Uncategorized Posts

Olanca iltisak CHP’yi bu seçimin gâlibi yapar mı?

 

Yapışma, bitişme, kavuşma, birleşme anlamlarına gelen iltisak CHP’yi, kısacık bir süre kalan önümüzdeki seçimin (ki, Cumhurbaşkanını ve milletvekillerini belirleyecek) gâlibi yapar mı? sorusu hemen herkesin kafasındaki soru. Bu seçimin tarihi de ay ve gün itibariyle aynı olan 14 Mayıs 1950’de, o yıla kadar tek başına iktidarda olan CHP’yi iktidardan düşürerek DP’yi iktidara getiren halkın, egemenliğini gösterdiği ilk demokratik seçimdi o. Bu seçim nasıl sonuçlanacak?

“Modern çağ hâlâ sırrı çözülmemiş bir çağdır.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında EDEBİYAT KURTARIRSA NEYİ KURTARIR? başlığıyla çıkan 13 Şevval 1444 (3 Mayıs 2023) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr / IsmetOzel?Id=172& Katld=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki o yazının ilk paragrafından kısa bir cümle olup alıntı olarak bu yazının başlığını teşkil etmekte) oluşturacak bu yazıyı.

“Yıllar yılı bir federal devlet olarak ABD’nin ve hangi mesleğe intisap etmiş olursa olsun Amerikalının aleyhinde bulundum. Bu benim Amerika’da yurütülen sanat faaliyetlerine de kapalı olduğum, Amerikalının meşguliyeti içine giren sanata da düşman olduğum anlamına mı geliyor? Sanatın her çağda ve her coğrafyada bir karşı duruşu temsil ediyor olması sebebiyle benim bu suale menfi cevap vermem gerekiyor. Hayır, ne Amerika’da yaşayanlara, ne de yeni yurdu olarak Avrupa’yı seçmiş Amerikan sanatçılarına muhalifim. Amerikan hayatında yerine oturmayan şeyin ne olduğunu keşfettirdiği için Amerikan sanatı (işin içine Op Art ve Pop Art’ı da dahil ederek) ilgiye değerdir. (başlığı alıntı olarak teşkil eden cümlenin yeri burası) Önce Baudelaire’in ve akabinde Mallarme’nin E.A.Poe merakını hatırlayın.”

“Poe’nun korku hikâyelerini düşünce alanına taşıdığınızda Amerikalıyı Amerikalı yapan korkunun felsefî titreşimine ulaşırsınız.”

‘Barbar,Modern, Medenî’

 

İbrahim Kalın‘ın bu üst-başlık ve altında – Medeniyet Üzerine Notlar- ile tamamladığı başlıkla insan yayınları’ndan 705., İbrahim Kalın Kitaplığı’ndan 3. kitap olarak, Birinci Baskısı 2018’de çıkan kitabının 5. Bölümünü teşkil eden “SÖMÜRGE ARACI OLARAK MEDENİYET” başlıklı yazısından yer yer yapacağım bazı alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

“Medenîliğin ölçütü olarak kabul edilen bilim, teknoloji ve sanayi modern Batı’da ortaya çıktığından, Batılı olmayan toplumlar medenîleşmek için Batılılaşma yolunu seçmek zorundaydılar. Bunun sonucu olarak Avrupa-Merkezcilik ve emperyalizm, modern medeniyetin mütemmim (tamamlayıcı) cüzleri haline geldi. Napolyon 1798 Mısır seferine çıkarken askerlerine şöyle sesleniyordu: Askerler! Medeniyet için sayısız sonuçları olacak bir fetih için yola çıkıyorsunuz.’ (Aktaran Elias, The Civilizing Process, s.41.) Napolyon’un bu ifadesi 19. ve 20. yüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin bir özeti mahiyetindedir.

Emperyalizm, hiçbir zaman sadece ülkelerin işgalinden ve kaynaklarının sömürülmesinden ibaret olmamıştır. Bir fikir ve politika olarak sömürgecilik aynı zamanda bir dizi kavram ve yaklaşımı ifade eder. İlerleme, medeniyet, çağdaşlık, kültürel ve sınıfsal üstünlük, estetik, ilkellik, yabanîlik, geri kalmışlık, insanlığa hizmet gibi kavramlar, emperyalist düşüncenin sıkça başvurduğu araçlardır. Bu kavram ve kelimeler siyasetçiler, diplomatlar, akademisyenler, gazeteciler, misyonerler, kanaat önderleri, iş adamları vd. aktörler tarafından inşa ve istimal edilirken (kurulur ve kullanılırken) amaç, emperyalizmin iki işlevinin olduğunu ispat etmektir: Bir tarafta Avrupa ulus-devletlerine ekonomik katkı sağlamak diğer tarafta kolonileri medenîleştirmek. Onlar için bu bir ‘kazan-kazan’ durumudur. Zira kolonilerde yaşayan geri kalmış, ilkel ve yabanî toplumların kendi başlarına medeniyet trenine binmesi mümkün değildir. Ehil ve âlicenap (cömert ve şerefli kimse) birinin onların elinden tutması gerekir. Bu ise, Tanrı’nın tarihî bir misyonla diğer toplumlara üstün kıldığı Avrupalılardan başkası değildir. (…)

