“(…) Mektup ve dua, safa membaı ve dostluk kaynağından ulaşmıştır. O büyük zât’ın katına duyulan arzu ve iştiyak ise her şeyden daha fazladır; fakat kader hükümleri bu arzunun gereğini yerine getirmeye engel olmaktadır. O zât’ın gaybında kendisine dua etmek vazifemizdir. (…)
Gaybı görenden şu husus gizli değildir ki, fazilet ehliyle dostluk ve onlarla sevgi bağlarını tesis edip kendileriyle bir araya gelmeyi arzulamak, iyi bir âdet ve davranış kabul edilmiştir. Özellikle de Hak, bazı kullarını seçilme meziyeti ve ikrâmiyla kendisine tahsis etmiştir. Hak, onları en güzel sıfatlarıyla süslemiştir; onlardan her birisi, gönüllerinin cezb edilmesinin ve sevgi duymalarının sebebidir. (…)
Faziletli büyük dostlarımızdan bazılarıyla yaptığımız sohbetlerde de bu meseleler gündeme gelmiştir. Bu mektup o zata gönderilmiştir ki, böylece gönlüne bu konuyla ilgili olarak doğmuş bilgilerden, ifade ve tahkik yolunda yardımcı olacak makamdan bu meselelerin doğruluğu ve yanlışlığını kesin delil ile açıklayıp gönderme lutfunda bulunurlar. Böyle bir nezâket, dünya ve âhirette iyilik ve sevap meydana getirecektir. (…)” (s. 9-10)
“Hamd Allah’a mahsûstur. O Allah ki, kullarından seçtiklerine seçilme meziyetini o ikrâm etmiş, en değerli nimetlerini ve ikrâmlarını o kullarına yaymıştır.
Allah, onları ilmî ve vahdanî özelliğindeki ilahî varlığın bâtınından, imkânî ve ademî (yoklukla ilgili) karanlıklardan, hâricî/aynî varlık alanına çıkarmıştır. Bu alan, ışık ve aydınlığın toplandığı yerdir.