Fîhi Mâ Fîh 35. ve 36. Fasıl’dan alıntılar

 

“Hak Teâlâ’nın Kur’ân-ı Mecîd’de, ârifân hâllerini şerh buyurduğu, anlamca “Hak ve bâtılda çok yemin eden “mikdârsızlara” (çoğu böylelerine) itaat etme” âyet-i kerîmesinden (Kalem, 68/10) bu hâfızların nasıl koku almadıklarına taaccüb ederim (şaşarım). “Falan kimse böyledir, diye her ne söylerse dinleme” dediği için, anlamca “O mikdârsız kimse halkı ta’yîb (ayıplama) ve fesâd maksadıyla halkın kelâmını birbirine iletme ve gamz (gözünü kapama) ve nâsı (insanları) hayırdan men edicidir” âyet-i kerîmesi (mûcibince kendisi gammâzın en a’lâsıdır. Ancak Kur’ân şaşılacak ölçüde bir sehhâr ve gayûrdur (çok etkileyici ve çok gayretlidir). Sihri öyle bağlar, düğümler ki, hasmın kulağına anladığı gibi açık olarak okur. Halbuki onun hiç haberi olmaz. Kendini yine süratle çeker. Anlamca “Allah mühür basmış” (Bakara, 2/7) âyet-i kerîmesinde işaret buyurulan mührünün şaşılacak bir letâfeti vardır.” (…) (35. Fasıl’dan)

“Sûret, aşkın fer’idir (dalı). Zîrâ bu sûretin aşksız kadri yoktur. Asl olmaksızın var olamayan şey fer’dir. Bundan dolayı Allah’a sûret denemez. (…) Hânenin aşkı olmadıkça, mühendis aslâ hânenin sûretini tasavvur edemez. Ve kezâ buğday bir sene altının ve bir sene toprağın nasibidir. Buğdayın sûreti ise, yine odur. Dolayısıyla buğdayın sûretinin kadr u kıymeti aşk iledir. Ve kezâ tâlib ve âşıkı olduğun hünerin senin indinde k olmayan bir devirdeadri vardır ve hünerin talibi olmayan bir devirde aslâ o hüneri öğrenmezler ve ona çalışmazlar. Aşk bi’n-netice iftikâr (muhtaç olma) ve bir şeye ihtiyaçtır, derler. İmdi ihtiyaç asl olunca, muhtâcün- ileyh de fer olur. “Eğer bu söylediğin sözü hâcet sebebiyle söylüyorsun” denilirse, bu söz nihâyet senin hâcetin sebebiyle mevcûd oldu; zîrâ senin bu söze meylin olduğundan, bu söz tulû’ etmiştir (doğmuştur). Dolayısıyla ihtiyaç mukaddem (önde) olur ve bu söz de ondan doğar. Bu halde söz olmaksızın, ihtiyaç var bulunur. Bundan ötürü aşk ve ihtiyaç onun fer’i olmaz. Eğer “Nihâyet o ihtiyaçtan maksûd bu söz idiyse, o halde maksûd nasıl fer’ olur?” denilirse, cevap veririz ki, daima fer’ maksûddur. Zîrâ asl olan ağacın kökünden maksûd, meyveden ibâret olan ağacın fer’idir.” (36. Fasıl’dan)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked