Ocak 2026 Posts

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-IV’ün XXIV. Fassı’ndan alıntılar

 

“Bu Fass Hârûnî kelimede içkin imâmî hikmet beyânındadır.

Bilinsin ki, herbir halîfe “imam”dır; fakat herbir “imam” halife değil, belki ba’zı imâm halîfedir. Dolayısıyla “İmâmet” ve “hilâfet”i toplayıcı olan bir kimseye “halîfe” denildiğinde, imâmet, hilâfetin bir ismi olmuş olur. Nitekim buradaki imamet dahi, böylece hilâfetin bir ismidir. İmâmet Hak cânibinden ya vâsıtasız yâhut vâsıtalı yöneltilir. Hârûn (a.s.)da bu iki kısım imâmetin her ikisi de sâbit oldu. Çünkü Mûsâ ve Hârûn (a.s.) ortaklaşa seyf (kılıç) ile ba’s olundular. Ve seyf ile ba’s olunan herbir resûl Hak hulefâsından bir halîfedir ve ülü’l_azmdendir. Diğer taraftan Hârûn (a.s.)ın imâmeti, Mûsâ(a.s.) tarafından tevcîh olunan hilâfeti de toplayıcıdır. İşte Hârûn (a.s.) vâsıtasız ve vâsıtalı olan iki kısım imâmeti hâiz olduğundan, “imâmî hikmet” Hârûnî Kelimeye mukârin kılındı. (…)

Ma’lûmun olsun ki, muhakkak Hârûn (a.s.)ın vücûdu (varlığı), “Biz ona (Mûsâ’ya) rahmetimizden birâderi Hârûn’u nebî olarak vehb ettik (ihsân eyledik)” (Meryem, 19/53) kavliyle, hazret-i rahamûttan (büyük merhamet) idi. Şu halde muhakkak o sinnen (yaşca) Mûsâ’dan ekber (daha büyük) ve Mûsâ da nübüvveten (nebî olarak) ondan büyük idi. Vaktâki Hârûn’un nübüvveti rahmetten oldu, bunun için karındaşı Mûsâ (a.s.)a “Yâ ibn-i ümm” dedi. Dolayısıyla ona ebi ile değil ümmü ile nidâ etti. (…) Böylece Hz. Harun’un da’vet işinde ve nübüvvette iştirâki Hz. Mûsâ’ya Hak’tan rahmet oldu. Ve Hz. Hârûn Cenâb-ı Mûsâ’dan yaşça büyük idi. Fakat nübüvvet itibariyle Hz. Mûsâ, ondan büyük idi. Zîrâ O’nun nübüvveti bi’l-asâle ve Hz. Hârûn’un nübüvveti ise bi’l-iştirâk idi. (…) Bundan ötürü Hz. Hâ -rûn küçük karındaşı olan cenâb-ı Mûsâ’ya uhuvvet rahmeti kuralınca, nübüvvetle iştirakinden evvel dahi rahîm idi. fakat nübüvvet yokluğu hasebiyle da’vette muîn değil idi. Onun için Mûsâ (a.s.) “Onu benim davet işimde müşârik kıl!” münâcâtıyle Hak’tan davet işinde dahi ONUN KENDİSİNE yardımını TALEP ETTİ. Bundan dolayı Hârûn (a.s.)’ın varlığı HEM HILKATEN hem de DA’VETEN hz. Mûsâ (a.s.)a rahmet oldu.


Kâfirleri korkutmak, mü’minleri de müjdelemek…

 

Kur’an-ı Kerîm’in 18. sûresi olan “El-Kehf” sûresi’nin ilk dokuz âyeti anlamlarıyla şöyle:

1- 4 : (Kâfirleri) ilâhî nezdinden en çetin bir azâb ile korkutmak, güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü’minlere de içinde ebedî kalacakları güzel bir ecr (ve mükâfat) ı müjdelemek, (hele) “Allah evlâd edindi” diyenlere ma’ruz kalacakları kötü âkıbetleri haber vermek için, kendisinde hiç bir eğrilik yapmadığı (ne lafzında bir bozukluk, ne anlamında bir tezad, ne de Allah’ın nezdine davetten aslâ saptırmadığı), O dosdoğru kitâbı (Kur’ân’ı) kulu (Muhammed sallellâhü aleyhi ve sellem) üzerine indiren Allah’a hamd olsun.

5- Ne onların (Allah’a iftirada bulunanların), ne atalarının buna dair hiç bir sahih bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük! Onlar YALANDAN BAŞKASINI SÖYLEMEZLER.

6- Demek, bu söze (Kur’ân’a) inanmazlarsa bir üzüntü duyarak arkalarından kendini âdeta tüketeceksin!

7- Biz yer üzerinde olan şeylere, onlara özgü birer zînet verdik, (insanların) hangisinin ameli daha güzel; onları imtihan edelim diye.

8- Bununla berâber biz onun üstünde olan şeyleri elbet kupkuru bir toprak yapanlarız.

9- (Habîbim) sen, bizim âyetlerimiz içinde (yalnız) Kehf ve Rakıym yârânının ibrete şâyan olduklarını mı sandın? (öyle değil). (dipnot: Âyet-i kerîmenin başındaki ’em’ edatı burada ‘Bel’ ma’nâsınadır ve cümle inkârî istifham cümlesidir. “Beyzâvî”


 

Baksana! Size âyetlerinden bazılarını göstermek için, Allah’ın nimetiyle gemiler denizde akıp gidiyor! Şüphesiz bunda, HER ŞÜKREDEN SABIRLIYA birçok ibretler vardır. (31)

Onları (kâfirleri), dağlar gibi dalga sardığında, dini O’na tahsis etmek suretiyle muhlisler olarak Allah’ı çağırırlar. Onları karaya çıkarıp kurtardığı vakit, içlerinden bir kısmı orta yolu (Tevhid dini) tutar. Bizim âyetlerimizi ancak gaddar, nankör olanlar inkâr eder. (32)

Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Ve öyle bir günün azabından sakının ki, baba çocuğu nâmına bir şey yapamaz. Çocuk da babası nâmına bir şey yapabilecek değildir. Hiç şüphe yok ki, Allah’ın va’di haktır. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan) SAKIN SİZİ (ALLAH’ın AFVİNE) güvendirerek ayartmasın. (33) EY İNSANLAR! Rabbinizden korkun: ve öyle bir günün azabından sakının ki; baba çocuğu namına bir şey yapamaz: çocuk da babası nâmına bir şey yapabilecek değildir. Hiç şüphe yok ki, Allah’ın va’di haktır. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan ) sakın sizi (Allah’ın afvine güvendirerek) ayartmasın. (s.415 / sûre:31)

“Hiç şüphe yok ki, kıyâmet’in ilmi Allah’ın katındadır”

 

“Yağmuru O indirir. Rahimlerdekini O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse de nerede öleceğini bilmez. Muhakkak Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Lokman, 31/29)



“Kim de küfr (inkâr) ederse, artık onun küfrü seni üzmesin; onların dönüşü ancak bizedir. Biz de onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Çünkü Allah kalblerde olanları hakkıyle bilendir. (Lokman, 31/23)

“Biz onlara biraz zevk ettiririz de, sonra kendilerini ağır bir azaba muztar (zorlanmış) bırakırız. (Lokman 31/24)

“Yemin olsun! Onlara, “gökleri ve yer’i kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Allah!” diyeceklerdir. “Allah’a hamd olsun!” de. Ne ki onların çoğu bilmezler. (25) Göklerde ve Yerde ne varsa hepsi ALLAH’ındır. Şüphesiz ki Allah ganîdir ve övülmeğe lâyıktır. (26) Yerdeki (her bir) ağaç kalemler, deniz de mürekkep olsa, ardından ona yedi deniz daha katılsa yine Allah’ın kelimeleri (yazmakla) bitmez. Muhakkak Allah güçlüdür, hikmetlidir. (27)

Sizin yaratılmanız da, (öldükten sonra) diriltilmeniz de, ancak tek bir kişi gibidir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiten, her şeyi görendir. (28)

Biz onlara biraz zevk ettiririz de, sonra kendilerini ağır bir azaba muztar (çaresiz) bırakırız . (24)

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine tabi olun!” denildiğinde, “Hayır! bİz atalarımızı neyin üzerinde bulduysak, ona tabi oluruz!” derler. ( Ya şeytan, onları cehennem azabına çağırıyor idiyse? (21) Her kim iyilik edici olarak yüzünü Allah’a tutarsa, O muhakkak en sağlam kulpa tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah’a dayanır. (22)

Kim de küfrederse (inkâr ederse) artık onun küfrü seni üzmesin. Onların dönüşü ancak Bizedir.

