Uncategorized Posts

E. İmamoğlu değişim olarak İstanbul’a ne kattı?

 

Bir süredir CHP Genel Başkanlığına göz dikmiş olduğu bilinen İmamoğlu ‘değişim’ sözüne çok yer veriyor konuşmalarında. İstanbul’u nasıl değişime uğrattıysa CHP’yi de öyle bir değişime uğratacağını ifade etmiş oluyor. Değişim üstâdı kendisi sanki!

Üniversite tahsilini İstanbul’da yapmış ve son 22 yıldır da İstanbul’da yaşayan biri olarak şu sıralar CHP Genel Başkanlığına lâyık tek kişi olarak âdeta kendisini gören bir Ekrem İmamoğlu vakıasıyla karşı karşıyayız. Sık sık televizyonda görüyoruz kendisini Cumhurbaşkanı seçim sürecinden bu yana. Özgür Özel iyi ki aday olacağını duyurdu da Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu ikilisine kalmadı CHP’de genel başkanlık yarışı.

Kılıçdaroğlu iki rakiple karşı karşıya şimdi. Biri parti teşkilatından Ö.Özel, diğeri altılı masadan ve hâlen İBB Başkanı olan E. İmamoğlu. Kılıçdaroğlu Baba-oğul ilişkisinden bahsederken şimdi oğul kendisine rakip durumda. Arada bir git işine bak diyorsa da ötekinin hâlen görevde olduğu işine gitme niyeti yok, onun niyeti CHP’nin genel başkanı olmak ve İstanbul’da yaptığı müthiş değişimi (!) CHP’de de yapmak! Durum bu günlerde böyle. Hayırlısı olsun. CHP için de, İstanbul için de.

Ne ki kimi insanlar seçilmek istedikleri yerlere seçilerek gelmelerinden sonra genel seçim geldiğinde sanki kendi görev yerlerinde işleri bitmiş de esas görevlerindeki başarılarıyla değil bir tür siyasetçi hafiflikleriyle kamuoyu önünde Cumhurbaşkanı seçiminde ilginç tuhaflıklar sergileyerek, seçim sonuçlanmış gibi TV ekranlarında iki büyük şehir belediye başkanları olarak bir tür gösteride bulunmuşlardır. Daha sonra da ikinci tur sürecinde özellikle İBB Başkanı E. İmamoğlu yine sahnede gözükmüş, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra da CHP Genel Başkanı olma isteği ve hedefini daha belirgin kılmaya başlamıştır. Süreç devam ediyor. Baba-oğul ilişkisi ne zaman olumlu ya da olumsuz sonuçlanacak göreceğiz. Tuhaf bir döneme tanıklık ettirdi kamuoyunu bu altılı masa Kılıçdaroğlu, Akşener, İmamoğlu ve Yavaş gibi figürlerle. Türk siyasi hayatında bu kadar düşük düzeyde siyaset görüntülerine halk ilk defa tanık oldu denilse mübalağa sayılmaz. Şu anda(16.6.2023, saat:15:00-15.15) bir TV kanalında üç dönem milletvekilliği (25., 26., 27. Dönemler) yapmış Arzu Erdem benim bu yazdıklarımı doğrulayıcı sözler ifade ettiği gibi, özellikle E.İmamoğlu’nun İstanbul’da B.Ş. Belediye Başkanı olarak hiçbir şey yapmadığı, bu büyük şehre kazandırdığı bir şey olmadığı iddiasını son derece açıklıkla vurguladı.

” ‘Dünya’ Kavramı ve Kozmoloji”

 

İbrahim Kalın‘ın “BARBAR-MODERN -MEDENÎ / Medeniyet Üzerine Notlar” kitabından (İnsan Yayınları, Birinci Baskı:2018) , bu yazının başlığını alıntı olarak teşkil eden bölümün (s.139-149) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Dünya görüşü ve varlık tasavvuru, insanın içinde yaşadığı ve varlığı tecrübe ettiği ‘dünya’ kavramının da kaynağıdır. Burada ‘dünya’, fizikî âlemden ziyade insanın varlıkla ilişkiye girdiği yeri ifade eder. (…) Tanrı’nın âlemi ‘neden’ yarattığı ile insanın bu âlemde ‘nasıl’ davranması gerektiği soruları, tabii düzen ile ahlâkî düzen arasında sıkı bir ilişki kurar. ‘Dünya’, bu ilişkinin ortaya çıktığı yerdir. İnsan bu ilişkiyi aklının ve dilinin (logos, nutk) marifetiyle dile getirir. ‘Dünya’ nın felsefî bir kavram olarak ortaya çıkması, yaratma eyleminin sunduğu çerçeve içinde gerçekleşir. Tarihteki irili ufaklı bütün medeniyetlerde dünyanın vücuda gelmesiyle insanın bu dünya içindeki serüveni arasında doğrudan bir ilişki kurulmuştur. Bu yüzden geleneksel kozmolojilerde dünyanın yaratılışı salt fizikî-morfolojik bir konu olarak ele alınmamış, felsefe-bilim bakış açısıyla evrenin hem fiziksel, hem de sembolik-metafizik anlamı üzerine modeller geliştirilmiştir. Bu noktada kozmolojinin nihaî amacı, evrende neden kaos değil de düzen (cosmos, nizam, nizam-ı âlem) olduğunu tutarlı bir şekilde ortaya koymaktır. (s.139-140)

Muhalefetteki partilerin etkili ve yetkili durumda zâhir (görünür) siyasetçilerinin günümüzde ciddiye alınmaz durumda oluşları üzerine

 

İlgili televizyon programlarından izlendiği kadarıyla CHP ve İYİ Parti ‘de sarsıntılar, çökme belirtileri, bu partilerin ileri gelenlerine yönelik eleştiriler dikkati çeker durumda, apaçık. İktidarı teşkil eden ittifak partileri zaten muhalefeti yok sayar bir durumu yansıtıyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Meral Akşener kendi partilerinden bile televizyona aksettiği kadarıyla, önemli derecede tenkide uğruyorlar. Deva Partisi, Gelecek Partisi gibi partiler zâten yok gibi; onlardan muhalif sesler bile çıkmıyor. Ak Parti ve MHP’de böylesi bir durum bir tarafa, en düşük düzeyde bile olumsuz eleştiriler yok partilerinin liderlerine, birbirlerine karşı.

Dîn hakkında Fusûsu’l- Hikem’den bilgi

 

Muhyiddin İbnu’l- Arabî‘nin eseri olan Fusûsu’l-Hikem’in Tercüme ve Şerhi-I’de MUKADDİME bölümünde Onaltıncı fasıl Dîn hakkındadır. Bu fasıldan yapacağım bazı alıntılamalar DÎN konusunda bilgimizi artırıcı ve ona derinlik kazandırıcı olacaktır.

Dîn lügat itibariyle ‘inkıyâd’ (boyun eğme, kendini teslim etme), cezâ (karşılık) ve âdet manâlarına gelir. Bu manâların üçü de şer‘a nakl olunabilir. İnkıyâdın manâsı budur ki, kul nebînin Hak cânibinden (tarafından) getirdiği şerîata ya boyun eğer, ya muhalefet eder. Eğer boyun eğerse, Hak Teâlâ da ona uygun karşılık ile boyun eğmiş olur; ve eğer muhalefet eder ve kulun sâbit hakikatinin istidâdı affı gerektirirse Hak da ona af ve mağfireti ile boyun eğmiş olur; ve eğer kulun sâbit hakikatinin istidâdı muâhazeyi (cezalandırmayı, azarlamayı) talep ederse, Hak ona kahr ve intikam ile karşılık verip, ona Kahhâr ve Müntakim (intikam alan) isimleriyle tecelli eder. Ve inkıyâdda (karşılıkta) etkili olan kulun hâlidir. Zîrâ inkıyad kulun fiilidir.

İsmail Kara’nın “Cumhuriyet Devrinde Medreseleri Islah Projesi” başlıklı yazısından alıntılar

 

İsmail Kara‘ın bu başlık altındaki yazısı Derin Tarih dergisinin Haziran 2023 sayısında çıkmış durumda. Bu yazının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

” Medreselerin ıslahını gündeme getiren ilk metinler, Sultan Abdülhamid döneminde muhalefetten yani İttihat ve Terakki hareketinden geldi. Siyasi istikrarsızlıklar ve birbirine eklenen savaşlara rağmen II. Meşrutiyet devrinde medreselerin ıslahı teşebbüslerine başlanmış ve nihayet Birinci Meclis 1922 yılında, Millî Mücadele’nin en yoğun ve kritik günlerinde, ‘Medâris-i İlmiye Nizamnamesi’ni çıkarmıştır. Metinleri ve her seviyedeki tartışmaları incelediğimizde birbuçuk yıl sonra Medreselerin kapatılacağına ve hattâ aynı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletinin lağvedilip yerine Diyanet İşleri Başkanlığı gibi nev-zuhur bir müessesenın kurulabileceğini dair herhangi bir emare bulmak mümkün değil.” (Öz veya Giriş anlamında)

“Erken tarihi 1770’li yıllara kadar çıkan modern okullaşma (mektepleşme) süreçlerini; Cumhuriyet eğitim sistemini de hazırlayacak şekilde ıslah eden, genişleten, yaygınlaştıran, derinleştiren, aynı zamanda müfredat ve ders kitapları üzerinden Yeni Selefîlik anlayışına yakın / uygun bir şekilde dinîleştiren Sultan Abdülhamid, medreselerin ve tekkelerin ıslahı için küçük parmağını zaman zaman da olsa oynatma ihtiyacı duymadı. (…) Bu ilgisizliğin ve doğrudan-dolaylı yollarla mesafeli duruşun birçok göstergesi var fakat en ‘göze batanı’ cins atlar dahil olmak üzere Osmanlı topraklarını kurumları, insanları ve ‘medenî’ zenginlikleriyle resmettiren padişahın bu albümlerinde medrese ve tekkelerle alakalı, ne kurumsal ne de insan unsuru itibariyle -tesadüfler hariç- neredeyse hiçbir karenin bile yer almamış olmasıdır. Her türden, her cinsten onbinlerce memleket fotoğrafı fakat Osmanlı Devleti’nin kurucu ve sürdürücü iki büyük kurumundan, onların hoca ve şeyhlerinden, talebe ve müridanından hiçbir iz yok! Nisyana terkedilmiş, üstü örtülmüş… Kalmayan kendi ‘yağında’ kavrulmaya bırakılmış…