Uncategorized Posts

Sadreddin Konevî’nin (m.1210-1274) Fatiha Tefsiri’nden (Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, 4. Baskı, 2009) alıntılar

 

“Konevî, Fatiha sûresini ilâhî ve kevnî (oluşla / âlemle ilgili) bütün hakikatleri ve hakikatler arası ilişkileri özetleyen bir sûre olarak görür.” (s. 16)

“Hakk’ın kuluna olan ikramlarından birisi de, bütün mühim ilimleri içeren yüce kitabının bazı sırlarına onu muttali kılmasıdır.” (s. 26)

“Varlık, Hakk’ın dışındaki şeyler için zatî bir şey olmayıp , Hakk’ın tecellîsinden kazanılmış olduğu için âlem, sürekliliğinde her an birlik özelliğindeki varlık yardımına muhtaçtır. Yardım, hiçbir aralık ve kesilme olmaksızın devam eder. Zikredilen yardım, bir an bile kesilmiş olsaydı, âlem yok olurdu. Çünkü yokluk mümkünün ayrılmaz özelliği, varlık ise yaratıcısından kendisine gelen arızî bir özelliktir.” (s. 68)

“Tecelli, ya ez-Zâhir veya el-Bâtın ya da el-Câmî isminin mertebesine göre gerçekleşir; çünkü tecellînin tümel mertebeleri, zikrettiğimiz bu isimlerle sınırlıdır.” (s. 71)

“Bulut, nebevî ve ilahî haberlerde işaret olunan Amâ mertebesinin hükmüdür.”(s. 74)

“Bütün nebîlerin bilgilerini aldıkları kaynak birdir. Onlar Hak’tan bilgilerini alırken idrak melekeleri, mükteseb ilim ve itikatların, ilgilerin ve daha önce işaret edilen şeylerin hükümlerinden temizlenmiştir.” (s. 79)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-I’ den alıntılar

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l-Arabî (m.1165- 1240), 1929 öncesi Türçeye tercüme edeni ve o Türkçeyle şerh edeni Ahmed Avni Konuk (m.1868-1938) olan bu eser günümüz Türkçesiyle dört cild olarak Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın (1937-1995) tarafından yayına hazırlanmış ve M.Ü.İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’nca (İFAV) dört cildi de yayınlanmış bulunmaktadır. Başlıkta belirtildiği gibi bu yazıyı oluşturan alıntı cümlelerin ait olduğu birinci cild 2017’de 7. Baskısı yapılmış olanıdır.

Tercüme olarak bir beyt: ” Ey kevn ü mekânın hulâsası olan insan! Tevhîd-i Hakk’ı söz ile bulmak mümteniâttandır (olması imkân dışı şeyler). Git, vücud-i vehmini nefy et (olumsuzla / yok et) ki, Fusûsu’l-Hikem’den ve Fahruddîn Irâkî’nin Kitâb-ı Lemeât’ından bulamadığın bir sırrı kendinde bulasın.” (s. 2)

” ‘Kader’ kazânın tafsîlidir. ‘Kâzâ’ bir vakit ile mukayyed (kayıdlanmış) olmadığı halde, ‘kader’ vakten-mine’l-evkat (vakitlerden bir vakit) her bir sabit hakikatin esbâb-ı mahsûsa (hissedilen sebepler) tahtında (altında) cemî-i meratibde (mertebelerin tümünde) zuhur edecek hallerini takdîrden ibârettir.” (s. 23)

“Kader sırrının sırrı da budur ki, sâbit hakikatler ulûhiyyet zâtından gayri olarak hariçte zahir olan işlerden değildirler. Belki Hak Teâlâ hazretlerinin nisbetleri ve zatî işlerinin sûretleridirler. Ve Hak Teâlâ’nın nisbetleri ve zatî işleri ise ezelen ve ebeden başkalaşma ve değişmelerden münezzehdir. Dolayısıyla sâbit hakikatlerin de değişmesi imkânsızdır. İşin özeti kader kazânın tafsîli olup gitgide zâhir; ve zâhir oldukça bilinen; ve bilindikçe mukadder olunanlardır.” (s. 23-24)

İsmet Özel’in “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” (2021, TİYO, I. Baskı) kitabından alıntılar (1)

 

“İslâm’ı düşman bilerek ve bildirerek gürbüzleşen modernlik ‘aşk’ adını verdiğimiz meşguliyetin de seviyesini düşürdü.” (s. 23)

