Aralık 2025 Posts

“Takdîr-i İlâhî’yi bilmez, kul eder tedbîr/Meşhûr meseldir bu, tedbîri bozar takdîr.”

 

FÎHİ MÂ FÎH ‘in (Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ nin eseri, Tercüme : Ahmed Avni Konuk, Hazırlayan : Dr. Selçuk Eraydın, İZ Yayıncılık, 8. Baskı, 2009) KIRKÜÇÜNCÜ FASIL’ının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Bir mahalle sefer etmek azminde bulunan herbir kimsede birtakım ma’kul düşünceler peydâ olup der ki: “Eğer oraya gidersem, birçok işler müyesser olur ve ahvâlim nizam-pezîr olup; dostlarım sevinir; düşmanlarıma gâlib olurum.” İşte onun düşüncesi budur. Hak Teâlâ’nın maksûdu ise başka şeydir. Bu kadar tedbirler ile sefere çıktıktan sonra düşündüklerinin birisi bile murâdına göre müyesser olmaz; bununla beraber yine kendisinin tedbîr ve ihtiyârına i’timâd eder. Beyit: Nazmen tercüme : “Takdîr-i İlâhî’yi bilmez; kul eder tedbîr / Meşhur meseldir bu, tedbîri bozar takdîr.”

Bu hâl şuna benzer ki, bir kimse rü’yâsında bir şehirde garîb olduğunu ve orada hiçbir âşinâsı bulunmadığını görüp, hayrette kalır. Ne kimse onu tanır, ne de o kimseyİ. O adam, “Hiçbir bildiğim ve ahbâbım bulunmayan bu şehre niçin geldim?” diye gama düşer ve hasret çeker ve elini eline vurup dudağını ısırır. Uyandığı vakit ne şehri, ne de adamlarını görür. / Bu gam ve teessüfün fâidesiz olduğunu anlayıp o hâlden nâdim olur ve o dakîkalarını zâyi’ olmuş bilir. Bir başka def’a yine uykuya varıp tesadüfen kendisini böyle bir şehirde görür: o şehre geldiğinden ötürü gam ve gussa çekmeğe başlar. Hiç düşünüp demez ki, “ben yakaza hâlinde bu gamdan nâdim olmuş ve beyhûde rü’yâ ve fâidesiz olduğunu bilmiş idim”. Şimdi yine böyledir. Halk, azim ve tedbirlerin bâtıl oolduğunu ve hiçbir işin kendilerinin murâdı üzere meydana gelmediğini yüzbin kere görmüşlerdir. Hak Teâlâ onlara bir nisyân musallat eyleyip, bunların cümlesini unuturlar ve kendi düşünce ve ihtiyârlarına tâbi’ olurlar. “Allah kişi ile kalbi arasına girer.” (Enfâl, 8/24)

Vücûd (Varlık) hakkında bilgi

 

FÎHİ MÂ FÎH isimli eserin (Müellif: MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN RÛMÎ, Mütercim: AHMED AVNİ KONUK , Yayına Hazırlayan: Merhûm Dr. SELÇUK ERAYDIN, İZ YAYINCILIK: 82, İslâm Klasikleri Dizisi: 11, 8.Baskı; İstanbul, 2009 ) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

Yayına hazırlanmış bu eserin yazma bir nüshasının Konya MEVLÂNÂ Müzesi kütüphanesi 3895 numarada kayıtlı olduğu, kitabın TAKDİM bölümünde belirtilmektedir.

“Hz. Mevlânâ’ya göre mesel ve misâl başka başka şeylerdir. Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de misâl olarak nûrunu ‘misbâh’a ve velîlerin vücûdlarını (varlıklarını) ‘zücâc’a benzetmiştir. İşte bu benzetiş misâl içindir; gerçekte O’nun nûru kâinâta sığmaz. (Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Fîhi Mâ Fîh (Terc. Ahmed Avni Konuk, İst.1993, s. 151.)

Hz. Mevlânâ şükrü, ni’meti fark etmek tarzında tanımlar. Ni’meti fark etmemek, küfrân-ı ni’met olur ki, halk arasında böyle kimselere “nan-kör” ta’bir edilir.

Hz. Mevlânâ ni’meti bir memeye benzetir ve “şükür, ni’met memesini emmektir” der. (a.g.e. 164) Meme ne kadar süt ile dolu olursa olsun, ucuna kadar gelmez; emmek, o ni’meti istemektir.

Hz. Mevlânâ kendi sözlerini, başkalarınınkiyle mukâyese ederken, kendi sözünü “nakit” diğerlerini “nakil” olarak nitelendirir.

Hz. Mevlânâ’ya göre nakil, nakdin fer’idir. Nakid bir adamın kendi ayağı, nakil ise ayak şeklinde ağaçtan yapılmış kalıptır. Temyîz îmândır ; küfür ise temyîzsizliktir. Görmez misin ki Fir’avn zamanında, vaktâki Mûsâ (a.s.)’ın asâsı ejder oldu ve sâhirlerin değnekleri ve ipleri de cümleten yılan oldu, temyîz sahibi olmayan kimse, hepsini bir renkte gördü ve fark etmedi; ve temyîz sahibi kimseler ise sihiri Hak’tan anlayıp bu temyîz aracı ile mü’min oldu. Bundan dolayı îmânın temyîz olduğu ma’lûm oldu.

