Bilimsel, akademik veya popüler; sonuçta olan ne?

 

Günümüzde hâlâ 1960’lı yıllardan bu yana yaşadığımız bir açmaz (paradoks) varlığını sürdürüyor. “1960’lı yıllardan bu yana” dememin nedeni de o yılların, bizzat ülkemizde ve dünyada olup bitenleri, konuşulanları, iddiaları, tartışmaları anlamaya, onlar üzerinde düşünmeye, akıl yürütmeye başladığım ilk gençlik yıllarım olması.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinden sözler

 

“(…) Kurb-i nevafil: Allah’ın yardımıyla etki ve tesirin o kula ait olmasıdır. Dikkat et ki bu lafzın mânâsı gayet hassas ve kapalıdır.

Basından seçtiğim yazılardan…

 

(…) Kutuplaşma, kimlik siyasetinin yaygınlaşması, medyanın uç görüşlere toplumsal temsillerinin fazlasıyla üzerinde görünürlük kazandırması ve tartışma konularını gündemde tutması, toplumsal fay hatlarının kitleleri kapsayacak biçimde genişlemesi benzeri nedenlerle küresel bir olgu boyutunu kazanmıştır.

Değerli bir bilim adamı bildiğim bir yazara yakıştıramadığım bir ifade

 

Yeni Şafak yazarlarından, ismi merhum Prof. Dr. Bekir Topaloğlu ile birlikte 70’li yıllardan bu yana dinî kitaplarından dolayı yaygın olarak bilinen Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın bu günkü “Tarikat tuzağı” başlıklı yazısında (Yeni Şafak, 24.04.2016) yer alan şu cümlesinin ilk bölümünü yadırgadım ve kendisine yakıştıramadım ama değişik yönleriyle kendisini tanımam bakımından iyi oldu bu yanını da ortaya koyması.

“Kırk Yıl Sonra Dün Gibi Nurettin Topçu”

 

Muzaffer Civelek‘in Dergâh Yayınları’ndan yeni çıkmış eserinin adı böyle. Hikaye ve deneme yazarı, Yeni Şafak’ta da yazıları çıkan Mustafa Kutlu, Muzaffer Civelek’in bu eseri hakkında bilgi verdiği yazısında (Yeni Şafak, 20.04.2016) söz konusu eserinde yazarın Türkçesinin güzelliğine, ifade kudretine vurgu yapıyor. “Ben Muzaffer ağabeyin hikâyeden, denemeden, fikrî yazılardan uzak kalmasını üzülerek izledim.” diyor.