“Bu tuhaflık incitiyor beni.”
İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında çıkan “YAŞAMAK SERESERPE DEĞİLSE NEDİR?” başlıklı ve 21 Ramazan 1443 (22 Nisan 2022) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=119&KatId=7 ) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı.
” Yüzyıllar içinde ve bilhassa Batılılaşmanın devlet eliyle uygulandığı adına resmi tarihin yıkılış dönemi yakıştırıldığı dönemde Türk aklı yaşamağa sereserpelik anlamı verdi. Taşra vilâyetlerinden birinde eğer sual ‘Filânca İstanbul’a niçin gitti?’ şeklinde sorulduysa cevabı ‘Yaşamağa gitti’ olarak tertip eden kimse yaşamak fiilinden keyfince gün geçirmeği kast ederdi. (…)
Devlet siyasetinin mümkün olduğu kadar az toprak kaybetmek ve mümkün olduğu kadar yavaş çökmek esasına oturtulduğu ortamda elimizde yalnızca çile doldurmak kalmıştı.
Çilemiz hâlâ dolmuş değildir. Türklerden bir millet olarak bahsetmek yerindeyse bu halimizle benzersiz bir milletiz. (…) Türklerin dünya ticaret yollarını denetim altında tuttuğu bir zamanda Avrupa’nın hâkim sınıflarını lüks ve refahtan mahrum bırakmamak için birikmiş sermayenin yöneticiliğine ihtiyaç vardı. Kapitalizm hangi kılığa girerse girsin (zaman içinde reel sosyalizm kıyafetinde bile karşımıza çıktı) bu yönetme biçiminin mücerret bir ifadesi oldu. (…)
XIX. yüzyıl medeniyet fikrinin yalnız Avrupa’yı değil, bütün dünyayı kasıp kavurduğu yıllar içinde geçti. (Bu yazının başlığını teşkil eden alıntı cümlenin yeri) Müstemleke sahibi olmaksızın medeni milletlerden biri sayılmanın imkânsızlığını bildiğim için inciniyorum. (…) Biz Türkler Viyana kapılarından Yemen’e kadar uzanan topraklara hükmettiğimiz doğrudur; ama hâkimiyetimiz altına aldığımız toprakları müstemlekeleştirmek işine bulaşmadık. Çünkü gayri-Müslimlerin köle hukuku Müslümanlara haramdı. (…)
(…) Kayıplarımız bizi Misâk-ı Millî ’ye getirdi. Misâk-ı Millî demek Türk askerinin I. Cihan Harbi’nin mağlubu sayılmasına rağmen gücünü Selânik’ten Batum’a, Hatay’dan Musul’a koruduğu saha demekti. (…)
Türk tarihi üzerine kafa yorduysanız vakıanın Diyar-ı Rum’un Dar-ül İslâm karakterine kavuşmasının Türklere bir hediye olduğunu anlarsınız. (…)
Yaşamağı sereserpelik gibi anlayışımız bizi bu güne getirdi ve tedbir alınmazsa çok daha ilerilere iletecek. (…) ‘Türk’ kelimesinin ansiklopedi sayfalarını aşamayacak zayıflığa uğradığı günleri işaret ediyorum.
Böyle günler gelecek mi? Gaybı ancak Allah bilir. Müslüman olarak bize düşen Allah’tan ümit kesmemek ve Allah’tan emin olmaktan kaçınmaktır. (…) Müslim’i gayrı-Müslim’den bir şuur, havf ve reca arasında bulunmanın şuuru ayırır. Batı Medeniyeti XVI. yüzyılda azmanlaşan müstemlekeciliğin kurtuluş yolu olduğu inancıyla bu güne geldi. Geldi de ne oldu? Ümidini Allah’a değil, Rusya’nın Ukrayna karşısında mağlup duruma düşmesine bağlamış bir Batı duruyor karşımızda. (…) Her şeyi yaşayarak, yani acı çekerek öğrenmeği öğrendik.
Yaşamak acı çekmekten ibaret midir? Evet, bu gerçeği bize kelime-i şahadet getirir getirmez birilerinin öğretmesi gerekirdi. Bir imparatorluğun kaymağını yiyenler neden yapmadılar bunu? Ve neden yapılmasına yüzyıllar boyu engel oldular? Bu iki suale verilecek cevap bizi Türk hayatının anlamına ulaştıracak.”
No Comments