Emperyalizm, bede bunden önce ruhların köleleştirilmesi programıdır. (…) Kolonyal toplulukların öncelikle zihin dünyalarının ele geçirilmesi gerekir. Bunun için de kapsamlı ve disiplinli eğitim programları düzenlenmeli, kolonilerdeki geri kalmış insanlar ‘eğitilmeli’dir. Bu, Avrupa emperyalizminin dünyaya vereceği ‘en büyük hizmettir’, zira zorla işgal ve sömürgeleştirme, Avrupalı efendilerden çok Avrupalı olmayan kölelerin hayatına katkı yapacak bir eylemdir. Bu yüzden Fransız sömürgeciliğinin teorisyenlerinden Jules Harmand, işgalin ahlaken kötü fakat hayat mücadelesi ve medeniyet için kaçınılmaz olduğunu söyler. İngiliz İmparatorluğu’nun Hindistan valisi olarak görev yapan Lord Curzon da sömürgeciliğe tarihî, metafizik ve ahlâkî bir anlam yükler: ‘Emperyalizm, bizim için bir güç ve disiplin, başkaları (sömürgeleştirilenler) icin ahlâkî ve maddî nimet kaynağı olan ilahî bir kaderdir.’ ( Aktaran Raymond F.Betts, The False Dawn: European İmperialism in the Nineteenth Century (Oxford University Press, 1976), s.13 ve 19.)

Gayb hakkında bir Açık Oturum’dan düşünceler

 

2 aylık düşünce dergisi olan Teklif‘in (Sayı 4 / Temmuz 2022) o sayısındaki Gayb konulu bir Açık Oturum’dan aktaracağım düşünceler oluşturacak bu yazıyı.

Gayb, metafizik ve meçhul kavramları arasında bir ayrım yapmak önemli. Çünkü günümüzde büyük oranda metafizik ile gayb karıştırılıyor; hatta bazen meçhul yani bilinmeyen anlamında kullanılıyor.” (İHSAN FAZLIOĞLU)

“Metafizik, gayb olmayan, şu anda duyularımızla idrak ettiğimiz nesnelerin tamamını da kapsamına alan ana mefhum olarak bunların varlık, birlik, zorunluluk ve imkân gibi cihetlerini inceleyen disiplinin ismi yahut onların aklen kavranabilir olan yönünün ismi iken gayb duyulardan gizli olanların bütününün ismidir.” (ÖMER TÜRKER)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme veŞerhi-II’den …

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l-Arabî , mütercimi ve şerh edeni Ahmed Avni Konuk, yayına hazırlayanları Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhûm Dr. Selçuk Eraydın olan, İFAV (M.Ü. İ.F.V.Y.1983, Yedinci Basım: Nisan 2017) yayını eserin II. Cildinin V.Fas’sı olan İbrahimî Kelime‘de mündemic (içkin) Müheyyemî (fazlasıyla aşkla ilgili) Hikmet hakkında açıklamalar içeren bu bölümden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Cenâb-ı İbrâhîm (a.s.)da Hak muhabbeti gâlib olduğundan, Allah uğrunda babasından ve kavminden yüz çevirdi; ve Hak yolunda oğlunu kurban etmeğe girişti; ve çoğu malını terk etti. Ve muhabbetinin şiddetinden Hakk’ı, nûrîliğin zuhûru hasebiyle yıldızların mazharlarında taleb edip: ‘Eğer Rabbim bana hidâyet etmez ve doğru yolu göstermezse, şaşırmışlardan ve Hakk’ın cemâlinde hayrete düşenlerden olurum’ ( En’âm 6/77) dedi. Bu hâllerin cümlesi heyemanın (aşırı aşkın) galebesindendir.” (s.43)

“Ve âkıbet aşırı iseaşk kemâli (olgunlaşması) hasebiyle kendi nefsinden fânî ve Hak’la bâkî oldu. Ve Hakk’ı gökler, yer, ruhlar ve cisimler mazharlarında idrâk eyledi. Bu aşırı âşık olma sıfatı, ilkin aşırı âşık olanlara ait yüce ruhlarda görünür oldu. Zîrâ Hak onlara cemâlî celâlinden tecellî etti; ve onlar Hakk’ın nurlarında hâim (aşırı aşkından dolayı şaşkın/hayrette) olup nefislerinden gâib (görünmeyen) oldular. Dolayısıyla nefislerini ve Hakk’ın dışındakileri bilmediler. Ve onların halkıyyeti (halklığı) üzerine hakkıyyet mütecellî ve gâlib olduğundan onlar bu tecellîde müstağrak (gark olmuş/batmış) ve müstehlek (tüketilmiş) oldular. İkinci olarak nebîlerin kâmillerinden İbrâhim (a.s.) da zâhir oldu. Çünkü Halîlü’r-Rahmân idi. Ve ‘halîl’ muhibbin (sevenin) rûhu anlamında ‘tahallül’ eden (nüfuz eden) habîbdir. Ve ‘hıllet’ habîbde tahallül eden muhabbettir. Dolayısıyla İbrâhîm (a.s.) Hakk’ın varlığına mütehallil (nüfuz eden) ve Hakk’ın varlığı da onda nüfûz eden olup aşırı aşkın şiddetinden dolayı Hakk’ın dışındakilerden dönüp göklerin ve yerin yaratıcısına yönelik olduğundan İbrâhimî kelime müheyyemî (aşırı aşkla ilgili) hikmet’e yakın kılındı. Ve bu fasta ‘heyemân’ın (aşırı aşkın) halleri beyân olundu. Ve sübûtî ilâhî sıfatlar, ilkin cenâb-ı İbrâhîm (a.s.) ile görünür olduğundan ‘kuddûsî hikmet’ den sonra, bu ‘müheyyemî (fazlasıyla âşıkla ilgili) Hikmet’in anılması icap etti.” (s.43-44)