Nihayet, bu fıkhın aslı vahy idi; fakat halkın fikirleri , özellikleri ve tasarrufu ile karışınca o letâfet kalmadı. Ve günümüzde vahyin letâfetine hiç benzer mi? Nitekim bu su şehre “Turut” ismindeki dağdan cârîdir (gelendir). kaynağı oradadır, bak ki ne latiftir ve ne kadar sâfın sâfıdır. Vaktâki şehre gelir ve şehir ehlinin mahallelerinden geçer, ve bu kadar halk ellerini ve yüzlerini ve ayaklarını ve uzuvlarını ve elbiselerini onda yıkarlar ve hayvânâtın necâsâtı onun içine dökülüp karışır ve oradan başka tarafa akıp gider . Yine o su olduğunu görürsün: TOPRAĞI ÇAMUR EDER VE SUSAMIŞI KANDIRIR VE SAHRALARI YEŞİLLENDİRİR. Fakat bu suyun evvelce hâiz olduğu letâfetin kalmadığını, ona hoş olmayan şeyler karışmış olduğunu anlayacak bir mümeyyiz lâzımdır. Dolayısıyla temyîz büyük bir ni’mettir. Akıl ve temyîzdir esas olan. Ta’zîm gönüldedir. Zâhirde ta’zîm görünmezse, bâtının korkusuz, kaygısız olduğu ve ilahî merdleri muazzam tutmadıkları bilinir. “

“İktisap meselesinde kapının kapanması”

 

İktisap kapıların kapanmasıdır / Umduğumuz kazançlar hakkında kapanır kapılar / Benim adıma kesb sahih olursa şu da olur: / O’nun ehli olurum ve aradaki bağ sabit olur / Ben ve O, varlığın hükmüne bağlıyız / O’nun katındaki zanlarım buna şahit / Ben işlerimizi bilen ve görenim / Gözlerden kayıp değiliz / Allah bilir ki benim katımda olan, / O’nun da dediği gibi ilimde bana verilen, haşviyyattır / Celâlini ve cemâlini öğrenince / İşin bir serap olduğunu öğrendim.

Şöyle demiştir: ‘iktisab (kesbetmek) kazanmak üzere çalışmak demektir. var eden de kazanandır, çünkü kazandığıyla nitelenmiştir. (…) Bu nedenle ‘Allah vardı, O’nunla beraber başka bir şey yoktu’ denilmiştir. Hadisi aktaran kişiden şekilci âlimlerin zikretmiş oldukları ifade aktarılmamıştır. Onlar bu ifadeyi habere dâhil etmiştir. Söz konusu ifade ‘O şimdi de olduğu hal üzeredir’ ifadesidir. Böyle bir ifade haberi yalanlamak anlamınas gelir, çünkü ilahi habere göre Allah ‘Her gün bir iştedir. (Er- Rahman 55/29)

“En öncelikli hak Allah’ın Hakkıdır.”

 

“Secde hâlindeyken duayı arttırman gerekir. Bu itibarla secde Allah’a en yakın olduğun haldir. Hz. Peygamber ‘Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secdedir’ demiştir. Duayı çoğaltmanız gerekir; secdeden daha yakın bir hal olmadığı gibi dua da Allah’a yakınlık halinde yapılabilir. Secde halinde dua ettiğinde Allah’a istenilen yakınlığın sürekli olması için dua etmelisin. Çünkü Allah’ın bütün yaratıklarına yakın olduğunu biliyorsun. Bu meyanda Allah bulundukları her yerde yaratıklarıyla beraberdir. Talep edilen yakınlık ise kulun Allah’a yakın olması ve O’nun kendisinde bulunduğu her işte ve şe’nde Allah ile beraber olmasıdır. Çünkü Allah için şe’n ve işler, yaratıklar için haller mesabesindedir. Daha doğrusu onlar yaratıkların kendilerine bulundukları hallerdir. Babanın ölümünün ardından onun dostlarıyla ilişkini sürdürmen gerekir. Böyle bir davranış en iyi işlerdendir. Bir hadiste şöyle denilir: ‘ En iyi iş insanın babasının sevdikleriyle ilişkisini sürdürmesidir.’ Böyle bir davranış en iyi işlerdendir. Bir hadiste şöyle denilir: ‘ En iyi iş insanın babasının sevdikleriyle ilişkisini sürdürmesidir.’ Böyle bir davranış Allah’a en sevimli gelen işlerden olduğu kadar kastedilen o insanlara iyilik, kendilerine saygıyla selam vermek, hizmet etmek, imkân ölçüsünce ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara yardım etmektir. Aile ve akrabalarınla latifeleşmek gerekir. Bütün yaratılmışlara -Allah’ı kızdırmayacağın sürece – en iyi şekilde davranmalısın. Birisini Allah’ı kızdıracak şekilde razı etmen gerekirse , O’nu razı etmeyi tercih etmelisin. Tanıdığın ve tanımadığın herkese selam vermelisin. Karşılaştığın kişinin sana selam vereceğini bilirsen, selama onun başlamasına izin verip ardından onun selamını almalısın. Böyle yapınca farz sevabı kazanmış olursun.

Allah’ın ayetleri hakkında ilhada gitmekten veya içindeyken O’nun hareminde sınırı aşmaktan ve ilhada gitmekten sakınmalısın. İlhad dince doğru diye belirlenmiş bir işten yüz çevirmektir. Bu nedenle ayette ‘Kim orada ilhad niyeti taşırsa’ (el-Hac 22/25) denilmiş, ardından da zulüm anılmıştır. En üstün sadakatı vermelisin