Uncategorized Posts

Anlamlarıyla Kerîm KUR’ÂN’ın Tevbe Sûresi’nden yedi âyet

 

HASAN TAHSİN FEYİZLİ’nin SERVER İLETİŞİM’den çıkmış (2. Baskı: 2007) bu eserinin TEVBE Sûresinden yedi âyeti anlamlarıyla aktaracağım.

“Eğer (bu) müşriklerden biri senden Eman isterse, onu himaye et. Tâ ki bu sayede Allah’ın kelâmını işitip dinlesin (ve düşünsün). Sonra (eğer Müslüman olmazsa) onu emniyette olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar, (hakikati) bilmeyen bir topluluktur.” (9/6)

“Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü /İslâm’a karşı olmayı sevip tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinir ve onların velayetleri (idareleri) altına girerse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (9/23)

“(Ey mü’minler!) Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan) çıkarmayı tasarlayan ve bununla beraber sizinle (silahlı) savaşa ilk önce kendileri başlayan bir toplumla (hâlâ) savaşmayacak mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) iman edenlerdenseniz, bilin ki, Allah kendisinden korkulmaya daha lâyıktır.” (9/13) (bk.17/76) “

” (Allah’ı bırakıp da başka şeyleri yüceltip ona bağlanan) müşriklerin, kendilerinin küfrüne (yine kendileri) şahitlik edip dururken, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri olacak şey değildir. İşte onların (hayır namına) yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.” (9/17)

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, (İslâm’a uygun yaşamak için) Allah’dan başkasından korkmayan kimseler mâmur eder. (Onları yapar, cemaat ve âlimlerle şenlendirirler.) İşte onların doğru yola erenlerden olmaları umulur.” (9/18)

” (Ey müşrikler! Siz) hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ın imârını, Allah’a ve âhiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden kimse(nin işi) gibi mi tuttunuz? Allah katında (bunlar aslâ) eşit olmazlar. Allah (kendisini bırakıp başkalarına bağlanarak müşrik olan) zâlimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.” (9/19)

“İman edenler, (Allah ve Resûlü’nün gösterdiği yön ve yönteme) hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden / gayret gösterenler, Allah katında derece bakımından daha büyüktürler. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (9/20)

“Muhammedî Hakikat”

 

Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç‘ın tasavvuf düşüncesi Makaleler-Konferanslar I (SUFİ KİTAP 2.Baskı: Aralık 2014) kitabının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“İlk dönem sûfîlerinde çok kullanılmayan ancak sonraları Hakîm el-Tirmizî ve İbnü’l-Arabî’yle başlayan tasavvufî literatürde sıkça karşılaştığımız ve zirvesini Abdülkerim el-Cîlî’de bulan hakîkat-i Muhammediyye (Muhammedî hakikat) manâ itibariyle nedir?

Bu sorunun cevabı, kuşkusuz sûfîlerin âlem tasavvurunda gizlidir. Sûfîlere göre âlem zâhir ve bâtının dengesi üzere yaratılmış olabilen en mükemmelbir oluşumdur. Bâtının en mükemmel sûrette zâhire çıktığı bir yapıdır. Dolayısıyla burada zuhûra gelen her şey bâtının üflemesiyle, bâtından yüklenmek sûretiyle zâhire giydirilen manâlardır. Bu gözle bakıldığında, âlem Hakk’ın nurunun bir tür yansıması olmaktadır. Fakat Hakk’ın nurunun âleme yansıması ve ruhunun âleme intikâli bir irtibat noktası üzerinden olmuştur. Yani Hakk’ın tecellîsi bir noktaya olmuş, daha sonra da bu tecelliyât o noktadan inbisat etmiştir (açılmış, yayılmıştır).

“Yaratılış baştanbaşa lütuf ve ihsandır”

 

2 aylık düşünce dergisi olan Teklif ‘te (Eylül 2022 / Sayı 5) çıkan Prof. Dr. Ömer Türker‘in Adalet Üzerine başlıklı yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki, o yazının üçüncü sayfasının sonlarındaki bir cümlenin son kısmı alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil etmektedir) oluşturacak bu yazıyı.

