Uncategorized Posts

“Araları iki yay arası kadar, hattâ daha yakın oldu.”

 

Metinler genellikle Hz.Peygamber’e hem “seven” hem de “sevilen” anlamına gelen ve hubb kelimesinin etken ve edilgen hâli  olan habîb ünvânını atfeder. Tekvînî (oluşla ilgili) emir açısından bu unvân, -Meybudî tarafından sıklıkla zikredilen- “Sen olmsaydın felekleri yaratmazdım” kudsî hadîsinde işaret edildiği üzere – Hz. Muhammed’in Allah’ın en yüce sevgilisi ve yaratılışın nihâî amacı olduğunu belirtmektedir.

O’nun cemâli ve izzeti olmasaydı kudret pergeli varlık dairesini çizmezdi ve ne Âdem’in ne de zürriyetinin bir ismi ve izi olurdu. “Sen olmasaydın iki âlemi yaratmazdım [levlâke mâ-halaktü’l-kevneyn]. ” (Keşf 1:682)

Ey Muhammed (s.a.v)! Kâinâtın maksûdu ve yaratılmışlar dairesinin merkezi sensin. “Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım.” Eğer senin makâmın ve celâlin olmasaydı bu âlemi yaratmazdım. (Keşf 5:208)

“Şikayet etmek üç türlüdür.”

 

Şikayet etmek üç türlüdür. Ya dostu dosttan gayrısına ya dosttan gayrısını dosta ya da dostu dostun kendisine şikayet. Dostu dosttan gayrısına şikâyet dosttan yüz çevirmedir [teberrâ] çünkü kişi dosttan bıkıp usanmadıkça dosttan başkasına yalvarıp yakarmaz. Dosttan gayrısı hakkında dosta yakınmak şirktir çünkü kişi dosttan gayrısını gördüğü sürece dosta nasıl yalvarır? Dosttan gayrısını görmek şirktir. Dosta dosttan yakınmak ise bizzat tevhîddir. Bunun zâhiri şikâyettir ama bâtını şükür ve minneti gösterir: Senden başka kimsem yokken kime dert yanayım?

Ebû Yezîd Bistâmî (k.s.)

 

Adı Tayfur b. Îsâ b. Âdem b. Sürûşan’dır. Babası önceleri mecûsî idi. Sonra Müslüman olmuştur. Âdem ve Ali isimlerinde iki kardeşi vardır ve her ikisi de zühd ve takvâ sâhibiydi.

Bistam’da dünyaya geldi. Bistam, Nişâbur yolu üzerinde büyük bir şehir merkezidir. 261/874 târihinde vefat etti. Hüseyin b. Yahyâ, 234/848-49 tarihinde vefat ettiğini rivâyet eder. (dipnot: a.g.e. s.67; Kuşeyrî, a.g.e., s. I/80; Molla Câmî, a.g.e., s.109. Hanefî mezhebindendir. (dipnot: a.g.e., s.110.) Bâyezîd “vahdet-i vücûd” akîdesinin öncüsü olarak bilinir. Şatahât kabîlinden birtakım sözler söylediği, bu sebepten de zamânında çok tenkîde uğradığı söylenir.

Bâyezid’e göre Hakk’a vuslat fenâ ile gerçekleşir. Fenâ-yı fiil, tevhîd-i ef’âl’e, fenâ-yı sıfât, tevhîd-i sıfat’a ve fenâ-yı Zât, tevhîd-i Zât’a ulaştırır. (dipnot: a.g.e., s. 110)

Bistâmî’ye farz ve sünnetin ne olduğu sorulduğunda o: Sünnetin dünyayı terk, farzın da Allah ile sohbet etmek olduğunu söyledikten sonra, şunları ilâve etmiştir: ” Sünnet Peygamber (s.a.v.) in hayâtını rehber ittihaz etmektir ki o, dünyaya hiç iltifat etmemiştir. Kitab (Kur’ân-ı Kerîm) ile meşgûl olmak ise, insanı Mevlâ’sıyla sohbet durumuna getirir. Kim farz ve sünnete uygun hareket ederse, kemâle ermiş olur.

