Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV’ün Mûsâ Fassı’ndan alıntılar
Müellifi Muhyiddin İbn Arabî(m.1165-1240), mütercimi ve şerh edeni Ahmed Avni Konuk(m.1868-1938) olan eserin 1929 öncesi Türkçe tercüme ve şerhi günümüz Türkçesiyle dört cild olarak Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın(1937-1995) tarafından yayına hazırlanmış ve yayınlanmış (İFAV /Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları) bulunmaktadır. Başlıkta belirtildiği gibi o cildin (6. Baskı 2017) o fassı’ndan alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.
‘Ulvî hikmet’in ‘Mûsevi kelime’ye izâfesine sebep budur ki, Musa (a.s.) büyük resûllerin birçoğu üzerine çok yönden üstünlük sâhibidir ve mertebesi onlarınkine göre daha yüksektir. Birinci yön: ‘(Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.’ (Â’raf, 7/144) âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere Mûsâ (a.s.) vâsıtasız Allah’dan almıştır. İkinci yön: Hadîs-i şerîfde beyan buyrulduğu üzere Allah Teâlâ Tevrât-ı şerîfi ilahi isimlerinden birini vâsıta kılmaksızın kendi nefsiyle yazdı. Üçüncü yön: Musa (a.s.)ın esmaî topluluğa nisbeti, (S.a.v.) Efendimiz’in topluluğuna yakındır. Zîrâ kendisinin zevki Zâhir ismi üzerine olduğundan, yüce meşrebinde (yaratılışında) tenzîh gâlib idi. Bâtın ismi hükümlerinden de haz hâsıl ederek Muhammedî zevk üzere tenzîh ile teşbîh arasını biraraya getirmek için kendisine ‘Hasta oldum, hatırımı sormadın; acıktım, doyurmadın’ gibi yüce hitaplar erişti. Ve Bâtın ilmine ilişen ledünnî ilimler zevkiyle de zevklenmesi için Hızır (a.s.)’ın sohbetine teşvik buyruldu. Dördüncü yön: Ümmetin çokluğu hasebiyle çok resûl üzere fazl (inâyet, lütuf) ve üstünlüğünün sabit olmasıdır. Zira (S.a.v.) Efendimiz, kendilerine ümmetler arz olunduğunda, enbiyâdan bir nebînin ümmetini, Musa (a.s.)ın ümmetinden daha çok görmediklerini hadîs-i şerîflerinde beyan buyurmuşlardır. Beşinci yön: Fir’avn ‘Ben sizin en yüce Rabbinizim!’ (Nâziât, 79/24) diyerek ulviyyet (yücelik) da’vâsı etmiş idi. Yardımcıları olan Fir’avn’a Musa (a.s.)ın tek başına galebesi zâhiren imkân dışı olduğu halde Hak Teâlâ hazretleri ‘Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin’ (Tâhâ, 20/68) buyurdu. Ve Fir’avn’a mukabele ederek basaşağı eyledi. Mesnevî’den tercüme: Fir’avn ejderha idi, Musa’nın asâsı da ejderha oldu. Hudâ’nin tevfîki (yardımı) ile bu onu yedi. El elin üstünde oldu. Bu nereye kadardır, bilir misin? ‘Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir’.’ (Necm,53/42) âyet-i kerîmesi mucibince bu tefevvuk (üstün gelme) Yezdan’a (Allah’a) kadar gider. Öyle ki Musa’nın eli, ki Hak kudretidir, dibi ve kenarı olmayan bir deryâdır. Bütün deryalar onun önünde bir sel gibidir. Hileler ve tedbirler, evet ejderhâ farz olunursa, hakiki varlık olan Allah’ın önünde hepsi ‘lâ’dır, hayaldir. Vaktâki sözlerim buraya vâsıl oldu, hepsi secdeye baş koydu. Ve harf ve savt (ses) mahv oldu. Artık suret kalmadı. Doğru yolu bilen ancak Allâhü Zü’l Celal hazretleridir.”
No Comments