Mart 2026 Posts

Ben Ne Yapıyorum?

 

İsmet Özel’in Üç Zor Mesele / Teknik – Medeniyet – Yabancılaşma (TİYO : 2 / İsmet Özel Kitapları : 2 / Eylül 2014 II. Baskı ) Kitabının BEN NE YAPIYORUM? başlıklı bölümünün birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

Dünyanın durumunu tekrar tekrar betimlemenin yararları sınırlı. Dünyayı anlamak hangi şartlarda ne yapılacağını bilmenin ön hazırlığıdır elbet. Ama hep dünyayı anlamak noktasında kalmanın da bir kaçamağı davet ettiğini unutmamalı. (s. 51)

Büyük örgütlerin değiştirici gücünü önemli sayıp bu yolda çaba harcamayı seçen her kimse, önce o örgütlerin şartlarına göre biçimlenmeyi göze almak zorundadır. Bir kez kendi biçimini, ele geçirmek istediği, ama kendinin de içinde kaynaştığı büyük birimin şartlarına göre ayarlayan kişi acaba güçlü olduğu zaman yeni bir biçim getirebilir mi? Bu çok tartışmalı bir meseledir. tarihî bilgiler bizi yanıltmıyorsa anlaşılıyor ki güçlü bir teşkilâtın buyruklarıyla toplumda yapılan değişiklikler kalıcı olmuyor. Gerçi yapılan her değişiklik mutlaka iz bırakıyor, hattâ geriye dönüşü imkânsız hâle sokuyor, ama değişiklik olarak kendini koruyamıyor, insan ruhu üzerine damgasını basamıyor. (…) Toplumdaki inanç değişikliklerinin buyrukla, dünyevî otoritenin kullanılmasıyla gerçekleşmesinin örnekleri az değildir. Hattâ denilebilir ki en yaygın yol budur. Hıristiyanlığın büyük insan kitlelerince benimsenmesinde Konstantin, Budizmin benimsenmesinde Asoka, Zerdüşt dininin temellenmesinde Sirus birer monark olarak etkin roller oynamışlardır. Ancak bir inancın yukarıdan aşağıya yayıldığı, bir bakıma bu konuda kuvvet kullanıldığı durumlarda, din kavgalarının ve ayrılıkların çabucak sökün ettiği de bir gerçek.

İslâmiyet’in büyük bir cemaat dini oluşunda ve çok sayıda insanın bu dini benimsemesinde bir monarkın, bir siyasî otoritenin belirleyici etkinliği yoktur. İslâm yayılmasını mü’minlerin, “küçük insanların” zaferleriyle gerçekleştirmiştir. Hıristiyanlık kendi mezhepleri arasındaki ayrılıkları uzlaşmaz kabul edip, Ortodoks, Katolik, Anglikan, Protestan dinler ortaya çıkarmıştır. Bunların her biri kendi dışında kalanı “kâfir” sayar. Oysa Müslümanlar arasında asgarî müşterek her zaman bulunmuştur. Farklı örgütler içinde bulunmaktan doğan ayrışmaları Müslümanlar da yaşamışlardır, ama büyük insan yığınları açısından birbirleriyle çok ince iplikle bağlı olsalar bile bir “Muhammed ümmeti” hep gerçekliğini ve geçerliğini korumuştur. Bunun nedeni Müslümanların siyasî otoritenin emri veya isteğiyle din seçmekten daha çok kendi eğilimlerine uyarak İslâm’ı benimsemiş olmalarıdır. Bu yaklaşımın ışığı altında diyebiliriz ki dünyanın durumunda gerçekleştirilecek değişiklik bakımından her insan tekine düşen sorumluluk önem kazanmaktadır. Eğer İslâm’ın yeni bir ruhla yaygınlaşması isteniyorsa bu görevin büyük kuruluşlara, dev örgütlere değil, insan teklerine düştüğünü gözönüne almalıyız.

Eğer dünyanın açıklanmasının olduğu kadar değişmesinin sorumluluğu da önemli ölçüde sıradan insanların omuzları üzerindeyse bu, bir bakıma yöneten-yönetilen, çalışan-çalıştıran, öğreten-öğrenen ve nihâyet yazar-okuyucu farkının en aza indirilmesi anlamına gelir. Yani “iş başa düşmüştür”, sorumluluktan kaçmak için kimsenin geçerli mazereti yoktur. Çaba göstermek zorunludur ve gösterilecek çabanın anahtar sorusu şudur: BEN NE YAPIYORUM? Üç kelimeden oluşan bu soru her üç kelimenin de ortaklaşa yüklendikleri üç evrede (merhalede) ele alınmalıdır:

BEN ne yapıyorum? Benim için hasmımın, yandaşımın, karşımda veya çevremde bulunanın yaptığından çok kendi yaptığım birinci sıradadır. Başkasının yaptığıyla değil, benim yaptığımla belirlenecek bir alanı önemsemek gerekli. Filânca şu işi yapıyor diye uğraşmak yerine, kendi yaptığımızın niteliğinde odaklanmak gerek. Kimin ne yaptığı tamâmen görmezlikten gelinecek bir husus değil ama benim ne yaptığım hepsinden önce gelir. (…) Ben yapıyorum, ama ne yapıyorum? Yaptığım işin kalitesi, mâhiyeti ne? Nedir yaptığım? Başkalarının yaptıklarıyla uğraşmak mı, yoksa bana düşeni belli bir düzeyde ve gerekli titizlikle yapmak mı? yaptığım beni nereye götürecek? Beni ne duruma sokacak?