“Türk Akademi Muhiti ve İslam Felsefesi”

 

Prof. Dr. İlhan Kutluer’in felsefî Gök Kubbemiz adlı kitabının (İz Yayıncılık, 2017), bu yazının başlığı olarak alıntıladığım bölümünden (s.27-31) yapacağım alıntılamalardan oluşacak bir yazı tasarladım; dilerim, iyi bir yazı olur ve okunur.

“Türkiye’de İslâm felsefesi dendiğinde öncelikle İlahiyat fakülteleri hatıra gelir. Bir anabilim dalı olarak bu saha öteki felsefe disiplinleriyle birlikte İlahiyat Fakülteleri yapılanmasının bütünleyici parçası olarak faaliyet göstermiştir. (…) bu fakülteler yalnızca din olarak İslam’ın prensip ve ilmî tezahürlerini değil, medeniyet olarak İslam’ın entelektüel ve sanatsal tezahürlerini de alanı olarak kabul ettikleri için başta İslam felsefesi olmak üzere, din felsefesi, felsefe tarihi ve mantık gibi alanlar da -öteki din bilimleri disiplinleriyle birlikte- İlahiyat’ın bütünleyici bir parçası sayılmışlardır. (…) Burada ilginç olan husus yüksek din öğretimi veren bir fakültede İslam felsefesinin teknik anlamda dinî bir ilmi ya da usulü ifade ediyor izlenimi vermesidir. (…) Yine bir ilahiyatçının kelam, felsefe veya tasavvufun entelektüel tarihi üzerinde çalışırken bunların üçünü de kapsayan muazzam bir entelektüel geleneğin tezahürleriyle muhatap olduğu bilinmelidir. (…)

Eğer siz şerhu’l Mevâkıf’ı bir kelam klasiği olarak okumak ve anlamak istiyorsanız kitabı telif eden büyük Cürcânî’nin arkasındaki kütüphaneden haberdar olmak, onun okuduğu felsefe kitaplarını okumak, anlamak ve bilmek zorundasınız. (…) Dolayısıyla Râzî’nin çok önemli kelam kitaplarını tahlil etmek isteyen bir kelam tarihi araştırmacısı iyi bir felsefe okuru olmak durumundadır. Yoksa bu işi başaramaz. Tersi de doğru. İyi bir felsefe araştırmacısı iyi bir kelam ve tasavvuf okuru olmak zorundadır. (…)

(…) İslam entelektüel geleneğine dair akademik neşriyata Türk felsefe camiasının gereği gibi ilgi gösterip göstermediğini yahut ne ölçüde ilgi gösterdiğini burada tartışacak değilim. Fakat bu camianın hiç değilse konuyla ilgili Batılı neşriyatı sonsuza kadar görmezden gelmesi mümkün değildir. Beklenen sonuç geleneğin günümüze yeniden, en yeni ve en güncel formlarıyla gelmesidir.Bu başarı entelektüel kimliğimizi köksüzlükten kurtarmakla kalmayacak, artık geleneğin yeniden anlaşılması, yorumlanması, eleştirilmesi ve belki aşılması suretiyle İslam düşüncesinden beklenen entelektüel performansı yeniden hayata geçirecektir. Önemli olan klasik geleneğin ileri atılarak kendini güncelleme, düşünce yöntemleri geliştirme ve yeni sentezlere ulaşma yeteneğini yeniden keşfetmektir.”

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked