Müslümanlar bize günü temin eden şeye değil güne eşlik eden şeye gün-eş deriz. Hayra dönük olmayan şeylerin alenen işlenmesini rahatsızlık verici buluruz. (…) Gizlenmeyeni güvenli buluruz. (…) Modernlik insana uygun hayat biçimini uygunsuz sayanların el üstünde tuttukları şeydir.

“Dil olmadan gündelik hayatı idame ettirmek imkânsızdı. Dilin bu yarayışlı tarafı çoğu kimseyi tatmin ediyordu. Çoğu kimse yarayışlı olanda donup kalanlardan müteşekkildi.”

“Dilin lisana varan yolu işaret etmesi ne demekti? Dili lisandan ayıran neydi? Lisan dildeki bu ifade imkânının ancak hangi kültür tabakasında canlı ve diri kalabileceği hususunun bir belirtisiydi.”

” Türklerin İslâm’ın tatbiki hususundaki hassasiyetleri III. Selim saltanatına kadar devam etti. O günden günümüze kadar batılı olan her şey taklidi zaruri bir model sayıldı. Ağzından veya kaleminden Türk müziği aleyhine bir kelime bile sadır olmamış Hasan Ferit Alnar’ı Mustafa Kemal’e tanıtmak isteyenler besteciyi harikulade Kanun konçertosu’ndan dolayı değil, Almanya’da orkestra yönetmiş olmasından dolayı tezkiye ettiler.”

“Tarih bizde Yavuz Sultan Selim’in ilk Osmanlı halifesi olduğu intibaını uyandırmıyor. Tam tersine Osmanlı hilafeti kafamızda II. Abdülhamid’le birlikte canlanıyor.”

“Hilâfetin insan oluşta vazgeçilmez bir yeri olduğunu akıldan çıkarmayalım. Osmanlı devleti olarak bilinen siyasi yapı millet içinde kızların korundukça değer kazandığı, erkeklerin cesaret kaynağı edindikçe istikamete sahip çıktıkları bir kültür doğurdu. Bu kültürden millet hayatı yok olma tehlikesiyle her karsılaştığında fayda gördü.”

“İnsandan isyan, ihanet, oyunbazlık, döneklik veya ne bakımdan olursa olsun umulmadık bir tutum sadır oluşuna hayret etmenin yerinde olmayacağına gönderme yapmak üzere ‘insanoğlu çiğ süt emmiştir’ deriz.”

“Sevgi çoğu insanda rahatlıkla kaprise dönüşür.

“XVIII. Hıristiyan asrının ‘Aydınlanma Çağı’ olarak adlandırıldığı kitaplarda yazılıdır. Fakat Avrupalıların hiçbir zaman aydınlıkla tanışmadıkları ise makbul kitapların bir tekinde bile yazılı olmadığını işin erbabı bilir.

“Batı’nın çöküşünden medet uman insanların son zamanlarda görülmemesi düşündürücüdür.”

“Dünyanın değiştiğini inkâra kimsenin gücü yetmiyor. Ancak Batı Medeniyeti çerçevesinde artık değişmenin gelişmeyi ve ilerlemeyi temsil ettiğini kimse iddia edemez oldu. Eğer değişme gelişme demek değilse, eğer değişme ilerleme demek değilse nedir? Türkiye ister istemez değişecek ve fakat bu ülkenin gelişeceği anlamına gelmeyecek.

Ana Muhalefet Partisi çok zayıf bir döneminde!..

 

Kemal Kılıçdaroğlu en başta Parti Genel Başkanı olarak güçlü bir lider değil. Parti genel başkanlığına istekli ve niyetli olduğu sezinlenen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da Ana Muhalefet Partisi CHP’nin Genel Başkanı olmayı hak eder bir karizmaya sahip değil. Parti içinden belli pozisyonlarda bulunan isimler de liderlik için dikkat çekici değiller. Ama bu parti hâlen Ana Muhalefet Partisi CHP. Niye bu durumda ve neden Genel Başkan olma liyakatı ve karizması olan bir siyasetçisi ortaya çıkmıyor günümüzde?

“Akademinin Peşine Düştüğü Büyük Sorular Bizim Sorularımız mı?”

 

Ahmet Ayhan Çitil‘in Teklif isimli 2 aylık düşünce dergisinde (Temmuz 2023/Sayı 10) yukarıdaki başlıkla çıkan yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Bugün hâlâ etkisini hissettiren Ortodoks (pozitivist) bilim anlayışı, öncelikle Hume ve Kant’ın, daha sonra da semantik gelenek olarak anılan ve dili felsefî faaliyetin merkezine yerleştiren bir grup düşünürün, metafiziksel olanı felsefî söylemden elemesi üzerine kuruludur. (…)

Bilhassa 20. yüzyılın ortalarından itibaren etkisini daha çok hissettiren pragmatist bilim anlayışı ise metafiziğe karşı -ilk bakışta- ilkesel bir karşı çıkış içermiyor gibi görünmektedir. Bu anlayışa göre insanlığı bir arada tutma, konumlandırma ve yönlendirme konusunda bir işlev gördüğü ölçüde metafizik, kökten biçimde reddedilmemelidir. Ancak daha yakından bakıldığında pragmatizmin izin verdiği biçimiyle metafizik, hakikat iddiasından vazgeçmiş ve bilimlerin destekçisi olmanın ötesine geçmeyen bir düşünce biçimine karşılık gelmektedir.

Bilimsel düşünmeyi esas alan ve metafiziği yukarıda anılan biçimlerde konumlandıran bu gelişmelerden hareketle (bir zamanlar klasik metafiziğin ilgi ve tartışma alanına giren) Tanrı’nın varlığı, Tanrı-Evren ilişkisi, canın varlığı ve Tanrıyla bağı, özgür iradenin imkânı, İyi, Doğru, Güzel gibi terimlerin işaret ettiği şeylerin kendindeliği, bilinç sahibi bir varlığın fiziksel bir evrende var olabilmesinin tatmin edici bir açıklamasının verilmesi, bir temsilin nasıl olup da kendi dışında bir varlığa işaret edebildiği veya işaret etme bağıntısının kuruluşu, … gibi tema ve soruların insanlığın ilgi alanının dışında kaldığını söylemek pek mümkün görünmemektedir.

“Türk Milletini tanımlayan ana unsur nedir?”

 

Derin Tarih dergisinin Temmuz 2023 sayısında Prof.Dr. İsmail Kara‘nın “Türkiye Kendi Milliyetçiliğini Mi Tartışıyor, Yoksa Kendisine Dayatılanı Mı?” başlıklı yazısının başlarından bir bölümü alıntılamam oluşturacak bu yazıyı. Başlığı alıntı olarak teşkil eden soru cümlesi de o yazının ikinci cümlesidir.

“Tanzimatla başlayan, II. Meşrutiyet döneminde iyice alevlenen milliyetçilik tartışmaları bugün de devam ediyor. Türk Milletini tanımlayan ana unsur nedir? Din mi, dil mi, kültür mü, toprak-vatan veya ırk mı? Cumhuriyet Türkiyesi, bu konuda Osmanlı’dan nasıl bir fikrî birikimi tevarüs etti? Seküler milliyetçiliğe alan açan çatallaşma nerede başladı? Prof. Dr. İsmail Kara ve Abdülkerim Asılsoy II. Meşrutiyet dönemindeki milliyetçilik tartışmalarıyla ilgili metinleri bir araya getirerek literatüre önemli bir katkıda bulundular. ” ” 1/1904-1914 DİN VE MİLLİYET II.Meşrutiyet ve Millî Mücadele Dönemlerinde Milliyetçilik Tartışmaları” kitabından hareketle biz de bu hararetli tartışmaya dahil olarak İsmail Kara’ya konuyla ilgili sorular yönelttik.

“Nerede olsanız, Allah bizzât sizinle beraberdir.”(Hadîd, 57/4)

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l- Arabî (d.560/1165 Mürsiye / İspanya, v.638/1240 Şam / Suriye), mütercimi ve şârihi (şerh edeni) Ahmed Avni Konuk (d.1285/1868 İstanbul; v. 20 Mart 1938) olan bu eserin yayına hazırlanması Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhûm Dr. Selçuk Eraydın(1937-1995) tarafından gerçekleştirilmiştir (M.Ü.İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları 1983 İFAV, 6. Baskı-2017)

Bu eserin IV. cild’inin başlarından yapacağım bazı alıntılamalar (bunlardan ilki s.29’dan Mevlânâ Câmî’ye ait “Kâinatta olan her şey vehim ve hayâl veya aynalardaki akisler, yâhut gölgelerdir” sözüdür.) Aynı anlamda İsmail Hakkı Bursevî’nin “Sâyedir bu mâsivâ yoktur vücûd-u müstakil / Hakkıyâ Hak ehli Hak’tan gayri vâra bakmadı” dizeleri ve Şeyh Gâlib’in “Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır / Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır” beyitlerinde geçen ‘gölge vücûd’, ‘hakikat’ cihetinden değerlendirilmelidir. (…) Yani ‘Mümkün vücûda(varlığa) vehim ve hayâller isnâdı hakikat noktasından doğru, his ve akla göre yanlış bir değerlendirme olur. Zira mutasavvıflara göre, her var olan şeyin hakikati Allah Teâlâ’nın ilminde olan taayyünün (belirme/zuhur) nisbetinden ibarettir. Tasavvuf terminolojisinde buna “ayn-ı sâbite” (değişmeyen /sâbit hakîkat), hepsine “a’yân-ı sâbite (sâbit hakîkatler) denir. Eşyânın (şeylerin) bu değişmeyen hakîkatleri hâriçte olan değil, Hakk’ın varlığı olan Hak Teâlâ ile sâbittir. Hâriçte gördüğümüz veya görmediğimiz (soyut ve somut kevnî / kozmik sûretler) eşyânın hepsi, akıl ve hissimize göre hiç şüphesiz hissedilir, mevcut ve sâbittir. Onu bu aşamada olumsuzlamak, yükümlülük, sorumluluk, günah, sevab, cennet ve cehennemi inkâr olur ki, İslâm’ın rûhuna aykırıdır.