Uncategorized Posts

William Chittick’in İbnü’l-Arabî’nin Kendi Fusûsu’l- Hikem Özeti olan NAKŞU’L- FUSÛS’undan (Tükçesi: Turan Koç, İZ Yayıncılık, 2023) bazı alıntılar

 

“Bir şeyin fass‘ı onun özü ve zübdesidir. (…) Hikmet hem şeylerin, bizatihi ne iseler o durumdaki gerçeklik, nitelik ve etkilerine ilişkin, hem de iradeye bağlı olarak yapılan iş ve eylemlerin (hikmete sahip olan biri tarafından yapıldığında) şartlara uygun bir şekilde yapılmasını gerektiren bilgidir.”

El-İlâhiyye (ilâhilik ya da Allah ismi) bütün İlâhî isim ve sıfatların mertebelerini kuşatan mertebenin, yani varlık katı ya da düzeyinin ismidir.

O bakımdan, Allah ismine ait hikmetin özü Ulûhiyet mertebesine ait bilgi ve marifetler bütünüdür veya bu bilgi ve marifetlerin yazıldığı yerdir, yani Kâmil İnsan’ın kalbi. Bu yüzden, bu bölümün başlığının ifade etmek istediği şey bütün bu bilgi ve marifetlerin özünün ya da bunları alma kabiliyeti olan mahallin Âdem’in kelimesinde gerçekleşmiş olduğu hususudur. Bu kitapta kelime ile ifade edilmek istenen, ayırt edici özellikleri bakımından söz konusu peygamberin bizzat kendi özü (ayn) ile ona ve ümmetine Allah tarafından bahşedilmiş olana şeydir.

İsmail Kara

 

1955 yılında Güneyce/Rize’de doğdu. Güneyce İlkokulu’ndan mezun oldu (1965). İstanbul İmam Hatip Okulu’nu (1973), İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü (1977) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü (1986) bitirdi. Uzun Yıllar Dergâh Yayınları’nda editörlük ve yayın yöneticiliği, Ste. Pulcherie Fransız Kız Ortaokulu’nda din dersi öğretmenliği (1980-1995) yaptı. “İslâmcılara Göre Meşrutiyet İdaresi 1908-1914” başlıklı teziyle siyaset bilimi doktoru, ardından 2000’de doçent, 2006’da İslâm Felsefesi profesörü oldu. 1995 yılından itibaren çalıştığı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 2015’te emekliye ayrıldı. 2017-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi’nde hocalık yaptı. Halen İstanbul Zaim Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

Siyasete ve dolayısıyla önümüzdeki seçime dair birkaç not

 

Yerel yönetimler için seçim 31 Mart 2024 günü gerçekleşecek. Daha bir-buçuk aya yakın bir zaman var. Ama sanki bu seçime daha az bir süre var gibi bir siyasal ortam söz konusu.

İBB Başkanı, ABB Başkanı, İzmir, Adana, Bursa, Eskişehir, Konya BB Başkanları kimler olacak?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu yeniden seçilir mi? O seçilmez de Murat Kurum seçilirse sevinecekler de çok olacaktır tahmin ediyorum. E.İ. kaybederse sevinecekler arasında olurum.

ABB Başkanı Mansur Yavaş E.İ. gibi çok sevilmez biri değil ama CHP’li bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sessiz-sedasız durumu idare ediyor gibi. İzmir BB Başkanı’nın adını bile bilmiyorum, CHP’dendir muhakkak. O veya başka bir CHP’li yine seçilir tahmin ediyorum.

Adana için bir tahminde bulunamam. Konya’da AK Parti kazanır sanıyorum.

Önümüzdeki bu yerel seçimler kimilerimiz için potansiyel bir sevinme birikiminin açığa çıkması, kimilerimiz için üzülme vesilesi olacak muhakkak.

