Uncategorized Posts

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-II’nin Hûd Fassı’ndan alıntılar

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l-Arabî, 1929 öncesi Türkçesiyle mütercimi ve şârihi Ahmed Avni Konuk olan eseri dört cilt olarak günümüz Türkçesiyle yayına hazırlayanlar Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın olup bu dört cildin yayınlanması Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’nca (İFAV) gerçekleşmiştir.

İsmet Özel’in “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” kitabından (TİYO Aralık 2019 l.Baskı) alıntılar (2)

 

“Ne ölçüde tuhafınıza giderse gitsin (eğer gidiyorsa) hakikat şudur: Âdem soyundan gelen bir insan olmak münfail olmadan fail olunamayacağını bilmeğe çıkar. Sizin anlayacağınız, ibadet yaratılmış olmanın yükünü üzerine almaktan duyulan memnuniyetin izharıdır. ” (s. 17)

“Hepimizin yükselişi, yani beşerî vasıflarımızı insanlık katına çıkarışımız bize verilene ne kadar liyakat gösterdiğimize mebnîdir.” (s. 17)

“Aşağıdaki sözler II. Yeni’nin üç büyük şairinden birinin, Cemal Süreya’nın (diğer ikisi Turgut Uyar ve Edip Cansever) sözleridir: ‘Hedefim bir gazetede sütun sahibi olmaktı. Ben şiir yazmağa bu sebeple başladım. Çünkü benim yetişme çağlarımda edebiyat alanında kendini ispat etmemiş kişiye gazetede yer vermiyorlardı.” (s. 18)

“Şiire okunduğu derecede şiir deme yükümlülüğü altındayız. Şiire şairin yazdığı şey olduğu ölçüde şiir dememiz vaciptir.” (s. 19)

“Beni takatsiz bırakan bizzat kendi kavrayış gücümdür.” (s. 43)

“Bizi dünyanın ilk hür halkıyla dünyanın varlık gücünü şiirden alan ilk milleti arasında olan biten âgâh kılsın. Âmin.” (s. 44)

“Hayatımın meşguliyeti diye bildiğim şiir yazmaya kendimi keşf için başladım. Niçin keşfedecektim kendimi? Keşfe değer olup olmadığım, uyduruk bir nesne olup olmadığım kafamı kurcalıyordu. (…) Şiir yazma disiplinini benimsemekle kafamdaki bütün suallerin cevabına varma yoluna koyuldum. Sefer değildi çıktığım, gezinti değildi. Olsa olsa bir seyahat olabilirdi bu. Kendi seyahatim, keyfimce tertiplediğim bir seyahat. Ne cenk, ne seyran… Seyahat sırasındaki faaliyetimi cazip bulanlar oldu. İyi ki oldu. Olmasaydı ne ben bu satırlara emek verecektim, ne de siz bu yazdıklarımı okuyor olacaktınız. Madem buraya kadar geldik; siz ve ben artık nereye kadar gideceğinden haberdar olduğumuz bir münasebeti kabullenelim.” (s. 51)

“Halka güvenlilik vaat eden vaadinde durup durmadığına bakılmaksızın bir mevkii elinde tutar.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “ALIN TERİ GÖZ NURU ” üst-başlığı altında çıkan “ISMARLAMA CUMHURİYET OLUR; AMA” başlıklı, 14 Ramazan 1443 (15 Nisan 2022) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=118&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (bunlardan ilki yazının son cümlesi olup bu yazının başlığını teşkil ediyor) oluşturacak yazımı.

“(…) 1917-1991 arasında hüküm süren ve II. Cihan Harbi sonrasından dağılışına, haritadan silinişine kadar ‘süper güç’ vasfıyla anılan SSCB’nin kuruluş yıllarından söz ediyorum.

Büyük Britanya’nın bir kolonisi olmaktan sıyrılıp bağımsız bir devlet olarak dünya siyasetine giren ABD’nin kendine cumhuriyet demekten başka çaresi yoktu. (…) Tarihe göz atmaktan söz ettim. Nasıl yapabiliriz bunu? Gözlerimizi kısmadan bunu başarabileceğimizi sanmıyorum.  (…)
Tarihe bakan gözlerimizi ancak milliyet derdini dert bildiğimiz zaman kısabiliriz. (…) Dünyada Müslümanların başına ne geldi sualini atlayarak Türk tarihine bakmış olmamız yüzyıllar içinde bizi istikametsiz bıraktı. 

