Uncategorized Posts

Sadreddin Konevî Kitaplığı dizisinden “Fusûsu’l-Hikem’in Sırları” kitabının(Çeviri: Ekrem Demirli, Kapı Yay., 1.Basım 2014) bazı yerlerinden alıntılar

 

Fusûsu’l-Hikem kitabı şeyhimiz, imam, kâmil, ümmetin hâdisi, kâmillerin imamı, imamların imamı Muhyi’l-hak ve’d-din Ebu Abdullah Muhammed b. Ali b. el Arabî et- Taî’nin (r.a.) muhtasar (kısaltılmış) kitaplarının en nefislerinden birisidir. Bu eser onun onun son neş’eleri ve tenezzüllerindendir. Fusûsu’l-Hikem Muhammedî makamın kaynağından, zâtî ve ahadiyet (birlik) özelliğindeki ‘cem’ meşrebinden gelmiş, böylelikle de Hz.Peygamber (a.s.) Efendimizin ‘Allah’ı bilmek’ hakkındaki zevkinin özünü içeren ve içinde zikredilen büyük nebi ve velilerin zevklerinin kaynağına işaret eden bir kitap olarak gelmiştir.

Ayrıca bu eser uyanık olan basiret sahiplerini, o veli ve nebilerin zevklerinin özüne, himmetlerinin ve arzularının yöneldiği şeylerin neticelerine, elde ettikleri ürünlerin içeriklerine ve kemâllerinin nihayetlerine irşat eder.

Bundan dolayı Fusûsu’l-Hikem, onlardan her birisinin kâmil makamının içermiş olduğu şeyler üzerine adeta bir ‘mühür’, bu makamların kapsadığı ve kendilerinden zuhur eden şeylerin asıllarına dikkat çeken bir eser olmuştur.” (s. 9)

Aynı sayfada başlayıp izleyen sayfalarda devam eden dipnot bilgilerinden de bazı alıntılar yapacağım.

Sadreddin Konevî Kitaplığı/ İlahi Nefhalar’dan (Çeviren: Ekrem Demirli, Kapı Yay.1.Basım 2015) alıntılar

 

“(…) Bilginin insanlarda nasıl ortaya çıktığı gösterildi bana! Bilginin insanlarda ortaya çıkışı (öğrenme süreci) söz konusu beş mertebedeki taayyününe ve insanların beş mertebeden olan payına bağlıdır. Hak zikredilen mertebelerin sûretlerini zatımda bana gösterdi ve bir defada temel hakikatlerimi ve sıfatlarını ortaya çıkarttı. Ben de (haricî) varlıktan önceki sabitliğin (ayn-ı sabite) kendisiyle zata ait bilgiden olan payımı ve tümel istidadımı gördüm.

Bu istidat ile insanların geneline göre bana izafe edilen varlığı kabul etmiştim. (…) Hakk’ın zatının bilgisine ait bu payın bana ve o esnada bildiğim şeylere nasıl iliştiğini gördüm. Bu ilişme ve taalluk, Hakk’ın bilgisinin mücerret manalara, isimlere, sıfatlara, yok (olan) mümkünlere, nispetler ve izafetler gibi öteki bilinenlere iliştiği gibidir. (…) Hakk’ın zatî bilgisinden olan payımı hakikatten olan payım ile gördüm. (…) ‘Sizi imtihan edeceğiz ta ki bilelim‘ (Muhammed,31) ve ‘Allah ve Resulü amelinizi görecektir‘ (Tevbe, 94) gibi âyetlerin sırrını gerçekten sırlı bir tarzda gördüm. Şimdi ona -tam açıklamadan- değiniyorum. Çünkü o bilgi bilgilerin en yücesi, en kapalısı ve en şereflisidir. Her şeyi ihata eden zikredilen beş ilahi mertebenin hükmünün gereğiyle her varlığın beş mertebesi olduğu gösterildi bana! Birinci mertebe varlığın ayn-ı saniyesi cihetinden dikkate alınmasıdır. Ayn-ı sâbite bir şeyin Hakk’ın zatî bilgisinde ezel ve ebedde tek bir vetirede (süreçte) bulunmasıdır. Hakk’ın bilgisinde bulunmak söz konusu şeye lazım olan bazı hükümler ortaya çıkartır. Hükümler o şeyin Hakk’ın bilgisinde bilinen (malum), kendisine nispetle ise yok (madum) olması cihetinden sabittir. ardından bir varlığın ruhaniliği cihetinden dikkate alınması gelir. Her şeyin bir ruhaniliği vardır. O ruhaniliğin saltanatı ve hükmü bazen zahirdir ve gözükür; bu kısımdaki kere misal olarak melek, cin, insan ve hayvan vb. şeyleri verebiliriz. (…)” (s. 31-32)

“(…) Hakkında ‘camilik’ hükmü verilmiş şeylerden birisi mutlak varlıktır. (…)

İşaret edilen gecede ve zikredilen müşahedede gördüklerimden birisi özel-zatı tecellîlerdir. Bunlar mutlak zâttan ‘Ta ki bilelim,’ (Muhammed, 31) âyetiyle dikkat çekilen bilginin kendisiyle ortaya çıkmışlardır. (…) Kadim-hâdis, unutan-hatırlayan, cahil-alim, ihata eden-edilen, her şeye fayda veren ve her şeyden bilgi alan olarak gördüm kendimi! Bunların hepsi bir müşahedede gerçekleşmişti. (…) O müşahedede daha önce görmüş ve görmemiş olduğum her şeyi gördüm. Bildiğim her şeyi bildiğim tarzın dışında yeniden öğrendim. Bunun neticesinde kendim ve eşya (şeyler) hakkındaki bilgim yenilendi.

