Uncategorized Posts

“Siyaset bizi bütün yapılar arasında canbazlık yapmağa çağırır”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında MİLLETLERİN HİZASI başlığıyla çıkan 15 Muharrem 1445 (2 Ağustos 2023) tarihli yazısının (www.istiklalmarsidernegi.org.tr/ IsmetOzel?Id=185&Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının ikinci paragrafının ortasından bir cümle olup alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak bu yazıyı.

(Başlığı teşkil eden alıntı cümleyi o yazıda izleyen şu cümleler ): Bu davete icabet eder miyiz? Meseleyi düğümlendiren bu sualdir. Bu gün durum parlak mıdır? Hiç değil. Neden değil? Değil çünkü yaşamak endişesiyle bulandırılmış bir zihinle hayatta kalmağa çabalıyoruz. (…)

İslâmî entelektüel mîrasın Batıda tanınması için çaba gösterenlerden biri: William Chittick

 

” VAROLMANIN BOYUTLARI -Tasavvuf ve Vahdetü’l-Vücûd Üstüne Yazılar- ” diye Dr. Turan Koç tarafından Türkçeye çevrilen Willliam Chittick‘in İngilizce olarak yayınlanmış ‘bir demet makalesi’ insan yayınları‘ndan (231.), alternatif düşünce dizisinden (36.) kitap olarak, birinci baskı 1997, dördüncü baskı 2013 olarak yayınlanmış bulunmaktadır. Bu kitabın başlarından yapacağım bazı alıntılamalardan oluşacak bir yazı bu.

William Chittick New York State Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. The Sufi Path of Knowledge: Ibn al-Arabi’s metaphysics of Imagination; The Sufi Path of Love: The Spiritual Teachings of Rumi; Faith and Practice of İslâm; A Shi’ite Anthology; İmaginal Worlds: Ibn Al-Arabî and The problem of Religious Diversity; The Self- Disclosure of God: Principle of Ibn al-Arabi’s Cosmology gibi tasavvufî ve felsefî kültürümüzün daha iyi anlaşılması açısından son derece önemli eserlerin yazarıdır. 1979’da Türkiye’de bulunmuş; doktorasını Seyyid Hüseyin Nasr’ın yönetiminde 1974’de Tahran Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Doktora çalışması, Abdurrahman Câmî’nin Nakdu’n-nüsûs fî şerh-i nakşi’l-fusûs adlı eserinin tahkiki ve incelenmesi idi.”

“Çağdaş Küresel Medeniyet Anlamı/Gelişimi /Konumu

 

Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz-Yahudi Medeniyeti ”

İki başlıklı, merhûm Ş. Teoman Duralı‘nın (d.1947-v.2021) dergâh yayınlarından çıkmış (Birinci Baskı: Kasım 2000) kitabının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“(…) Çalışmanın hem taşıdığı savın mâhiyetini hem de ele aldığı sorunlar ile konuların anlam bütünlüğünü daha sağınca yansıtacağını düşündüğümüz “Çağdaş Küresel Medeniyet” adını kitaba üst başlık olarak uygun görüyoruz. Üst başlığın yanı sıra, “Çağdaş Küresel Medeniyet“in konuca işlenişi ve bunun tabiî sonucu olarak bölümler ile alt bölümlerin başlıkları da “…Çağdaş İngiliz-Yahudî Medeniyeti“nkisinden farklıdır. Her şeyden önce, “Çağdaş Küresel Medeniyet“te öne sürülüp savunulan savın arka planı ile gerekçelerini oluşturan tarihe ilişkin tesbitler ile açıklamalar, “…Çağdaş İngiliz-Yahudî Medeniyeti“nde yer alanlara oranla bir hayli fazladır. Tabii, şurası da var ki, anılan iki kitabın ana fikri yahut savı birdir, aynıdır. İmdi, aynılık ile farklılık hususlarını gözönüne aldığımızda, “Çağdaş Küresel Medeniyet” in, “…Çağdaş Cihanşumûl İngiliz- Yahudî Medeniyeti” kitabının artık yalnızca, gerek tâlî savları güçlendirilmiş gerekse konuca çeşitlendirilmiş devâmı olduğunu görürüz.” (Çalışmanın Mâhiyeti Hakkında başlıklı bölümden. s.15)

Fütûhât-ı Mekkiyye’nin Ekrem Demirli Çevirisiyle 8. Cild’inden alıntılar

 