Bistâmî’ye göre âbid; Allah Teâlâ’ya, namaz, oruç, zekât, hac gibi farzları yerine getirmek, sünnet ve nâfilelerle de O’na yaklaşmak için ibâdet eder. Ârif ise her hâliyle ibâdettedir.

Bistâmî ilmin önemini su sözleriyle belirtmiştir:

“Otuz sene mücâhede ile meşgul oldum. İlimden ve ona uymaktan daha güç bir şey bulmadım. Şâyet ulemânın ihtilâfı olmasaydı, ben yolumda ilerliyemezdim; tevhîd dışında ulemânın ihtilâfı rahmettir.”

Fî hi Mâfîh’den…

 

“Hak Teâlâ hikmet zımnında (gizli maksat olarak) rûhu, kalıp ile bir iki gün te’lîf için, bu kadar san’at yaptı ve kudret gösterdi. Eğer insan kalıbıyla berâber bir lahza mezarın içinde otursa, divâne olmak korkusu vardır.”

“Hak Teâlâ Hazretleri Âdem’i kendi sûreti, yani kendi sıfatı üzere yarattı.” Bütün âdemler mazhar isterler. Birçok kadınlar vardır ki mestûrdurlar; velâkin kendilerinin matlûblarını tecrübeten, yüzlerini açarlar.

İmdi Halk bir matlûb ve mahbûbun tâlibidirler. Cümlesinin kendilerine muhib ve hâzı’ (baş eğen) olmalarını isterler. A’dâ ile a’dâ, evliyâ ile evliyâ olmak murâd ederler. Bunun hepsi hükümler ve Hak sıfatlarıdır ki, zılde görünür. Bu bâbda olan şeyin gâyesi budur ki, bizim gölgemiz bizden habersizdir; ammâ biz haberdârız. Velâkin Halk ilmine nisbetle bizim bu vukûfumuz, habersizlik hükmündedir. Şahısta her ne varsa, bazı şeylerden mâadâ, hep zılde görünür. Dolayısıyla Hakk’ın sıfatlarının cümlesi, bizim zıllimizde görünür. Şu kadar var ki “Size ilimden az bir şey verilmiştir.” (İsrâ’, 17/85)

FÎHİ MÂ FÎH 18. Fasıl’dan alıntılar

 

“Aklı şehvetine gâlib olan kimse melâikeden a’lâdır; ve şehveti aklına gâlib olan kimse de behâyimden(hayvanlardan) aşağıdır.

Tercüme: “İlm ile buldu melek neşv ü nemâ / Cehl ile oldu behâyim peydâ / İlm ile cehl arasında hayrân / Kaldı da şaştı zavallı insan.”

Şimdi, âdemîlerden bazıları o kadar akla mütâbaat (uyum) gösterdiler ki, külliyyen melek ve sırf nûr oldular. Onlar, enbiyâ ve evliyâdırlar; ve havf ve recâdan ( korku ve ümitten) kurtulmuşlardır. Nitekim Kur’ân-ı Mecîd’de beyan buyruluyor: “Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler de.” (Yûnus, 10/62) Bazılarının akıllarına şehvet gâlib olduğundan, âkıbet külliyyen hayvan hükmünü iktisâb eylediler. Ve bazıları münâzaada (çekişmede) kaldılar; ve onlar o tâifedir ki, bâtınlarında bir derd, hasret ve renc, efgân zâhir olur ve yaşayışlarından razı değildirler. Bunlar mü’minlerdir. Eviyâ onları kendi menzillerine eriştirmek ve kendileri gibi yapmak için onlara muntazırdırlar( bekleyen/gözleyendirler. Tercüme: “Biz çağırıyoruz, başkaları da çağırıyorlar, bakalım baht kimindir ve kime yâr olacaktır.”