“Demem odur ki, şiire daldıysak onun insana verdiği zevkin ve ona mahsus temponun dünya hayatında tekabül ettiği bir şey bulamadığımızı bilerek dalmışızdır.” (s. 23)

“Beşerden insana geçiş aklını başına almakla olur.” (s. 24)

“Aşağılatıcı ateşten kurtulmanın, içinde letafetten başka hiçbir şey bulunmayan bahçenin tadına kavuşmanın yoluna bakmadan önce sabit hayatı Müslümanlıkta arama derdini yüceltmemiz lazım.” (s. 25)

“Doğu’da ve Batı’da gücünü kendisi haricinden devşirmiş şair bulamazsınız.” (s. 26)

“Şiirin şuurla alâkası inkâr edilemez.” (s. 26)

“Yerkürenin bir yerinin Türk vatanı bilinmesi milli varlığın pes etmediğine delil sayılıyordu.” (s. 27)

“Cumhuriyet idaresi dünyadaki varlığını Mustafa Kemal’in idealleriyle teyit etmişti.” (s. 27)

“Dünyaya teyelle tutturulmuş bir Türkiye bazılarının cenneti oldu.” (s. 27)

“Bugün Türkler’in vatanında bir mesele varsa o meseleyi düştüğümüz halde düşünmeyişimiz doğuruyor.” (s. 54)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV’ün Mûsâ Fassı’ndan alıntılar

 

Müellifi Muhyiddin İbn Arabî(m.1165-1240), mütercimi ve şerh edeni Ahmed Avni Konuk(m.1868-1938) olan eserin 1929 öncesi Türkçe tercüme ve şerhi günümüz Türkçesiyle dört cild olarak Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın(1937-1995) tarafından yayına hazırlanmış ve yayınlanmış (İFAV /Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları) bulunmaktadır. Başlıkta belirtildiği gibi o cildin (6. Baskı 2017) o fassı’ndan alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

Mahmud Erol Kılıç’ın “Anadolu Tasavvuf Tarihine Notlar-I- Osmanlı Dönemi-Cumhuriyet Dönemi” kitabının (Sufi Kitap 1. Baskı: Nisan 2016) başlarından alıntılar

 

“602/1205 yılının başında kendisini Konya’da gördüğümüz İbn Arabî, burada Şeyh Evhaduddin Kirmânî ile de görüşecek ve Risâletül-Envâr, Kitâbu’lAzame ve Emru’l Muhkem gibi risâlelerini burada yazacaktır. İbn Arabî, biraz merkezden uzak, tam bir ilim ve irfan merkezi durumunda olan Malatya’ya da gelerek bu şehirde beş yıl kadar kalır. 612/1215 yılının Ramazan ayını Sivas’ta geçirir ve oradayken bir rüya görür. Malatya’ya geri geldiğinde bu rüyasını bir mektupla Sultan İzzeddin Keykavus’a Antalya’yı fethedeceği müjdesi olarak bildirir. Fakat kâfirlere karşı biraz gevşek bulduğu Sultan’ı, daha dikkatli olması konusunda uyarmadan edemez. Gerek Selçuklular döneminde gerekse daha sonraki Osmanlılar döneminde Anadolu’da gelişen tasavvufî düşünce akımları, büyük oranda hep İbn Arabî’nin fikirlerinden tesirler almışlardır. Onun eserleri sadece dergâhlarda değil medreselerde ve hattâ saray odalarında okunur olmuştur.

Talebesi Sadreddin-i Konevî, derslerini daha çok Farsça üzerinden yaptığı için onun ders halkasında Orta-Asya ve İran coğrafyasından insanlar bulunduğunu görmekteyiz. Saidüddin-i Fergânî, Müeyyedüddin-i Cendi, Abdurrezzak-ı Kaşanî, Fahruddin-i-Irakî, Kutbuddin-i Şirazi gibi kimseler değişik zamanlarda bu halka içerisinde bulunmuş zatlardan birkaçıdır. (…)

İbn Arabî ile başlayıp Sadreddin-i Konevî ve talebeleri ile devam eden bu ekberî mektebin ders halkaları silsilesine katılanlar, daha sonraları Osmanlı Devleti’nin ilk dini, ilmî ve fikrî entelektüellerini oluşturacaklardır.” (s. 12-13)