Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-lll, Şuayb Fassı içinde ‘Nefsin Hakikati’ konusunda alıntılar

 

“Bilinsin ki nefislerin tümünün hakikati, Hakk’ın nefsi olan bir/tek nefistir; ve nefislerin sûretleri de Hakk’ın teneffüs ettiği nûrî tecellîlerdir. Dolayısıyla cüz’î nefs küllî nefsin sûretlerinden bir sûrettir; ve küllî nefs ise kâmil insanın nefsidir. Ve bu nefis de Hakk’ın aynı/hakikati olup kâmil insanın hakikati mertebesinde görünür olmuştur. Ve nefislerin hepsi, o tek nefisten ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla o nefis fiil(etkinlik) ve infiali (edilginlik) kabul eder. Ve fiil erkeklik, infiâl ise dişiliktir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: ‘Allah Teâlâ sizi tek nefisten yarattı ve ondan zevcini (eşini) halk eyledi. Ondan da birçok erkek ve kadın yaydı.’ (Nisâ, 4/1) İşte bu tek nefs Hakk’ın nefsi olup Hak Teâlâ bu nefisten beşer ferdlerini sakındırır (Âl-i İmrân, 3/30). Zîrâ biz nefsi Rabbe ve Rabbi de nefse koruma ve siper yaparız. Yani nefsin bize bakan yüzüne göre zemmetmenin hepsini nefsimize isnâd edip, onu Rabbimize koruma ve siper yaparız. Ve nefis Hakk’ın nefsinin aynı olması itibariyle de övülecek şeylerin hepsini O’na isnâd ederiz. Ve bu sûretle de Rabbi nefse siper ederiz.

Dolayıyla ‘nefis’, biri ‘Hakkî’ ve diğeri ‘halkî’ olmak üzere iki cihet sahibidir. Halkıyyetimiz (yaratılışımız) itibariyle nefis bize nisbet olunur. Ve biz Hakk’ın aynı olan zâtî hakikatlerin sûretleriyiz; ve bu sûretler sonsuzdur. Nefsin hakikati de, nefsin zâtında görünür olan Hakk’ın nefsi olmasıdır. Zîrâ bu yaratılışla ilgili belirmelerin hepsi Hakk’ın varlığının inmelerinden zuhura gelmiştir. Dolayısıyla Hak ahadiyyet zâtıyla tecellî ettikde, biz O’nun bâtınıyız; ve O bizim kuvvetler , organlar ve nefislerimizin hakikatidir. Ve isimler ve sıfatlarıyla tecellî ettikde, Hak bizim bâtınımız olur. Ve biz Hakk’ın ahadiyyet zâtında gizli iken, Hak rahmânî nefesiyle bizi teneffüs eyledi. Biz yokluk sıkıntısında iken bu teneffüs ile bize rahmet edip bizim hakikatlerimizi kendi hakikatiyle îcâd eyledi. Dolayısıyla biz Hakk’ın nefsinde yine Hakk’ın nefsiyle görünür olduk.

İşte bu marifet ile gerçekleşmiş olan ancak ilâhiyyûndan olan resûller ile velîlerin büyükleridir. Fikir erbâbı ve nazar ashâbı( teorisyenler) bu ma’rifeti kazanamadılar. Çünkü nefisleri bu maârifin(ma’rifetler) tahsiline perde oldu. Birtakım şeklî tarifler ile dedikoduya düştüler. (…) Bilmediler ki delil dedikleri şey de medlûlün (kanıtlanan) aynıdır. Onun için çabalarí boşa gitti. ‘Onlar bu yeni yaratıştan şüphe içindedirler.’ (Kâf, 50/15) Böyle olunca onlar işin nefesler ile yenilenmesini bilmezler. Yani âyet-i kerîmede Hak Teâlâ’nın buyurduğu vech ile âlemin yaratılışı, herbir nefeste ilâhî tecellî ile yenilenir. Zîrâ âlemin müstakil varlığı olmadığından kendi nefsiyle yok ve Hakk’ın varlığı ile mevcuttur. Ve Hak daima ve ebeden tecellî edegelir. Dolayısıyla birinci tecellî asla dönünce âlem yok olur; lâkin ikinci tecellî o kadar hızla zuhur eder ki, onun nûru ilk tecellînin nûruna bitişik olması sebebiyle ikisinin arasını fark ve ayırma mümkün olamaz. Dolayısıyla âlemin ilk olarak yok ve daha sonra var olması görülemez. (…) Halbuki âlemin geneli herbir nefeste ilâhî tecellî ile yeniden yaratılıştadır.”

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked