Uncategorized Posts

“Hayat oyununda çareyi hilede arayan arınmaktan umudunu kesmiş demektir.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde İsmet Özel köşesinde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst-başlığı altında çıkan
“İki Yanlış Bir Doğruyu Götürecek Olursa” başlıklı yazısından (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=71&KatId=3) ilk alıntıladığım cümle bu yazının başlığını oluşturdu. O yazının her paragrafından alıntılayacağım cümleler de yazının metnini oluşturacak.

“(…) Acaba tarih sahnesinde boy göstermiş aktörlerden ibret alma örneği göstermiş hiç olmazsa bir tanesi işaret edilebilir mi? Edilemez.” (…)
Tarihin hasseten milletlerin başına gelenlerden bahsettiği kadar tarih kavramına tetabuk ettiğini akıldan çıkarmayalım. (…)”

” Bizleri, biz insanları seyirci konumuna taşıyan her ne ise o şey masumiyetimize giden yol üzerinde bulunmuyor. (…) Yaratılmışlar arasında pazarlık derdine talip insandan başkası değildir. (…)
Büyü insandan teknologi hükümran olunca koptu. (…)”

” Ferde fert diyebilmemiz için o ferdin kullandığı dilin neyi ifadeye elverişli olduğu fikrine sahip olmalıyız. (…) Nefsimizin iz bırakan varlığına aklımız ve lisanımız dolayısıyla hükmederiz. (…) Âyetle sabittir ki, insan kendini müstağni saydığı zaman mutlaka azar.”

“Rızkın değil Rezzâkın peşinde koşmak…” (Mevlânâ C.R.)

 

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî‘nin (604 /1207-672/1273) Fîhi Mâ Fîh adlı eseri merhûm Ahmed Avni Konuk (1868-1938) tarafından tercüme edilmiş, yine merhum Selçuk Eraydın (1937-1995) tarafından yayına hazırlanmıştır. Bu kitaptan alıntılayacağım bazı sözlerden oluşacak bu yazı. İlk alıntı da bu yazının başlığını oluşturdu (s. XXI).

“Gerçek fakîrlik, ihtiyacını Hak’dan istemek, ve mahlûkattan müstağnî (gönlü tok) olmaktır. ‘Abdullah’ (Allah’ın kulu) olmayanlar ‘abdü’ş-şehvet’, ‘abdü’s-servet’ veya abdü’l-mansıb (makamın kulu) olmaktan kurtulamazlar. Tasavvuf edebiyatı klasiklerinden Keşfü’l-mahcub isimli eserin yazarı Hucvîrî’ye göre ilimsiz emîr, takvâsız âlim, tevekkülsüz halk şeytanın yoldaşı olur. (s. XXIV) (Bu alıntılar kitabın “Fîhi Mâ Fîh Hakkında” başlıklı ve merhûm Selçuk Eraydın tarafından yazılmış ilk bölümündendir.)

“Bir hâm-ı ezelînin pişmek ve olmak ihtimali yoktur.” (s. 2)

“Aşk davâsında bulunmak kolaydır; lâkin o davâya delîl ve burhân ister.” (s. 8)

“Her işte insana rehber olan dertdir. Bir kimsede bir işin derdi ve o işin heves ve aşkı, derununda peydâ olmadıkça, o işe kasd etmez ve o iş derdsiz ona müyesser olmaz.” (s. 22)

İçten bir ses

 

Mustafa Kutlu, gazete yazarı olarak da izlediğim, yazılarını okuduğum (çok azdır şu dönemde takipçisi olduğum gazete yazarı) bir değerli insan. Onun Şükür başlıklı ve 28 Nisan 2021 tarihli, gerçekten etkilendiğim yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

” Hani Yunus Emre der ya: ‘Miskin Yunus bîçâreyim Baştan ayağa yâreyim’. Bunun gibi, çok seyrek de olsa gafletten kurtulduğum anlarda; bir etrafıma bir de kendime bakıp ‘baştan ayağa’ şükre garkoluyorum. Sevincimden ağlarken kendi kendime: – Bu ben miyim yâ Rabbi? – Bunlar çiçek açmış kiraz ağaçları, şu öten kuş kanarya mı?
(…) Bütün bunlar için; şu içtiğim su, bastığım toprak için, kalbime koyduğun iman, içime doğan nur, önüme açtığın yol, aklıma düşürdüğün fikir, dilime dolanan kelime-i tevhid için ve daha neler neler için; anam-babam-eşim-evlâdım-kardeşim-arkadaşım-yerim-yurdum-sağım-solum-aklım-fikrim (ne sayarsın bre abdal) saymaya kudretim yetmeyecek her şey için binlerce şükür.

