Uncategorized Posts

Ana Muhalefet Partisi çok zayıf bir döneminde!..

 

Kemal Kılıçdaroğlu en başta Parti Genel Başkanı olarak güçlü bir lider değil. Parti genel başkanlığına istekli ve niyetli olduğu sezinlenen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da Ana Muhalefet Partisi CHP’nin Genel Başkanı olmayı hak eder bir karizmaya sahip değil. Parti içinden belli pozisyonlarda bulunan isimler de liderlik için dikkat çekici değiller. Ama bu parti hâlen Ana Muhalefet Partisi CHP. Niye bu durumda ve neden Genel Başkan olma liyakatı ve karizması olan bir siyasetçisi ortaya çıkmıyor günümüzde?

“Akademinin Peşine Düştüğü Büyük Sorular Bizim Sorularımız mı?”

 

Ahmet Ayhan Çitil‘in Teklif isimli 2 aylık düşünce dergisinde (Temmuz 2023/Sayı 10) yukarıdaki başlıkla çıkan yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Bugün hâlâ etkisini hissettiren Ortodoks (pozitivist) bilim anlayışı, öncelikle Hume ve Kant’ın, daha sonra da semantik gelenek olarak anılan ve dili felsefî faaliyetin merkezine yerleştiren bir grup düşünürün, metafiziksel olanı felsefî söylemden elemesi üzerine kuruludur. (…)

Bilhassa 20. yüzyılın ortalarından itibaren etkisini daha çok hissettiren pragmatist bilim anlayışı ise metafiziğe karşı -ilk bakışta- ilkesel bir karşı çıkış içermiyor gibi görünmektedir. Bu anlayışa göre insanlığı bir arada tutma, konumlandırma ve yönlendirme konusunda bir işlev gördüğü ölçüde metafizik, kökten biçimde reddedilmemelidir. Ancak daha yakından bakıldığında pragmatizmin izin verdiği biçimiyle metafizik, hakikat iddiasından vazgeçmiş ve bilimlerin destekçisi olmanın ötesine geçmeyen bir düşünce biçimine karşılık gelmektedir.

Bilimsel düşünmeyi esas alan ve metafiziği yukarıda anılan biçimlerde konumlandıran bu gelişmelerden hareketle (bir zamanlar klasik metafiziğin ilgi ve tartışma alanına giren) Tanrı’nın varlığı, Tanrı-Evren ilişkisi, canın varlığı ve Tanrıyla bağı, özgür iradenin imkânı, İyi, Doğru, Güzel gibi terimlerin işaret ettiği şeylerin kendindeliği, bilinç sahibi bir varlığın fiziksel bir evrende var olabilmesinin tatmin edici bir açıklamasının verilmesi, bir temsilin nasıl olup da kendi dışında bir varlığa işaret edebildiği veya işaret etme bağıntısının kuruluşu, … gibi tema ve soruların insanlığın ilgi alanının dışında kaldığını söylemek pek mümkün görünmemektedir.

“Türk Milletini tanımlayan ana unsur nedir?”

 

Derin Tarih dergisinin Temmuz 2023 sayısında Prof.Dr. İsmail Kara‘nın “Türkiye Kendi Milliyetçiliğini Mi Tartışıyor, Yoksa Kendisine Dayatılanı Mı?” başlıklı yazısının başlarından bir bölümü alıntılamam oluşturacak bu yazıyı. Başlığı alıntı olarak teşkil eden soru cümlesi de o yazının ikinci cümlesidir.