Erzurum’da, K.Maraş’ta, Trabzon’da, Rize’de, Samsun’da, daha çoğu şehrimizde tahminim sevindirici sonuçlar ortaya çıkar.

Bu kadarcık tahminlerim. Bekleyecek, göreceğiz. Hayırlısı olsun.

Sürprizler olabilir. İyi ki seçimler var ve halka seçme hakkı tanınıyor. Seçmenlere de sağduyu diliyorum. İyi düşünüp karar vermelerini dilerim.

Sonuçlara razı olmamız tabiidir. Tekrar önümüzdeki seçimlerin sonuçlarının hayırlı olmasını dilerim. Vatandaşlarımızın tümüne serbestçe ve isabetli olacak şekilde oylarını kullanmalarını; sonucun milletimiz için hayırlı olmasını dilerim.

Keşke büyük çoğunluğumuz önümüzdeki yerel seçimlerin sonuçlarından memnun olsa, sevinse!

“İlahiyat kadroları akademik hedeflere yoğunlaşma vazifesiyle yükümlüdürler”

 

ÖMER TÜRKER‘in 2 aylık düşünce dergisi Teklif‘te (Mart 2023, Sayı 8) çıkan “Türkiye’de İlahiyatların ve İlahiyatçılığın Sorunları” başlıklı yazısından yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki s.119’un ortasından bir cümle alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil etmekte) oluşturacak bu yazıyı.

“Yeni eğitim kurumlarının yanı sıra artık açıklama gücüne sahip bilimsel bilgiyi temsil etmek salahiyetini kaybeden medreselerin faaliyetine devam etmesi, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar klasik aklî ve şer’î bilimlerin yeni eğitim sistemindeki yerinin belirginleştirilmesini de zorlaştırmış hattâ medreselerin kısmen ilgisizliğe terkedilmesine sebep olmuş görünmektedir.”

“Türkiye’deki üniversitelerin sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi temel bölümlerinde yetişen insanların kahir ekseriyeti, klasik İslâm geleneğinin önde gelen şahsiyetlerinin teorileri bir yana isimlerini bile duyma imkânına sahip olamamıştır.”

“Üniversite” konulu bir Açık Oturum’dan alıntılar

 

Teklif isimli 2 aylık düşünce dergisi‘nden (Mart 2023, Sayı: 8) başlıkta ifade edilen Açık Oturum’dan yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı. Açık Oturum’a katılanlar İlahiyatçı akademisyenler olup Tahsin Görgün, İhsan Fazlıoğlu, Ömer Türker, Ahmet Ayhan Çitil, İbrahim Halil Üçer’dir.

Tahsin Görgün: Bismillahirrahmânirrahîm. Genellikle biz sorunları tartışırken daha genel bir perspektifte müzakere ediyorduk ama bu sefer sanki Türkiye’deki durumu dikkate alıp üniversitenin hâlini müzakere ederek Türkiye üzerinden genel anlamda universiteyi konuşmamız daha isabetli olacak gibi. Öncelikle bir hususu işaret ederek başlamak istiyorum: Türkiye’de özellikle son birkaç on yılda inşaat, mühendislik ve tıp gibi alanlarda önemli başarıların elde edildiğini söylemek mümkün. Bu başarıların bir cihetten üniversiteler ile doğrudan alâkası var. Mühendisler ve tabipler bu ülkenin üniversitelerinde yetiştiler. Misyonu, varlığını kendisine medyun olduğu toplumu bilgi konusu ve kaynağı olmaktan çok, malzeme olarak görüp, malzemesini içinde bulunduğu toplumdan alarak, onu sömürge düzeni veya dünya sistemine uyarlamak olan bir kurumun işi araştırma olamayacağı ve işinin en iyi ihtimalle eğitim olacağı; eğitimin de toplum içinden seçilmiş bir kesime, sömürgeci ülkelerin çıkarlarına -farkında olarak veya olmayarak- duyarlı belirli bir elit yetiştirmek olduğu söylenebilir.”