(…)

Gözyaşları ile, dua ile, secde ile şükür diyorum. Çok şükür bu ihsana, bu nimete, bu devlete.

“Sanatçıların kaynamış, haşlanmış, tütsülenmiş, kavrulmuş hayatları”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “İslâmla Damgalanmış Varoluş” üst-başlığı altında çıkan “Modanın Kaptığı Paça” başlıklı ve 18 Ramazan 1442 (30 Nisan 2021) tarihli yazısının (http://istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=70&KatId=3) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan ibaret olacak bu yazı.

” Devletin bütün hayatiyetini batılı bir tavra rapt etmesi yüzünden sanatçıların kaynamış, haşlanmış, tütsülenmiş, kavrulmuş hayatları olageldi. 60, giderek 70 yaşımdan sonra ateşe muhatap olanların sadece Türk sanatçılarının hayatları olduğuna akıl erdirebildim. (…)
Emin yol bir milletin sanatıyla o millete mensup kişilerin zihniyeti arasındaki farkın asgariye indiği yoldur. Bu yol henüz Türk topraklarında açılmadı ve açılmaması için ülke içinde ve dışındaki İslâm düşmanları ellerinden geleni yapıyor.

(…) Asırlar içinde Batı’ya husumet duyan (duyduğunu belli etmesi halinde ancak taraftar toplayabilen) siyasi yaklaşımlar devlet idaresinde Türklere söz hakkı verilmeyişi yüzünden birkaç ucuz numarayla marginal duruma düşürüldü.

(…) Kitaplar eğlenceli. Gazlı içeceklere benziyor.

“Hikmet makamı ve âriflerin bilinmesi”

 

Muhyiddin İbn Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserinin Ekrem Demirli çevirisiyle 8. cildindeki, başlıkta belirttiğim bölümünden ( s.30-31-32) alıntılayacağım bazı sözlerden oluşacak bu yazı.

Önce bir şiirle ifade etmiş müellif bu konuya yaklaşımını . Ondan şu dizeler :

“Hakîm eşyayı düzenleyendir / Dış varlıklarında ve isimlerinde / Hükmünü kadim bilgiye göre yürütür / Yüce ve üstün hikmette” (s.30)

“Allah sana yardım etsin, bilmelisin ki, hikmet, özel bir bilineni bilmektir. O, hüküm sahibi ve ona göre hüküm verilen bir niteliktir. Fakat hükme konu olmaz. Hikmetin öznesi hakîmdir. Öyleyse hikmet hükümrandır. Onun sonucu olan hükmün faili ve öznesi ise hakîm ve hakemdir. Sayesinde atın kontrol edilmesini sağlayan gem de ‘hikmet’ diye isimlendirilmiştir. (…) O, her şeye yaratılışını el- Hakîm isminden verir ve hikmetin verdiği bu hüküm nedeniyle ‘hakîm’ diye isimlendirilir. O halde bu bilgi amelî ve tafsilî bilgidir. (…) Mücmeli (özetlenmiş ve dürülmüş olanı) bilmek de tafsilî bir bilgidir, çünkü bu bilgi mücmeli tafsilî bilgiden ayrıştırır. (…) Allah şöyle der: ‘Ona hikmet verdik.’ (Sâd, 38/20) Kastedilen, amel bakımından hikmettir(s.31) ‘Hitabı ayırma gücünü de.’ (aynı âyette) Bu ise sözdeki hikmettir. (s. 31-32) (…) Bir melamide bulunduğu yerle bir yönden çelişen bir hal bulunursa, o, nebilik yani resullük halidir. Çünkü hâlin nebide hüküm sahibi olması zorunludur ve bunu da hikmet gerektirir. (32) (…)

Allah, Peygamberine bulunduğu yer nedeniyle ‘Rabbim! Bilgimi artır’ (Ta-Ha, 20/114) demesini emretti. (…) Allah dilerse mucizelerle destekler, dilerse çağırdığı kişilerin daha çok kaçmasını sağlar. Örnek olarak Nuh’un kavmini verebiliriz.