“Dünyadan ancak hangi dünyayı kast ettiğimizi tasrih ederek söz edebiliriz.”

 

İsmet Özel’in İstiklal Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında çıkan İRİLE UFALA TARİH başlıklı, 19 Şevval 1443 (20 Mayıs 2022) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=123&KatId=7) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan (ilki de ilk paragraftan bir cümle olarak başlığı teşkil ediyor) oluşacak bu yazı.

(…) Her ikisi de birer böcek olduğu halde karıncaların âlemi arıların âleminden farklıdır. Bu yüzden biz Müslümanlar Allah’tan ‘âlemlerin rabbi’ tabiri yardımıyla söz ederiz. (…)

Dünyayı ihata ettikleri izlenimi uyandıran iki süper güçten -ABD ve SSCB- söz edildiği dönemi geride bıraktık. II. Cihan Harbi’nden sonra yıllarca iki süper güç dünya siyasetinin kefili sayıldı. Temelde itiraz etsem de bu kefalete benim de göz yumduğum vakidir. (…) SSCB haritadan silindikten sonra hem Çarlık döneminin, hem de Sovyetlerin kalıntıları üzerinde yükselen modern Rusya’ya yeni bir süper güç yaftası yapıştırılmadı; ama Rusya hâlâ eskisi gibi bir kötülük kaynağı resmine uygun gösterildi.  (…) Çok küçük yaştan itibaren insanlara dünyanın elden gittiği öğretiliyordu. Yani çevrecilik adı verilen ideologi bütün resmi kuruluşların itibarından yararlanmak istedikleri bir kanaat haline dönüştü. Böylece gerçekleşen neydi? Hiroşima ve Nagazaki’nin yerle bir edilmesiyle başlayan Bomba Kültürü yerini Kirlilik Kültürü’ne bıraktı. Bugün Kirlilik Kültürü’nün yerini neyin alacağını merak bile etmiyoruz.

Meraksızlık felsefe yapmamızı imkânsız hale getirirse bundan toplum hayatı itibariyle bir kötülük doğmaz, doğmamıştır; ama aynı meraksızlık edebiyatı elimizden alma başarısına ererse millî varlık ölüm döşeğinde demektir. Diyeceksiniz ki, millî varlık Batılılaşma bahanesiyle ölüm döşeğine çoktan düşmüştür. Bu fikre itiraza kendimde güç bulamıyorum.(…)

Tarihi gerçekler deyişime bakıp benim milletlerin kaderi dışında müteal bir tarihin varlığını kabul ettiğimi sanmayın. Tarih denildiğinde hem geçmişte vuku bulmuş hadiseleri ve hem de bu hadiselerin yorumunu anlarız. Hadiselerin yorumu demek milletlerin kaderi demektir. Hadiselerin her ne sebeple olursa olsun gizli kalmış taraflarını keşfedebiliriz. Merak uyandıran budur. Diğeri ise merak uyandırmaz.
Zira milletler kendilerine takdir edileni yaşar. (…)


Yerküreyi dolduran insanların kim bilir kaç milyon yüzyıl devam edegelen hayatı mücerredin müşahhasla zamanı gelince uyuşmasından; ama daha çok uyuşmayışından teşekkül etmiştir. Öz Türkçecilik mücerret yerine soyut, müşahhas yerine somut dememizi öneriyor. Türkçede soymak fiili var. Dolayısıyla sarkmak fiilinden sarkık yaptığımız gibi gerekiyorsa soymak fiilinden soyut kelimesini uydurmamızda bir yanlışlık yok. Fakat Türkçede sommak fiilini göremediğimiz için somut dememiz hatalıdır. (…)
Kur’an-ı Kerîm’in nâzil olmasıyla insanlık kıyamete kadar doğru yoldan haberdar olmamıza yarayan bir ölçü elde etti. En son Osmanlı devlet ricali bu ölçüyü çöpe atma hevesine kapıldı. Atabildi mi?

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked