Fîhi Mâ Fîh Ellidördüncü Fasıldan Alıntılar

 

Nazım olarak tercüme: “Bizi her kim ki hayr ile ede yâd / Hayr ile yâd olunsun, olsun şâd.”

“Daima gül ve gülistan içinde olmak için cümleyi dost tut! Herkesi düşman addedersen, nazarına düşmanın hayâli gelir.”

“Kim ki sâlih amel işlerse, nefsinin lehine ve kim ki fenâlık ederse, nefsinin aleyhinedir.”

“Kim ki zerre mikdârı hayır işlemişse, onu görür; ve kim ki zerre kadar şer işlerse, o da onu görür.” (Zilzâl, 99/7-8)

Birisi şu suâli getirdi: “Hak Teâlâ Hazretleri melâike lisânında : “Yâ Rab, yeryüzünde fesâd edecek ve kan dökecek kimse mi halk edeceksin? Halbuki biz seni hamdinle, tesbih ve zikrinle takdîs ederiz” buyurur. (Bakara, 2/30) Halbuki Âdem henüz gelmemiş idi. Melâike Âdem’in kan dökeceğine ve fesâd eyleyeceğine nasıl hükmettiler?”

Hz. Pîr-i dest-gîr buyurdular: Buna iki yönden cevap verdiler; biri menkul (nakledilen), diğeri makuldür. Menkul olan odur ki, melâike bir kavmin geleceğini ve sıfatları / böyle olacağını levh-i mahfûzdan mütâlaa ettiler. Bundan dolayı ondan haber verdiler. İkinci yön odur ki, melâike akıl yolu ile o kavmin yeryüzünde zuhûra geleceğini ve şüphesiz hayvan olacaklarını ve hayvandan bunun zâhir olacağını ve her ne kadar onlarda manâ bulunur ve nâtık (düşünen, konuşan) olurlarsa da, kendilerinde hayvâniyyet olduğundan, çaresiz fısk edeceklerini (hak yoldan çıkacaklarını) ve kan dökücülüğün âdemî olan gerekirliklerden olduğunu delîl yoluyla düşündüler.

Bir tâife başka bir manâ beyân buyururlar, şöyle ki: Melâike sırf akıl ve sırf hayrdırlar ve onların bir işde aslâ seçme özelliği yoktur. Nitekim rüyada bir fiil icrâ eylersin, onda seçici olmazsın. Eğer uyku hâlinde, gerek küfr etsen ve gerek tevhîd eylesen; ve eğer zinâ irtikâb etsen, şüphesiz sana itiraz olunmaz. Melâike yakaza hâlinde bu mesâbededirler; ve âdemîler ise bunun aksinedirler. Onlarda seçme ve heves vardır. Her şeyi kendi nefisleri için isterler ve her şey kendilerinin olmak için kan dökerler. Bu hâl ise, hayvâniyyet sıfâtıdır. Dolayısıyla melâike, âdemîler hâlinin zıddı olarak zâhir oldu. Şu halde her ne kadar orada bir söz ve dil yoksa da, böyle dediler diye bu yol ile onlardan haber vermek câizdir. Nitekim şâir der ki: Havuz, “Ben doldum” der. Havuz söz söylemez . Onun dili olsa idi, bu hâl içinde böyle der idi. Her bir meleğin bâtınında bir levh (levha) vardır ki, o levhden kendisinin kuvveti kadar, âlem hâllerini ve vuku bulacak şeyleri evvelce okur; ve okuyup bildiği şeyler, varlığa geldiğinde o meleğin Bârî Teâlâ hakkındaki itikadı ve aşkı, sarhoşluğu artar; ve Hakk’ın azametine ve gaybdânlığına (gaybı bilirliğine) taaccüb eder (hayret eder) ve onun aşk ve itikadının fazlalığı ve hayreti, lafz ve ibâre olmaksızın, onun tesbîhi olur. (…) Talebenin itikadı artar. Melâike de bu derecededirler.”

“Bize ilk bakışta mesele imiş gibi görünen şey gerçekte kapitalizmin geçirdiği safhalardan ibarettir.”

