Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-l’den alıntılar

 

Müellifi Muhyiddin İbnu’l-Arabî, mütercimi ve şerh edeni (1929 öncesi Türkçe’ye/ile) Ahmed Avni Konuk, günümüz Türkçesiyle yayına hazırlayanlar Prof.Dr. Mustafa Tahralı ve merhum Dr. Selçuk Eraydın olan eser dört cild olarak M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan (İFAV) çıkmıştır.

Bu yazıyı eserin 1. cildinden (7. Baskı: 2017) yapacağım alıntılamalar oluşturacak.

Fusûs yazıldığı târihden bugüne kadar sekiz asırdan beri İslâm mutasavvıf ve düşünürlerinin dikkatini çekmiş, İbnü’l-Arabî’nin müridi Sadreddin Konevî tarafından yapılan şerhi, asırlar boyunca pek çok şerh takip etmiştir. (…) Neşrini hazırladığımız bu şerhin, eserin anlaşılmasında okuyucuya bir hayli kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. (…)” ( ‘Yazar ve Eser Hakkında’ başlıklı ilk bölümden, s. 35)

” ‘Kader’ kazânın tafsîlidir. ‘Kazâ’ bir vakit ile kayıdlı olmadığı halde, ‘kader’ vakitlerden bir vakit her bir sabit hakikatin hissedilir sebepler altında tüm mertebelerde zuhur edecek hallerini takdîrden ibârettir. (…)” (s. 23)

” ‘Hikem’ ‘hikmet’in çoğuludur. Ve hikmet, eşyânın hakikatine gereği gibi ilim ve ilim muktezâsınca amelden ibarettir. Bunun için hikmet ikiye bölündü. Birincisine ‘ilmî hikmet’, diğerine ‘amelî hikmet’ denildi. Oysa ‘marifet’ hikmet gibi değildir. O yalnız hakikatleri gereği gibi idrâktir’. Ve ‘ilim’ ise hakikatleri ve onların gereklerini İdrâkten ibarettir. Bu sebeple tasdika (onaylamaya) ‘ilim’ ve tasavvura ‘marifet’ denildi. İşte bundan dolayı Şeyh-i Ekber (r.a.) ‘marifetler inzal eden’ veya ‘ilimler inzal eden’ demeyip ‘hikmetler inzal eden’ buyurdu. (…) ‘Kelim’ ‘kelime’nin çoğuludur. Ve ‘kelime’den murad ‘her bir mevcûdun hakikati’dir. Zira onlar rahmanî nefes ile zuhur etmiştir. Nitekim insanın tekellümü esnasında kelimeler insânî nefes ile zahir olur. Ve Şeyh (r.a.) hazretleri Fütûhât-ı Mekkiyye‘nin yüz doksan sekizinci babında buyururlar ki: ‘Mevcûdât bitmek tükenmek bilmeyen kelimelerdir.’ Allah Teâlâ Îsa (a.s.)’ın varlığı hakkında ‘Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı ‘kün: Ol’ kelimesi(nin eseri)dir, O’ndan bir ruhtur.’ (Nisâ,4/171) buyurdu. Ve o Îsa (a.s.) dır. Ve mevcûdatın kelimât olduğuna Hak Teâlâ hazretlerinin ‘De ki, Rabbimin kelimeleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirilse dahi, Rabbimin kelimeleri bitmeden önce deniz tükenecektir.’ (Kehf, 18/109) şerefli sözü delildir. (…) Kendilerine kitap verilen enbiyâ (a.s.)ın getirdikleri dinlerin hepsi İslâm dînidir. ‘Muhakkak Allah’ın indinde din İslâmdır. Ve kitap verilen kimseler ihtilâf etmediler.’ (Âl-i İmrân, 3/19) .” (s. 91-92)

” ‘Milel’ ‘millet’in çoğuludur, ve ‘millet’ ‘din’ manâsınadır. (…)

Şu halde nebilerin(a.s.) yolları aslında birdir. Dinlerin ve şeriatlerin ihtilafı kendi ümmetlerinin istidâd ihtilafından neşet eder. Zira her bir asırda yaşayan kavimlerin idrak ve istidâdları birbirinden farklıdır. Ve her bir nebiye verilen risalet ilmi ümmetinin istidâdına göredir; ondan ne fazla ne de noksandır. (…) Halbuki Hak Teâlâ hazretleri hakimdir; her şeyi güzel tertîb buyurur ve herkese kendi hakkını verir. İşte dinler ve mezheblerin ihtilâfındaki hikmet budur. Ve bu ihtilâf yolun ahaddiyyetine halel vermez. Zira enbiyâ (a.s.) şeriat lerini tek kaynaktan alırlar. Ve cümlesi isimler ve sıfatların tümünü toplayıcı olan Allah’a davet ederler. Dolayısıyla hepsinin getirdiği din hak dindir. Şu kadar var ki, bu şeriat onların istidâdlarına ve kabiliyetlerine göredir. Ve bunun sırrı budur ki, Hak Teâlâ hazretleri her anda bir şe’n ile tecellî buyurur; ve tecellide asla tekrar yoktur. Çünkü ilahî isimler sıfatlar sonsuzdur. Tabii olarak onların mazharları da o nisbette olmak gerekir. ” (s. 93)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked