CÂMÎ VE TASAVVUF

 

Prof. Dr. HAMİD ALGAR’ın NAKŞİBENDÎLİK isimli Kitabının (insan yayınları genişletilmiş 3. Baskı (dijital) , 2012) birkaç yerinden alıntılar…

“Hulefâ-i Râşidîn dörtlü yapısının açık bir taklidi olarak Hemedânî dört halef tayin etmiştir. Bunlardan ikisi önem arzeder; Yeseviyye’ye ismini veren Ahmed Yesevî (v.562/1167) ve Nakşibendiyye silsilesindeki ikinci halka olan Hâce Abdulhâlık Gucduvânî. Nakşibendiyye silsilesi yoğun bir şekilde halkı Farsça konuşan ve İslâm kültürünü tamâmen benimsemiş bölgelerde büyürken; Yesevî halkasının ya sathî ya da hiçbir şekilde İslâmîleşmemiş Orta Asya’daki Türk halklarına yönelerek Nakşibendiyye’den kendisini ayırdığı söylenmektedir.

Alenî tartışmalarında Câmî, İbn Arabî’nin “Firavun’un bir mü’min olarak öldüğü” görüşünü savundu. Ayrıca, Kübrevî şeyhi Alâüddevle Simnânî (v.1336)’nin İbn Arabî’nin bazı öğretilerine yönelik eleştirilerini yanlış anlamalar olduğu gerekçesiyle reddetti (Bâharzî, s. 90,96,103).

Câmî’nin Nakşibendîliğe bağlılığı, iki kuşaktan Bahâeddîn Nakşibend silsilesine bağlanmış olan Sâdeddîn Kaşgarî (v.1456)’ye intisâb etmesiyle ortaya çıktı. Semerkand’ta ilim tahsil etmek üzere Herat’taki tutkulu bağlılıktan ayrılmış olmak Câmî’ye çok ağır geliyordu ve bir gece, bu ayrılığın acılarıyla baş başayken, rüyasında, Allah’tan başka herkesin dostluğundan vazgeçmenin mümkün olduğunu ve bundan dolayı yalnızca O’na teveccüh etmesini söyleyen Kâşgarî’yi gördü. Bunun üzerine alelacele Herat’a dönerek kayıtsız şartsız bir şekilde kendisini Kâşgarî’nin yoluna adadı. Bu, Kâşgarî’nin de uzun zamandır arzu ettiği bir şeydi. Kaşgarî, Herat’taki Cuma Mescidi’nde her namazdan önce ve sonra müridlerine ders verirmiş ve ne zaman Câmî yanlarından geçerse şöyle dermiş: “O çok kâbiliyetli bir gençtir; beni kendisine hayran bıraktı, fakat onu nasıl yakalayacağımı bilemiyorum.” Câmî’nin dönüşünden sonra ise memnûniyetini şöyle dile getirdiği anlatılır: “Sonunda doğan tuzağa düştü, Allah bu gençle tekrar buluşmayı nasib etti.” Bu iki şahsiyet arasındaki muhabbet, Câmî’nin, bir süre sonra Kaşgarî’nin torunlarından birisiyle evlenmesiyle daha da pekişmiştir.

Fakat bu dönüşten hemen sonra Câmî, toplumsal ilişkilerini bütünüyle bir tarafa bırakıp geçici olarak inzivâya çekilmiştir. Şöyle ki; halvetten ilk çıktığı zaman muâşeret âdâbını unutmuştu. Bu inzivânın amacı, toplumdan tamâmen uzaklaşmak değil, yalnızca belirli bir süre için nefsi dünyadan arındırmaktı. Nakşibendîliğin “halvet der encümen” (halk içinde yalnızlık) ilkesi doğrultusunda hareket eden Câmî, çok geçmeden yeniden Herat ve dışındaki toplumsal, entelektüel ve hattâ siyasî faaliyetlerine başladı. Nitekim halveti tercih ettiğini ifade ederken,, dindarlık bahanesiyle kendisini çevresinden soyutlayanlara ilişkin sıkça yerici ifadele kullanmıştır. (Bâharzî, s.226) Câmî’nin tasavvufî ilgisi, daha genç yaşlarında Herat ve Semerkand’da ne kadar hünerli olduğunu gösterdiği resmî ilimlerle uğraşmasını inkıtaa (kesintiye) uğratmadığı gibi alışılmışın dışındaki ilmî nâiliyetlerine eşlik eden tekebbür duygusundan da kendisini tam anlamıyla âzâd etmemiş gibi görünmektedir. Bunu bir çelişki olarak görmemek gerekir; zira çoğu kimse, Kâşifînin de belirttiği gibi, Hâcegân ( Nakşibendî şeyhleri ve bunların Mâverâünnehr’deki yakın selefleri)’nin yolunda yürümenin aklî ve ilmî yetileri pekiştirdiğine inanıyordu. (Kâşifî, l, s.237; fakat, Câmî’nin Herat’taki erken dönem hocalarından birisi olan Şehabeddîn Muhammed Câcermî, onun Kaşgarî’ye intisab etmesinden dolayı duyduğu memnûniyetsiizliğini dile getirmekten çekinmemiştir; Kâşifî, I, s.240)

Câmî’nin tasavvuf tecrübesi açısından aynı derecede önem arzeden bir başka olay, özellikle de Kaşgarî’nin 1456 yılında vefatından sonra, Semerkand’da oturan ve burada Timurîler hânedânının yönetiminde hatırı sayılır bir etkisi bulunan daha önce ismi zikredilen Nakşibendî şeyhi Ahrâr, 865/1460’da. Buhara ve Semerkand’da tamga’nın ortadan kaldırılmasını sağladı ve bu prens ve daha sonra başa geçen Abdüllatif zamanında çeşitli olaylarda önemli rol oynadı.

Nakşibendî şeyhlerinin Buhâra ve Semerkand ve onlara benzer Hive ve Hokand hanlıkların oynadıkları rol Hâlen üzerinde çalışılması ve araştırılması gereken bir konudur.

(…)

(Prof. Dr. HAMİD ALGAR’ın NAKŞBENDÎLİK isimli, insan yayınları’ndan çıkmış kitabının CÂMÎ ve TASAVVUF başlıklı bölümünden alıntılanmış bir yazı.)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked