İsmet Özel’in “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” kitabından (TİYO, Aralık 2019 I.Baskı) alıntılar (1)

 

“Gençlik yıllarımdan bugüne birçok şey oldu ve olanların hiçbiri içime sinmedi. Bu demek oluyor ki, terkini yadırgamadığımız her ne ise bir daha eski hale dönmeyecektir ve ben ömrüm vefa etse bile oralara dönmeyeceğim. Terk edilen her ne ise metruk haliyle yüzüme bakıyor. Yarım bıraktığımı ikmal etme hissine beni sürükleyen bunca yıl okuyucu edindiğim zannıdır. Yazdıklarımı titizlikle takip edenler olduğu hissi güde güde buraya getirdi beni. (…)” (s. 7)

“Varlık gösterebilmişsek çocukluğumuza rağmen, ihtiyarlığımıza rağmen gösterebilmişizdir. Dolayısıyla bu dünyada varılacak mutlak bir sondan bahis açmak da insanı gülünç bir halden diğerine sürükler. (…)” (s. 8)

“(…) Her insanı tek başına bir nesil sayacak olursak beni neslimi idame ettiremeyişimin yakınması ihata etti. Okurum insanların bütün bunları sarahaten bilmeseler bile sezdikleri iddia edilebilir. Günlük gıdasını (ekmeğini diyemedim) temin uğruna kendini yıpratanlara bir sözüm yok. Sezgilerinin değerini bilmeyiş bahsinde herkesten çok onlar mazurdur. Her gün tok gezebilmek bir marifettir. (…) Sözüm varsa dünya hayatı uğruna kendini yıpratmak şöyle dursun dünya hayatını babasının malı zannedenleredir. Var mıdır zilletine katlandığımız dünyanın bir anlamı? (…) Bu güne kadar hiçbir peygamber, hiçbir filozof, hiçbir sanatçı, hiçbir bilim adamı dünya haline mümessillik edecek bir imtiyazı elinde tutamamıştır. Buna mukabil Dünya hali her peygamberin, her filozofun, her sanatçının, her bilim adamının sorumluluğu altına girer. (…)” (s. 9)

“(…) Giderek değersiz dünya Nobel ödülü alabilmek için her olmazı olura çevirenler elinde bilimsel dünya oluverdi. Romantiklerin büyük kusuru Kopernik’le hesaplaşma derdine yakın durmayışlarıdır. Marx dünyanın ilerlemesine katkıda bulunmamızı tavsiye ettiği için şöhretini hâlâ koruyor. (…)” (s. 10)

“Sayısız adamlığım adamlığıma halel getirmedi. Ölüp gideceğim besbelli olduğu halde ve bana ait bütün iyi şeyleri berberimde götürmekle kalmayıp terekemde sadece kötülüklerin sırıtacağını bildiğim halde adamlığa, sayısız adamlığa oynuyorum. (…) Adamlığı sayısızlığa bağlamayıp işlerini ‘sayılı’ adamlarla yürütmeğe kalkanların felaket tüccarı oldukları ortada. İnsan hakları mugalatasıyla haklı haksız ayrımını karartmak sayılı adamların işidir. (…)” (s. 11)

“(…) Şair yazdıklarıyla insandaki en büyük noksanı yok etmiş olur. Nedir o büyük noksan? Beşer hayatını yetersiz bulup insan hayatına yöneldiğimizde bize bir şeyin, bir kişinin (kimsenin değil) yol göstermesini şart görürüz. Şartın yerine gelmesi için o şey, o kişi kendini feda eder. Her neye ‘şey’ demişsek o şey şiirden başka bir şey olamaz. (…)” (s. 11)

“(…) Aklımızı Batı’dan esen rüzgârın hepimizi ölümcül bir hastalığın kurbanı ettiğine çalıştıralım. Türkler’in yaşarmış gibi yaptığı ülkede 1928 yılından beri ‘elifba’ hükümsüzdür. Sanmayın ki hüküm-ferma Latin alfabesiyle düzülmüş yazıdır. Latin alfabesi Türk vatanında nesi ile hüküm sürüyor? Hiçbir şeyiyle! Şiir bazı bahaneleri varlığına âlet etmez. (…) Şiire hangi yazıyla emek verildiği meselenin özüdür, aslıdır, dokusudur. Tuhaflık şurada ki, bana Türkçe yazma imkanı bahşeden Latin harfleri düzeneğinden başkası olmadı. Bu yaştan, bunca tecrübeden sonra ne yapacağım ben şimdi? Özenle neler yazdıysam hepsini çöpe mi atacağım? Bütün yazdıklarımı kabul edecek bir çöplüğün yerini tanıyan varsa buna dünden razıyım. (…) Bu kitap başlayıp bilerek olduğu yerde bıraktığım yazıları ihtiva ediyor. Asıl düşüncem bunları vakti gelince tamamlamaktı. Şimdi böyle düşünmüyorum. ‘Asıl düşünce’ demekle esaslı bir şeyi kast ediyor olmalıydım. Geçirdiğim kalp hastalığı o esastan kopardı beni. İnsanları hangi türden olursa olsun bir esasa gütmek gülünç geliyor artık bana. ” (s. 13-14)

“(…) Partizan’ı yazmam hiç partizan üretememiş ve hiçbir zaman üretemeyecek bir milleti muhatap saymam sebebiyle hataydı. Kendim bizzat hayatımla partizanlık üretemeyişim hatama hata ekledi. Böyle de olsa eserlerini insanları bir esas istikametinde gütme kastıyla verenler boşuna çabalamış olmamıştır. Bu son cümleyle kafa karışıklığına sebebiyet verdiğimi biliyorum. (…) Şiir yazdığımdan, şiirin yazılmasından hiçbir şekilde pişman olmadım. Uyumsuz yaşamak benim kaderimdi. (…)” (s. 14-15)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked