Uncategorized Posts

“Metinler aynı metinler, (…) ama insanlar aynı insanlar değil artık!”

 

Gökhan Özcan‘ın “Erişimi olmayan kelimeler” başlıklı ve 16 Eylül 2021 tarihli, Yeni Şafak’ta çıkmış düşündürücü özelliği ile yaygın anlamda dikkat çekmesi gereken ama bundan emin olmadığımı belirtmek durumunda olduğum bir yazı. Bu seçkin yazının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan (bunlardan biri de başlığı oluşturdu) ibaret olacak bu yazı.


“İnsanların metinlerle ilişkisinde görünürlüğü giderek artan bir yüzeyselleşme yaşanıyor sanki son yıllarda. Birçok farklı etken rol oynuyor olabilir bu durumda ama bana öyle geliyor ki internet kullanımının yaygınlaşmasıyla topluma sirayet eden yeni kültürün neticelerinden biri bu. (…)
Bugün, hayatının büyük bölümünü internetsiz bir dünyada geçirmiş ve hızla marjinalleşen orta yaş üstü kuşağın ufak tefek itirazları, giderek cılızlaşan isyanları ve tükenmeye yüz tutan dirençleri dışında bu yeni zihinsel düzene ayak direyen pek kimse kalmadı.

(…)

“Niyetim Türk milliyetinin direncine katkı vermek.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “Yazdıklarımın Soluklanma Vakti” üst-başlığı altında çıkan “Bir Milletin Başka Bir Millete Ettiği II” başlıklı ve 10 Safer 1443 (17 Eylül 2021) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=88&KatId=5) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan (bunlardan biri başlığı teşkil ediyor) oluşacak bu yazı. Okuyacak olanların o kıymetli yazının tamamını okumaları ümidiyle.

(…) Ancak çokluğu kavrayabilmek bizi tekliğe götürebiliyor. Çokluk olmadan teklik de olmuyor. Bu hüküm bilhassa insan için geçerlidir. (…)
Fert isek Baudelaire’in iğrenç bulduğu kalabalıktan fırlayıp ezdiğimiz benzerlerimize rağmen fert değiliz. İnsan gerçeği daha başında çift olmak ile var olmanın bir arada bulunuşunda anlam kazanıyor.

Arap aklını emmeği başardıkları için (ve kadar) Türkler bir millet oldu. Arapça ifadelerin görünenden daha yüksek bir mânâ taşımasının yolunu açarak bir Türkçe edindik. Arapçayı yabancı dil bilenler bin bir müşkülatı aşarak ulaşabildiğimiz Türkçeyi tahrip etti. (…)
Hıristiyanların XXI. yüzyılında millet olma gayretine yer açılması mümkün mü? Ismarlama millî kimlik kime nasip olmuş? (…)

“Varlık gösterebilmişsek çocukluğumuza rağmen, ihtiyarlığımıza rağmen gösterebilmişizdir.”

 

İsmet Özel‘in “Türküm Doğruyum İntikamın Ülkemdir” isimli kitabından (TİYO Yay., İsmet Özel Kitapları, Aralık 2019, 1. Baskı) alıntılayacağım yirmi cümleden ibâret olacak bu yazı. Bunlardan ilki de başlığı oluşturdu.

” Her ülke, her dil adına yerli şey şiirin aydınlattığı şeydir.” (s.12)

” Şiir dünya hayatını küçümsemeyi öğretmediği zaman sanat olmaktan çıkar.” (s. 12)

” Aklımızı Batı’dan esen rüzgârın hepimizi ölümcül bir hastalığın kurbanı ettiğine çalıştıralım.” (s.13)

” Latin alfabesi Türk vatanında nesi ile hüküm sürüyor? Hiçbir şeyiyle!” (s.13)

” Çok istediğim, yaşım ve statüm buna elverdiği halde Muhammet ümmeti ile bir tanışıklık kurabildim mi?” (s. 14)

” Hâsılı kelâm: Annem çocuklarına intizâr etmeyin derken muhatabınızın veya hasmınızın başına kötü bir şeyin gelmesini beklemeyin, zira sizlerin mü’minlerden, duası kabul olunan zevattan biri olma ihtimaliniz vardır demiş oluyordu.” (s. 54)

” Cennet aynı zamanda bizim yaratılış sebebimiz.” (s. 55)

“İslâm medeniyeti hangi bakımdan özgün ise İslâm felsefesi de o bakımdan özgündür.”