“Tanzimatla başlayan, II. Meşrutiyet döneminde iyice alevlenen milliyetçilik tartışmaları bugün de devam ediyor. Türk Milletini tanımlayan ana unsur nedir? Din mi, dil mi, kültür mü, toprak-vatan veya ırk mı? Cumhuriyet Türkiyesi, bu konuda Osmanlı’dan nasıl bir fikrî birikimi tevarüs etti? Seküler milliyetçiliğe alan açan çatallaşma nerede başladı? Prof. Dr. İsmail Kara ve Abdülkerim Asılsoy II. Meşrutiyet dönemindeki milliyetçilik tartışmalarıyla ilgili metinleri bir araya getirerek literatüre önemli bir katkıda bulundular. ” ” 1/1904-1914 DİN VE MİLLİYET II.Meşrutiyet ve Millî Mücadele Dönemlerinde Milliyetçilik Tartışmaları” kitabından hareketle biz de bu hararetli tartışmaya dahil olarak İsmail Kara’ya konuyla ilgili sorular yönelttik.

“Nerede olsanız, Allah bizzât sizinle beraberdir.”(Hadîd, 57/4)

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l- Arabî (d.560/1165 Mürsiye / İspanya, v.638/1240 Şam / Suriye), mütercimi ve şârihi (şerh edeni) Ahmed Avni Konuk (d.1285/1868 İstanbul; v. 20 Mart 1938) olan bu eserin yayına hazırlanması Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhûm Dr. Selçuk Eraydın(1937-1995) tarafından gerçekleştirilmiştir (M.Ü.İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları 1983 İFAV, 6. Baskı-2017)

Bu eserin IV. cild’inin başlarından yapacağım bazı alıntılamalar (bunlardan ilki s.29’dan Mevlânâ Câmî’ye ait “Kâinatta olan her şey vehim ve hayâl veya aynalardaki akisler, yâhut gölgelerdir” sözüdür.) Aynı anlamda İsmail Hakkı Bursevî’nin “Sâyedir bu mâsivâ yoktur vücûd-u müstakil / Hakkıyâ Hak ehli Hak’tan gayri vâra bakmadı” dizeleri ve Şeyh Gâlib’in “Tedbîrini terk eyle takdîr Hudâ’nındır / Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır” beyitlerinde geçen ‘gölge vücûd’, ‘hakikat’ cihetinden değerlendirilmelidir. (…) Yani ‘Mümkün vücûda(varlığa) vehim ve hayâller isnâdı hakikat noktasından doğru, his ve akla göre yanlış bir değerlendirme olur. Zira mutasavvıflara göre, her var olan şeyin hakikati Allah Teâlâ’nın ilminde olan taayyünün (belirme/zuhur) nisbetinden ibarettir. Tasavvuf terminolojisinde buna “ayn-ı sâbite” (değişmeyen /sâbit hakîkat), hepsine “a’yân-ı sâbite (sâbit hakîkatler) denir. Eşyânın (şeylerin) bu değişmeyen hakîkatleri hâriçte olan değil, Hakk’ın varlığı olan Hak Teâlâ ile sâbittir. Hâriçte gördüğümüz veya görmediğimiz (soyut ve somut kevnî / kozmik sûretler) eşyânın hepsi, akıl ve hissimize göre hiç şüphesiz hissedilir, mevcut ve sâbittir. Onu bu aşamada olumsuzlamak, yükümlülük, sorumluluk, günah, sevab, cennet ve cehennemi inkâr olur ki, İslâm’ın rûhuna aykırıdır.

CHP’nin durumu

 

Hâlen CHP’nin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Ama İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu İBB ile alâkasından daha çok CHP ile alâkalı görünüyor. Sanki CHP’ye Genel Başkan olmak istiyor gibi. Yıllar sonra TV ekranında Altan Öymen’i, Murat Karayalçın’ı da görüyoruz yaşlanmışlar olarak.

Ama tabii ki en çok Kemal Kılıçdaroğlu ve Ekrem İmamoğlu gorünüyor ekranda. Aralarında halef-selef olma durumu niyet ve düşünce olarak varsa da bunu her ikisi de açıkça yansıtmıyor. Ama izleyenler E.İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanı olmak istediğini sezinliyorlar. Her ne kadar esas görevinin İBB Belediye Başkanı olduğunu ve bu arada ekmek türlerine zam yaptığını bilseler de.