Fütûhât-ı Mekkiyye 17. Cild El-Hak İsminin Mertebesi
el-Hak İlahi İsmi
Hakkı Hak ile fani kılar ve ispat ederim / Hak yokluk ve ispat arasındadır / Varlık ve hikmetinin sırrı olmasaydı / Uzza’ya veya Lat’a ibadet edilmezdi / Beni kendileriyle sınırladığı bu şeyler var ya! / Onlarla mutlu olunur, şimdide ve gelecekte / Mazi gittiği yerdedir / Onun yanında hastalık veya afet yok / Yemin olsun ki : Nefsim onu yükümlü tutanı bilseydi / Geçmiş olan geri gelseydi sevinmezdi
Bu mertebenin sahibi Abdulhak diye isimlendirilir. Allah şöyle buyurur: ‘Hakkın ötesinde dalaletten başka ne vardır? (Yunus 10/32) Kastedilen yaratılmış olandır. Dalâlet hayret demek iken Hak (ve hakîkat) vasıtasıyla dalâletin hükmü ortaya çıkar. Varlığın kendisi gerçek bir nur / Yaratılmışın varlığı ona tabi bir gölge
Hak varlığın kendisiyken halk (yaratılmış) O’nu mutlaklıkla sınırlamıştır. Bu itibarla halk sınırlı bir kayıt demektir. Öyleyse ancak ona ait ve onunla gerçekleşen bir hüküm olabilir. Hak hüküm verendir ve O ancak Hak ile hüküm verir. Öyleyse Hakkın (kendisiyle hüküm verdiği) Hak yaratılmışın ta kendisidir. nasıl da yüz çevirirsiniz? Gerçek bizim söylediğimiz gibidir. Halk diye isimlendirilmiş olması, kendisinden yaratılmış olan şeye bağlıdır. bu itibarla halk yenidir ve yaratmanın hakikati kendisinde ortaya çıkar. Çünkü bir açıdan bakarsın ve ‘Haktır’ dersin; bir açıdan bakar ve ‘halktır’ dersin. O ise kendinde ne Hak ne Haktan başkasıdır. Bundan dolayı Hakkın veya halkın isim olarak verilmesi, adeta bir farklılık ve ihtilaf demektir. Bu hüküm ona baskın gelmiş, halk diye isimlendirilmiş, Hak ise Hak ismiyle yegâne kalmıştır. Çünkü Hak bizâtihi zorunlu varlığın sahibiyken yaratılmış olan O’nun vasıtasıyla varlık zorunluluğuna sahiptir. Burada ‘başkası’ ile demiyorum, çünkü başka denilenin -hükmü olsa bile- varlığı ve hakikati yoktur: Bu itibarla başka hükmü olup da hakikati olmayan nispetlere benzer.
Allah göğü ve yeri Hak ile yaratmış, Kur’an’ı Hak ile indirmiş, Kur’an Hak ile ve Hak için inmiştir. Yaratılmışta yaratılmış hayrete düşmüştür, çünkü o gündüzün kendisinden çekip çıkartıldığı gecedir. Bir anda hayrete düşmüş halde karanlıkta kalırlar. Artık doğru yolu bulacakları bir ışığa sahip olmayan şaşkınlardır. Oysa Allah karanın ve denizin karanlıklarında kendisiyle doğru yolu bulacak kimseler için yıldızlar yaratmıştır. Bu, seçkin ve sıradan insanların karanlıklara bakışıdır. onlar görmezler, ‘sağırdırlar, kördürler, onlar düşünmezler.’ (el-Bakara 2/171) Bu nedenle bazen şöyle derler: ‘Biz biziz, O, O’dur.’ bazen de şöyle derler: ‘O biz, biz O’yuz. Şöyle de derler: ‘Ne biz saf olarak biziz, ne O, O’dur.’ Allah da BİLGİ VE MARİFET İTİBARIYLA YARATIKLARININ EN SEÇKİNİ OLAN PEYGAMBERE söylediği “Attığında sen atmadın, fakat Allah attı.(el- Enfal, 8/17) ayetiyle hayretlerinde o seçkinleri tasdik eder. Bu hitap karşısında sıradan insanların yeri nedir ki? O halde Allah’ı bilmek hayret demek olduğu kadar YARATIKLARI BİLMEK DE hayret DEMEKTİR. Allah’ın zatı hakkında düşünmek yasaklanmış, düşünme yaratıklara yönlendirilmiştir. Dolayısıyla hidayete erenler, yaratılmışlar hakkında düşünenlerdir. Çünkü Hâdi O’dur ve zaten hidâyet etmiştir.!’ Körlük ise Hakk’a dair düşünmek demektir.

No Comments