Muhyiddin İbn Arabî‘nin en ünlü iki eserinden biri olan Fütûhât-ı Mekkiyye‘nin Prof.Dr. Ekrem Demirli Çevirisi ile Litera Yayıncılık’tan 2008’de yayınlanmış 8. Cild’inin başlarından birkaç yerden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

” ‘Siz Allah’a muhtaçsınız‘ (Fâtır, 35/15) ayetinde Hak, muhtaç olduğumuz ‘her şey’ adıyla bizim için kendisini isimlendirdi. Bunun nedeni, başkasına muhtaç olunmasına karşı duyduğu gayret ve kıskançlıktır. Öyleyse yoksul, (Allah’ın kendisini isimlendirdiği) ‘her şey’e muhtaç iken hiçbir şeyin muhtaç olmadığı kişidir. Böyle biri, muhakkiklere göre, sırf kuldur. Onun varlık şeyliğindeki hali yokluk şeyliğindeki haliyle birdir. Bu, amansız bir hastalığa karşı yegâne çaredir. Allah şöyle der: ‘Seni bir şey değilken yarattı.’ (Meryem, 19/9) Bu, (tüm âlemi ilgilendiren) genel yargı içindeki (özel) bir yargıdır. ‘Daha önce insan bir şey değil iken yarattığımızı hatırlamaz mı?’ (Meryem, 19/67) Burada ise mertebenin üstünlüğüne dikkat çekilir. ‘İnsan üzerinde zamandan bir kısım geçmiş midir, o zikredilen bir şey değil iken?’ (el-İnsan, 76/1) Bununla birlikte onun aynî varlığı vardı, çünkü dehr zamanı, onun üzerinden geçmiştir. Öyleyse yoksunluk, ihtiyacı belirlemeksizin, zâtî yoksunluk demektir. Belirlememenin nedeni, kendisine en uygunu bilmemektir. Allah’ın isimlerinden biri de el-Mani’dir. Allah her şeye yaratılışını vermiştir. Öyle ki, bizde yarattığı amaca da yaratılışını Allah vermiştir. Dolayısıyla biz daima bir amaç taşırız. Allah ise ancak bir maslahat nedeniyle (amacımıza ulaşmayı) engeller. Nitekim bir topluluğa da daha çok günah işlesinler diye mühlet verir. Allah onlara günah (yapma imkânı) verdiği gibi günaha da yaratılılışını veren Allah’tır. Dolayısıyla Hakk’ın nimetlendirmesi sınırlanmaz. (…)” (s.15)

“Kalb, Adl isminin mazharıdır.”

 

Muhyiddin İbnu’l Arabî‘in ünlü eseri FUSÛSU’L-HİKEM’inin Türkçe’ye çevrilmiş ve şerh edilmiş (Tercüme ve Şerh: Ahmed Avni Konuk) hâlinden günümüz Türkçesiyle Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın tarafından yayına hazırlanmış ve M.Ü. İlahiyat Fak. Vakfı Yayınları’ndan (İFAV) 6.Basımı Nisan 2017’de gerçekleşmiş III. Cild’inin birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki, Şuaybî Kelimede İçkin Olan “Kalbî Hikmet” Beyânında olan Fass’ın ilk cümlesinde geçen ve bu yazının başlığını teşkil eden alıntı cümledir)

O cümlenin devamı şöyledir: “ve bedenin i’tidâl sebebi ve nefsin adalet sebebidir; ve feyz kalbden gelip sûret taraflarına yayılır ve organların hepsine eşit olarak dağılır; ve sûret kalb ile beka (sebat) bulur; ve rûhânî ve nefsânî güçlerin/kuvvetlerin toplandığı yerdir; ve zâhir (görünür) ile bâtın(gizli) arasında berzahtır; dalları ve sonuçları çoktur; ve ‘Allah’ câmî (toplayıcı) ismine benzeyicidir. Nitekim Hakîm Senâî hazretleri Zâdü’s-Sâlikîn’de buyururlar. Beytin tercümesi: “Yakînen bil ki, cemin sihirli kadehi dedikleri senin kalbindir. Sevincin ve gamın istikrar bulduğu yer senin kalbindir. Eğer cihânı görmek temennîsinde isen, her şeyi o kalb içinde görmek mümkündür. Baş gözü unsûrî kalıbı görür; sır olan şeyi ancak kalb gözü görür. Evvelâ kalb gözünü aç, daha sonra her şeyi temâşâ et!” (s.1)