“Adalet kelimesi, gündelik dildeki müphem anlamından çeşitli bilim dallarındaki dakik açıklamalarına varıncaya dek oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. (…) Kelimenin en geniş ve temel anlamı, ilâhiyat sahasında görülür. Metafizikçi filozoflar adaleti, her bir mevcudun kendi kabiliyetine göre varlıktan pay alması anlamında kullanır. Buna göre Tanrı’dan gelen varlık anlamı, tüm mevcutlara onların kabiliyetlerine uygun şekilde yani hak ettikleri miktarda dağılır, böylece her şey kendi hak ettiği yere konulmuş olur. Dolayısıyla da âlemdeki düzen, olmuş ve olabilecek en âdil düzendir. (…)”

“Noksansız Müslümanlık ‘Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’ Tutumu Edinmekten Geçer”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portalı İsmet Özel Köşesinde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında DAHA İYİ OLMANIN YOLU başlığıyla çıkan 14 Cemaziyelahir 1445 (27 Aralık 2023) tarihli yazısının (www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=208&/Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının ikinci paragrafından bir cümle alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak bu yazıyı.

“Bir vatandaş, daha iyi bir vatandaş… Bir Müslüman, daha iyi bir Müslüman… İyi bir kimse, daha iyi bir kimse… Değerlendirmeyi kim yapacak? Hangi çağda bazı insanların arasından diğer insanları tasnif etmeğe yetkili biri çıkmış? Meselenin aslına vâkıf olursanız ortada insan sağlığına doğrudan zararlı bir kötülüğün olduğunu görürsünüz. Dünya çapında yarışan halterci kadınları bir düşünün.

Kur’an nâzil olunca Allah insanlığın eline mükemmel toplumun formülünü teslim etmiş oldu. İnsanlar formülün kıymetini bildiler mi? Tarihte yaşananlara göz attığımız zaman bu sualin cevabının menfi oldugunu görürüz. Hâlbuki Müslümanlar bir Asr-ı saadet, bir Hulefa-i Raşidin devri yaşadı. Bir asra saadet asrı deyişimizin sebebi Resulullah’ın şahadet âleminde bulunuşu yüzündendir. Yani Müslümanlar akıllarına takılan suallere cevap verecek birini aralarında bulunduruyorlardı. (…) (Başlığı alıntı olarak teşkil eden cümle burada). Bu sebeple cemaat namazlarına katılmayanların evlerini birer birer yakma fikri Resulullah’ın zihnini meşgul etmiştir.

“İbn Arabî Düşüncesine Giriş ŞEYH-İ EKBER”

 

Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç‘ın 1995 yılında neticelenen bir Doktora tezinin on dört yıl sonra, 2009’da kitaplaştırılmış (SUFİ KİTAP I.BASKI Kasım 2009) hâlinden yapacağım bazı alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

Vücûd yani Varlık O’nundur, O’ndandır ve belki de O’dur. Âlem ve biz, O var olduğu için varız, bizim varlığımız O’nun varlığıdır. Biz yoktuk O vardı, sonra o varlığından bir nebze bize de verdi ve biz de O’nunla var olduk. Bize verdiği o emanet varlığı geri alacak olsa biz var olmayız, aslımız neyse ona döneriz.”

“Onun, otuz yedi ciltlik el-Fütûhât için bile “Bu kitaptan maksat, elden geldiği kadar veciz ifade ve hülâsadır” demesi hayli mânidardır.”

“Tasavvuf ahlaktan ibarettir. Tasavvuf ahlakıyla bezenmiş kimsenin hakîm olması şarttır, olmazsa onun tasavvuftan nasibi yok demektir. Çünkü tasavvuf hikmettir, hikmet ise nebevî ilimdir.”

Sayılar ilmi konusunda keşf yolundan, yani bu ilmin tabiatının gerektirdiği yoldan, yani ilâhî hakikatlerin geldiği yoldan, bize gelen acâib sırlar vardır. Şayet ömrümüz kifâyet ederse inşallah sayıların bilgisi konusunda hususî bir kitap yazacağım.”

“Muhyiddîn’den bahsederken karşımızdakinin ne modern ne de Aristocu manâda bir filozof olmadığı bilinmeli ve dolayısıyla onun doktrini bir felsefe olarak alınmamalıdır.” (S.H.Nasr, Three Muslim Sages,102.)