“İlahî Kelâm’ın Sırları/Letaifü’l- İşârât 1-2 (Abdülkerim Kuşeyri, Çeviren: Ekrem Demirli, fikriyat 1.Baskı 2020)

 
  1. ‘Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla’

Besmele’deki b harfi ‘tazmin’ anlamı taşır. Başka bir ifadeyle hâdis, yani zaman içinde var olan vücûdlar, Allah sayesinde ortaya çıkmış, yaratıklar O’nun vasıtasıyla var olmuştur. Bundan dolayı yaratılmış veya meydana gelmiş bir varlık; taş, toprak, ağaç ve bitki, şekil, hüküm vs. her şey Hak sebebiyle var olmuştur, Hakk onun sahibidir. Her şey Hakk’tan çıkmış ve yine O’na dönecektir.

“Hz.Peygamber, Cenab-ı Hakk’ın kendisine hamd etttiğini ve kendisini methettiğini işittiğinde , dillerin O’nu hamd ve methetmede pekala eksik olduğunu anlamış, sonra da şöyle buyurmuştur: ‘Ben seni senin kendini övdüğün gibi övemem.’ ” (s. 13)

“Allah’ı zatının izzeti ve yüceliği nedeniyle öven ile ihsanı ve nimetlerini düşünerek övenler arasında fark vardır. Bir Sufi söyle demiştir:

Aşiretimizin toprağından mahrum kaldık belki / Fakat sana kavuşmakla mutlu olalım diye geldik .

İsmail Kara’nın “Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak Çağdaş Türk Düşüncesinde Din Siyaset Tarih Medeniyet” kitabından (Dergâh Yay. 1.Baskı 2017) alıntılar

 

“(…) Şimdilik tarihi tecrübelere göre genel ve sade bir şey söylemek gerekirse önümüzdeki yıllarda hem dindarlaşma ve İslâm(cı)laşma hattının kuvvetleneceğini, görünürlüğünü artıracağını, yeni ve sert üsluplar benimseyeceğini hem de entegrasyon ve uyum çizgisinin kalınlaşacağını, yeni ve modernleşme ile uyumlu dinî yorumların yükselişe geçeceğini dile getirebiliriz.” (s. 13)

“Bugünden geriye doğru bakarak Türkiye’nin bu yeni ve belirsiz döneme 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte girdiğini söylemek kanaatimizce yanlış olmaz. 12 Eylül müdahalesi -birçok şey için olduğu kadar- ülkemizdeki İslamcılık hareketlerinin, cemaat ve tarikatların, dindarlığın, dinle alakalı kavramların, kurumların, davranış biçimlerinin değişmesi, dönüşmesi yeni dil ve üslup arayışlarına girmesi, yer yer muhteva ve nitelik kaybına uğraması, maddî göstergeler ve nicelik itibarıyle yükselmesi, bürokrasi ve sermaye-basın çevrelerine eklemlenmesi, entelektüel donanımını artırması, yeni unsurlar kazanması, uyum hattını kuvvetlendirmek… için de 60 darbesi gibi / kadar önemli bir milâttır. 28 Şubat süreci ve ‘milli görüş’ çizgisinden, İslâmcılıktan uzaklaştığını beyan ederek kurulan AK Parti’nin giderek kuvvetlenen bir destekle iktidara gelmesi bu hattın bir devamı mahiyetindedir. (…)” (s. 14)

2 Aylık Düşünce Dergisi “Teklif”den(sayı3 / Mayıs 2022, Özgürlük özel sayısı,Ketebe Yay.) değinmeler ve alıntılar

 

” ‘Bunu ben mi yaptım?’, ‘Başka türlü yapabilir miydim?’, Ben mi sorumluyum?’, ‘Ben ne yaparsam yapayım, kim ne yaparsa yapsın her şey olacağına mı varıyor?’ ‘Yapabileceğim başka bir şey var da yapmıyor muyum?’, ‘Benim var olmam ve olmamam neyi farklı kılıyor?’, ‘Gerçekten var mıyım?’ gibi sorularla cedelleşmek insan olmaya dâhildir; dolayısıyla özgürlük teması hemen her insan etkinliğinde, öyle ya da böyle, arz-ı endam eder.’

“Özgürlük metafiziğin konusudur: ‘Tabiat yasalarına göre devinen bir evrende özgür bir varlık olabilir mi?’, ‘Yoksa kelimenin tam anlamıyla sadece Tanrı mı özgürdür?’ sorularına bir cevap önermeyen bir varlık anlayışı eksik kalmaz mı?’ (buraya kadar s. 6)

“Özgürlük ahlâkın konusudur: ‘Özgür olmayan bir varlık için ahlâkî seçimden söz edilebilir mi?’, ‘Özgürlük özerklik midir?’, ‘Herhangi bir eylemin özgürlükten mi, zorunlu bir nedensellikten mi kaynaklandığı kesin olarak belirlenebilir mi?’ gibi soruları cevaplamadan ahlâk üzerine söz söylenebilir mi? diye soruluyor.