 

İsmet Özel’in İstiklâl Marşı Derneği internet portalı İsmet Özel köşesinde çıkan bu yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Yeni Dünya sözü işitildi mi akla hemen kuzeyi ve güneyiyle Amerika kıtası gelir. Oysa coğrafya kitaplarında Büyük Keşifler nâmıyla anılan hâdiseler sonrası medenî Avrupa’nın yeni öğrendiği bütün yerler hesaba katıldığında 15 ülkeden oluşan Okyanusya da yani büyük Avustralya adası ve Yeni Zelanda da yeni dünyanın içindedir. (…) Bir Britanya dominyonunun bağımsızlık kazanması dünyayı yeni bir düzenle tanıştırdı. Yeni düzende yönetici zümrenin fiilen aristokratik bir yüzü ve dolayısıyla aristokratların kendi aralarında dinledikleri müzik, “oda müziği” yoktu. (…) Fransa’da ihtilâl öncesi döneme “ancien regime” denilirken, dünyada ABD ve Kanada dışında kalan kısmı “eski dünya” tabiriyle anmak tabiî karşılandı.

İşin içinde iş var. Bize ilk bakışta mesele imiş gibi görünen şey gerçekte kapitalizmin geçirdiği safhalardan ibarettir. (…) Lenin’in emperyalizmi kapitalizmin son aşaması olarak tarif etmesi hatalıdır. Sermayenin ücretli emeği kullanarak bir maddî güç şekline evrilmesi işin aslıdır. (…) Bu furya Avrupalı toplumların refahıyla sonuçlanmadı. (…) Kendisi bir Britanya kolonisi olan ABD’nin müstemlekesi yoktu. (…) Müstemlekeciliğe karşı çıkma fikrine yaslanarak serbest ticaret yaftası altında müteessir bıraktığı bütün dünyayı haraca kesti. ABD kısa zamanda sermayenin terakümü ve temerküzü bakımından Avrupa’yı geride bıraktı.

Modern kültürün bizi nereye sürüklediğine vâkıf olmak istiyorsak gözümüzü sermaye sahiplerinin mecbûriyetlerine çevirmemiz lâzım. (…) Dört yıl devam edenbüyük savaş Britanya dâhil bütün Devletleri inkıraza uğrattı. Rus çarının devrilip öldürüldüğü yılda ABD savaşa girdi. Çarsız Rusya ve hem en büyük sermayeyi elinde tutan, hem de gücünü dünyayı yeniden şekillendirmek uğruna sarf eden ABD daha 1919 yılında günümüz siyasî şartlarını belirler durumda göründüler.

1918 yılında I. Cihan Harbi’nin sona ermesinden 21 yıl sonra II. Cihan Harbi patlak verdi. Niçin? Gaye gücünü yönetenle yönetilenin dayanışmasından alan ve bu yüzden İtalya’daki, Almanya’daki, Japonya’daki toplumların gözünü bağlamış olan siyasî düzen fikrini modern zihniyetten kovmaktı. Bunda başarılı oldular. Nitekim günümüzde insanları “faşist” sözüyle aşağılamak olağan sayılıyor. Hâsılı kelâm Trump siyasetinin hiçbir yeni tarafı yok. Sahnede Trump’ın faaliyetleri ABD’ye zarar verecek olsa bile Trump’ı desteklemeğe devam edecek Cumhuriyetçiler olduğu bir gerçek. (…) 1914 ile 1918 yılları içinde yaşanan I. Cihan Harbi’nin hedefi imparatorlukları ortadan kaldırmayı. Üstelik bu hedefi güden üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu idi. Dört yıl devam eden büyük savaş Britanya dâhil bütün Devletleri inkıraza uğrattı.”

İsmet Özel’in “Yeni Dünya Eskisini Kaça Kaç Mağlup Eder?” Yazısının Birkaç Yerinden alıntılar

 

” Yeni Dünya sözü işitildi mi akla hemen kuzeyi ve güneyiyle Amerika kıtası gelir. Oysa coğrafya kitaplarında Büyük Keşifler nâmıyla anılan hâdiseler sonrası medenî Avrupa’nın yeni öğrendiği bütün yerler hesaba katıldığında 15 ülkeden oluşan Okyanusya da yani büyük Avustralya adası ve Yeni Zelanda da yeni dünyanın içindedir. (…) Bir Britanya dominyonunun bağımsızlık kazanması dünyayı yeni bir düzenle tanıştırdı. Yeni düzende yönetici zümrenin fiilen aristokratik bir yüzü ve dolayısıyla aristokratların kendi aralarında dinledikleri müzik, “oda müziği” yoktu. (…) Fransa’da ihtilâl öncesi döneme ancien regime denilirken, dünyada ABD ve Kanada dışında kalan kısmı eski dünya tabiriyle anmak tabiî karşılandı.

İşin içinde iş var. Bize ilk bakışta mesele imiş gibi görünen şey gerçekte kapitalizmin geçirdiği safhalardan ibarettir. Önce müstemlekeciliğin dünya hâkimiyeti hususunda bariz bir hamlenin sebebi olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Lenin’in emperyalizmi kapitalizmin son aşaması olarak tarif etmesi hatâlıdır. Sermayenin ücretli emeği kullanarak bir maddî güç şekline evrilmesi işin aslıdır. (…) Bu furya Avrupalı toplumların refahıyla sonuçlanmadı. (…) Kendisi bir Britanya kolonisi olan ABD’nin müstemlekesi yoktu. (…) Müstemlekeciliğe karşı çıkma fikrine yaslanarak serbest ticaret yaftası altında tesir altında bıraktığı bütün dünyayı haraca kesti. ABD kısa zamanda sermayenin terâkümü ve temerküzü bakımından Avrupa’yı geride bıraktı. Modern kültürün bizi nereye sürüklediğine vâkıf olmak istiyorsak gözümüzü sermaye sahiplerinin mecbûriyetlerine çevirmemiz lâzım. (…) Dört yıl devam eden büyük savaş Britanya dâhil bütün Devletleri inkıraza uğrattı. Rus çarının devrilip öldürüldüğü yılda ABD savaşa girdi. Çarsız Rusya ve en büyük sermayeyi elinde tutan, hem de gücünü dünyayı yeniden şekillendirmek uğruna sarf eden ABD daha 1919 yılında günümüz siyasi şartlarını belirler durumda göründüler.

1918 yılında I. Cihan Harbi’nin sona ermesinden 21 yıl sonra II. Cihan Harbi patlak verdi. Niçin? Gaye, gücünü yönetenle yönetilenin dayanışmasından alan ve bu yüzden İtalya’daki, Almanya’daki, Japonya’daki toplumların gözünü bağlamış olan siyasi düzen fikrini modern zihniyetten kovmaktı. Bunda başarılı oldular. Nitekim günümüzde insanları faşist sözüyle aşağılamak olağan sayılıyor. Hâsılı kelâm Trump siyasetinin hiçbir yeni tarafı yok. Sahnede Trump’ın faaliyetleri ABD’ye zarar verecek olsa bile Trump’ı desteklemeye devam edecek Cumhuriyetçiler olduğu ortada.

(…) 1914 ile 1918 yılları içinde yaşanan I.Cihan Harbi’nin hedefi imparatorlukları ortadan kaldırmaktı. Üstelik bu hedefi güden üzerinde güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğu idi. Dört yıl devam eden büyük savaş Britanya dâhil bütün Devletleri inkıraza uğrattı. (…)”

FÎHİ MÂ FÎH’den alıntılar

 

Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin eseri olan ve Tercümesi Ahmed Avni Konuk’a ait olup Merhûm Dr. Selçuk Eraydın tarafından yayına hazırlanan İZ Yayıncılık’ tan 8. Baskısı 2009’da çıkan bu 82. Kitabın birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Rehber Muhammed (a.s.v.) dır. Evvelen onun nezdine gelmedikçe, bizim nezdimize erişilmez. (…)

İmdi dünya kârına kuvvetle sarılmamalıdır; gevşek tutmalıdır. Olmaya ki, umûr-i dünyâda kavî ve mücidd (sebat eden) olup hakîkat-i emirden (işin hakîkatinden) gâfil olasın. Rızâ-yı halkı (halkın rızasını) değil, rızâ-yı Hakk’ı aramalıdır. Zîrâ halkın rızâsı, muhabbet ve şefkati, halkda iğretidir; Hak vaz’ etmiştir (koymuştur). Eğer murâd etmezse, hiç cem’iyyet (topluluk) ve zevk vermez. Vücûd-ı esbâb (sebeplerin varlığı) ile birlikte, nân (ekmek) , nimet ve tena’umât (nimetlenmeler) renc (sıkıntı) ve mihnet olur.

