Ocak 2026 Posts

Erken Dönem Nakşibendî Geleneğinde İbn Arabî’nin Yansımaları

 

İbn Arabî’nin hemen hemen evrensel bir yayılıma sahip olan öğreti ve kavramlarından etkilenmeyişi bakımından Nakşibendî tarîkatinin istisnâî bir durum teşkil ettiği çoğu zaman ve yerde kabul edilen bir hususdur. (dipnot: Mesela bkz. Marjian Mole,”Autour de Dare Mansour”, Revue des etudes Islamiques, 1959, s.56, n.110. yine aynı yazarın bkz. Les mystiques Musulmans, Paris, 1982, s.107-108,117.) Bu yanlış anlayışın temelinde yalnız konuyla ilgili metinleri tanımama değil, aynı zamanda hem Nakşibendî tarikatının değişmez mahiyetini, hem de Şeyhü’l-Ekber’in eşsiz dehasını anlayamama yatmaktadır. İtidal üzerindeki meşhur ısrarı, şerîata olan bağlılığı ve ulemâ arasında her zaman edinmiş olduğu yaygınlık dolayısıyla NAKŞİBENDİYYE’nin teosofik spekülasyonların amansız bir düşmanı ve hakikî mistik içerikten yoksun bir çeşit mistisizm olduğu düşünülmüştür. BATI dillerinde KONU İLE İLGİLİ açıklayıcı mahiyette ÇOK SAYIDA ÖNEMLİ ÇALIŞMA ortaya çıkmış olmasına rağmen, İbn Arabî hâlâ çoğu kez neredeyse hemen hemen sapkın, ahlâkî ve hukûkî KAYITLARDAN âzâde bir sistemin savunucusu olarak kabul edilir. NAKŞİBENDİYYE İLE İBN ARABÎ arasında var olduğu düşünülen bu hayâl ürünü karşıtlık, belki de daha genel bir anlamda tüm İslâm Tarihi boyunca tasavvuf ile şeriatın tamâmen zıt kutupları temsil ettiğini ısrarla savunan görüşten kaynaklanmıştır.

NAKŞİBENDÎ geleneğinin eksen şahsiyetlerinden biri olan Müceddid Şeyh Ahmed Sirhindî’nin (v.1034/1624), İbn ARABÎ tarafından ortaya konulan belirli bazı düşünceleri tartıştığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (dipnot: Bu durumun yol açtığı yanlış anlama ve çarpıtmaların aşırı bir örneği, John ESPOSİTO’nun tamâmen temelsiz şu ifadesidir: “SİRHİNDÎ… Büyük bir iştiyakla İbn Arabî’nin BİR KÂFİR olduğunu İFADE ETTİ.” (İslâm, the Straight Path, Oxford,1988, s.124)


asına rağmen; İbn Arabî