Sadreddin Konevî’nin (m.1210- 1274) Ekrem Demirli tarafından “İlahi Nefhalar” olarak çevirisi yapılan ve yayınlanan eserinden (Kapı Yayınları, 1. Basım: 2015) alıntılar

 

“İşte Hakk’ın söz konusu şe’nlerde (iş, tecelli) ve onların durumuna göre çoğalan zuhuru, halk (yaratılmış olan, yaratılış) diye isimlendirilir.” (s. 14)

“Varlıklar Allah’ın kelimesidir ve ‘yaratma’ söz vasıtasıyla gerçekleşir. Söz (kelam) mertebe cihetinden ‘harf’ mertebesinin ardından gelir.” (s. 27)

“Bilginin insanlarda nasıl ortaya çıktığı gösterildi bana.” (s. 31)

“Gördüm ki bazı insanlar için bilgi fikrinin bir sıfatıdır. Bazıları için bilgi sınırlı aklının bir sıfatı, bazılarına göre aklının bir haliydi. Son olarak kendimi gördüm:Bana izafe edilebilecek hiçbir bilgi yoktu. Bununla birlikte kendim bilginin hakikatinin ve bütün mertebelerinin aynası haline gelmiştim. Mertebe ve hakikatlerden birisi mutlak hakiki bilgiydi. ” (s. 36)

İsmet Özel’in “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” kitabından (TİYO, Aralık 2019 I.Baskı) alıntılar (1)

 

“Gençlik yıllarımdan bugüne birçok şey oldu ve olanların hiçbiri içime sinmedi. Bu demek oluyor ki, terkini yadırgamadığımız her ne ise bir daha eski hale dönmeyecektir ve ben ömrüm vefa etse bile oralara dönmeyeceğim. Terk edilen her ne ise metruk haliyle yüzüme bakıyor. Yarım bıraktığımı ikmal etme hissine beni sürükleyen bunca yıl okuyucu edindiğim zannıdır. Yazdıklarımı titizlikle takip edenler olduğu hissi güde güde buraya getirdi beni. (…)” (s. 7)

“Varlık gösterebilmişsek çocukluğumuza rağmen, ihtiyarlığımıza rağmen gösterebilmişizdir. Dolayısıyla bu dünyada varılacak mutlak bir sondan bahis açmak da insanı gülünç bir halden diğerine sürükler. (…)” (s. 8)

“(…) Her insanı tek başına bir nesil sayacak olursak beni neslimi idame ettiremeyişimin yakınması ihata etti. Okurum insanların bütün bunları sarahaten bilmeseler bile sezdikleri iddia edilebilir. Günlük gıdasını (ekmeğini diyemedim) temin uğruna kendini yıpratanlara bir sözüm yok. Sezgilerinin değerini bilmeyiş bahsinde herkesten çok onlar mazurdur. Her gün tok gezebilmek bir marifettir. (…) Sözüm varsa dünya hayatı uğruna kendini yıpratmak şöyle dursun dünya hayatını babasının malı zannedenleredir. Var mıdır zilletine katlandığımız dünyanın bir anlamı? (…) Bu güne kadar hiçbir peygamber, hiçbir filozof, hiçbir sanatçı, hiçbir bilim adamı dünya haline mümessillik edecek bir imtiyazı elinde tutamamıştır. Buna mukabil Dünya hali her peygamberin, her filozofun, her sanatçının, her bilim adamının sorumluluğu altına girer. (…)” (s. 9)

“(…) Giderek değersiz dünya Nobel ödülü alabilmek için her olmazı olura çevirenler elinde bilimsel dünya oluverdi. Romantiklerin büyük kusuru Kopernik’le hesaplaşma derdine yakın durmayışlarıdır. Marx dünyanın ilerlemesine katkıda bulunmamızı tavsiye ettiği için şöhretini hâlâ koruyor. (…)” (s. 10)

“Sayısız adamlığım adamlığıma halel getirmedi. Ölüp gideceğim besbelli olduğu halde ve bana ait bütün iyi şeyleri berberimde götürmekle kalmayıp terekemde sadece kötülüklerin sırıtacağını bildiğim halde adamlığa, sayısız adamlığa oynuyorum. (…) Adamlığı sayısızlığa bağlamayıp işlerini ‘sayılı’ adamlarla yürütmeğe kalkanların felaket tüccarı oldukları ortada. İnsan hakları mugalatasıyla haklı haksız ayrımını karartmak sayılı adamların işidir. (…)” (s. 11)