İmdi (şu halde) sebeplerin hepsi, dest-i kudret-i Hak’da (Hakk’ın kudret elinde) bir kalem gibidir. Muharrik (harekete getiren) ve muharrir (yazan) Hak’tır. O istemedikçe kalem hareket etmez. Şimdi sen kaleme bakıp, “Bu kaleme bir el gerekir” dersin. Kalemi görüp, onu hatırlarsın. Fakat onlar daima eli görüp, bu ele bir kalem de lâzımdır, derler. Bir mahalde ki, kalemin temâşâ lezzeti sebebiyle, senin için elin temâşâsı kaydı yoktur; o elin temâşâ lezzeti sebebiyle, onlar için nasıl kalem temâşâsı kaydı olur? Sen arpa ekmeğinde lezzet bulduğun yönle, buğday ekmeği hatırına bile gelmiyor. Hiç onlar, buğday ekmeği varken, arpa ekmeğini anarlar mı? Senin için zemîne zevk bahş eden âsumâna eğilimin yoktur. Oysa zevk mahalli âsumândır; ve yeryüzü, hayâtı âsumândan alır. Âsumân ehli hiç yeryüzünü anarlar mı? Sen şimdi hoşlukları sebeplerden görme ve manâlar sebepler içinde müsteârdır (iğreti/ödünç); zîrâ Dârr (zarar) ve Nâfi’ Hak’dır. O halde niçin sebeplere yapışmış kalmışsın? “Sözün hayırlısı az olan ve yol gösterendir.” (“De ki: O, Allah’dır, bir tektir.” (İhlâs, 112/1)

Es-Sâffat Sûresi’nden anlamlarıyla 24 âyet

 

1-“Andolsun o saf bağlayıp duranlara (meleklere), 2- “O (bulutları) sevk ve idare edenlere, 3- Zikir (Kur’ân) okuyanlara, 4-Kuşkusuz ki, sizin ilâhınız birdir. 5- O, göklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir. 6- Biz, dünya semâsını yıldızlar ziynetiyle süsledik. 7- Hem onu her âsi şeytandan koruduk. 8- O şeytanlar, yüce dîvanı (melekler dîvanını) dinleyemezler; her taraftan atışa tutulurlar. 9- Bu, onları kovmak içindir. Hem onlara devamlı bir azap vardır. 10- Ancak bir kelimeyi kapan müstesna. Onu da delip geçen bir göktaşı kovalar. 11- Şimdi sor onlara (Mekkelilere). Yaratılışca kendileri mi daha kuvvetli, yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık. 12- Doğrusu (Allah’ın kudretini ve öldükten sonra diriltileceklerini inkâr etmelerine) sen şaştın. Onlar ise seninle (ve şaşakalmanla) alay ediyorlar. 13- Kendilerine (Kur’anla) öğüt verildiği vakit, nasihat kabul etmiyorlar. 14- Bir mucize gördüklerinde de eğlenceye alıyorlar. 15- Bu, açık bir sihirden başka bir şey değil! Biz, öldüğümüz ve toprakta bir yığın kemik olduğumuz vakit mi diriltilecekmişiz? (16) Evvelki atalarımız da mı? dediler. (17) 18- De ki, Evet! Hem hepiniz zelil ve hakîr olarak (diriltileceksiniz). 19- O, bir nâradan ibarettir. Bir de bakarsın gözleri açılıvermiş. 20- Ve, “Eyvah başımıza gelenlere! Bu, kıyâmet günüdür” derler. 21- (Melekler), “Evet bu, sizin yalan dediğiniz ayırt edilme günüdür! (derler). 22- (Allah meleklere şöyle buyurur): “O zulmedenleri, onlara eşlik edenleri, Allah’ı bırakıp taptıkları putları hep bir araya toplayın! 23- Toplayın da, onları cehennem yoluna götürün! 24- Ve kendilerini tutuklayın! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir!”