“Yemin olsun! Onlara, “gökleri ve yer’i kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. “ALLAH’a hamd olsun !” de. Fakat onların çoğu bilmezler. (25)  Göklerde ve yerde  ne varsa hepsi Allah’ındır. Şüphesiz ki Allah ganîdir ve övülmeğe  lâyıktır. (26)

ler.

Ey insanlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir.(El-Hac, Sûre:22)

 

:

Onu göreceğiniz gün, her emzikli (kadın) emzirmekten vazgeçecek ve her yüklü (kadın) çocuğunu düşürecek. İnsanları hep sarhoş gibi göreceksin, oysa sarhoş değillerdir. Lâkin Allah’ın azabı çok şiddetlidir. İnsanlardan öyleleri vardır ki, ALLAH hakkında bir bilgileri olmadığı halde , kesin bilgi sahibiymişler gibi tavır takınırlar, hüküm verirler kendilerince. Onlara göre dindarca bir yaşam anlamsızdır; ölüm sonrası kabir azabı, Cennet ve

cehennem ceHENNEM

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Çünkü kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir. (El-Hac: 22 ) Onu göreceğiniz gün olağan dışı olaylar gerçekleşecek, insanlar sarhoş olmadıkları halde yaygınca sarhoşlar olarak görülüp gözleneceklerdir. Bebek emziren kadınlar emzirmekten vazgeçecek, her yüklü kadın çocuğunu düşürecek, insanlar sarhoş olmadıkları halde hep sarhoşlar gibi görünecekler, azab olarak Allah’ın azabı dikkatleri çekecek, insanlar şaşkın ve sarhoş gibi görünecekler. el-HAC sûresi 5. âyet ANLAM OLARAK ŞÖYLE: “Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, düşünün ki, Biz, sizi topraktan, sonra meniden, sonra bir kan pıhtısından, SONRA ŞEKLİ BELLİ BELİRSİZ BİR LOKMA ETTEN YARATTIK. Size kudretimizin kemâlini anlatalım diye. Dilediğimiz müddet RAHİMLERDE BULUNDURUYORUZ DA, sonra sizi bir BEBEK OLARAK ÇIKARIYORUZ. Sonra da olgunluk çağına ermeniz için (ömür veriyoruz). bununla birlikte, İÇİNİZDEN BAZILARI ÖLDÜRÜLÜYOR, bazılarınız da ÖMRÜN EN FENA DEVRİNE ULAŞTIRILIYOR Kİ, BİRAZ İLİMDEN SONRA hiçbir şey bişlmöez olsun. Yeri kuru ve ölü bir hâlde görürsün. Ama Biz ONUN ÜZERİNE SUYU İNDİRDİĞİMİZDE, HAREKETE GEÇER; KABARIR DA HER DİLBER ÇİFTTEN NEBATLAR BİTİRİR. (El_Hac 22, 4-5: (O şeytan ki), ALEYHİNDE “Kim BUNU dost edinirse; muhakkak bu; o kimseyi saptırır ve doğru cehennem azabına götürür” DİYE YAZILMIŞTIR. ey İNSANLAR! EĞER ÖLDÜKTEN SONRADİRİLMEKTEN ŞÜPHEDE İSENİZ; DÜŞÜNÜN Kİ BİZ; SİZİ TOPRAKTAN; SONRA BİR MENİDEN;; SONRA BİR PIHTI KANDAN; SONRA ŞEKLİ BELLİ BELİRSİZ BİR LOKMA ETTEN YARATTIK: SİZE KUDRETİMİZİN KEMÂLİNİ ANLATALIM DİYE. BİR SÜRE RAHİMDE TUTMA; SONRA BİR BEBEK OLARAK ÇIKARMA; SONRA OLGUNLUK ÇAĞINA ERDİRME (ÖMÜR), ÖLÜM, ömrün en fena dönemi, biraz ilimden sonra hiçbir şey bilmez dönemi. YER’İN KURU VE ÖLÜ BİR HALİ, sonra su ile harekete geçme, bitkiler.