 

Prof. Dr. İlhan Kutluer‘in “Yitirilmiş Hikmeti Ararken” adlı değerli kitabının(İz Yayıncılık, 4. Baskı, 2017) “İslâm Felsefesinin Özgünlüğü Mahiyetindedir”, “Birikimi Aşmak: Yorum ya da Eleştiri”, “Özgün Bir Gelecek İçin: İslâm Felsefesinin Yeniden Varoluşu” ve “Özgünlüğü Tartışmak: Polemik Değil Yeniden İnşa” başlıklı bölümlerden yapacağım alıntılamalardan ibâret olacak bu yazı. İlk yaptığım alıntılama da başlığı oluşturuyor. (s. 131)

“İslâm felsefesinin özgünlük değeri öncelikle felsefe olarak varlığındadır. O kendinden önceki felsefî birikimi, üstelik başka bir kültür evrenine ait olduğu halde, yeniden üretmenin ve ondan özgün bir felsefî deneyimine ulaşmanın adıdır. (…)” (s.130)

“İslâm felsefesi, bütün öteki felsefe gelenekleri gibi yapılan, yapılması gereken bir şeydir. Orta Çağ’dan sonra kendi gelişimini tamamlama fırsatı bulamamış, tüm imkânlarını tüketememiş tarihî felsefe geleneğimiz bu yönüyle hâlen yapılmakta olan bir binaya benzetilebilir. (…)” (s.130)

“(…) İslâm felsefe geleneğine yönelen bu ithamlara cevap vermek elbette gereklidir ve bu cevapları üretmek tekrar tekrar tarihî birikime yönelme ihtiyacı doğuracağından İslâm felsefesini anlama ve anlamlandırma yönünde yepyeni yorum ve değerlendirmelere vesile olacaktır. (…)” (s. 129-130)

“Sükûnetle demlendiğinden sâkin bir dille konuşur aklıselim.”

 

Gazete yazarlarından iyi yazı okumak şimdilerde istisnaî denilecek durumda. Siyâsetle içli-dışlı halde çoğu gazete yazarı. Müstesnâ değerde gazete yazarları bana göre çok az. Gökhan Özcan, yıllardır yazılarını zevkle okuduğum; ciddiyetine, samimiyetine, okumalarına güvendiğim, şu dönemde de ortama uymayan, çizgisini titizlikle koruduğunu düşündüğüm bir yazar. Onun bugünkü Yeni Şafak’ta çıkan yazısının başlığı : Suyumuzu bulandıran ne?

Bu yazının birkaç yerinden alıntılamalar yapacağım. Yazar, ‘aklıselim’i
“Fikir ve duyguların demini almış hali” olarak niteliyor. “Sükûnetle demlendiğinden sakin bir dille konuşur aklıselim.” diyor ve ona karşıt hâli de şöyle ifade ediyor: “Bunun aksine; yüksek sesin, ihtiraslı tavırların, kibirle karışık bir lisanın; kirin, kumun, tortuların bulandırdığı suya işaretler taşıdığını fark etmemiz ve zihnimize böyle işaretlememiz herhalde abesle iştigal olmasa gerektir.”

Ve merhum Nurettin Topçu’nun (1909-1975) şu sözlerine yer veriyor:
“Daima hakikati, hareketlerimizin yaptığı seçimin açısında ararız. Yani kendi hakikatimizi müthiş bir egoizm ile kendimiz tayin eder, sonra elimizi âleme açarak doğru düşündüğümüzü ispat edici delilleri âlemden dileniriz ve böylelikle davranmada oluşumuzun asla farkında olmayarak fikirler, haklar, hakikatler savunuruz. Varlığımızı esir ederek arkasından sürükleyen zavallı ihtiraslarımızı göremeyiz de fezada muhteşem bir uçuş veya şahane bir yarış yaptığımızı iddia ederiz” Yazar, merhum Nurettin Topçu’nun bu dediklerini onun “Var Olmak” adlı kitabından aktardığını belirtiyor.