admin Posts

“Tasavvuf ve Tarikatlar” kitabından alıntılar

 

Merhûm Dr. Selçuk Eraydın‘ın M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı (İFAV) Yayınlarından 10. Baskısı Aralık 2012’de yapılmış bu kitabının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

Tasavvufu insanın lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilip hâlen yaşaması olarak da târif edebiliriz.

İslâm ahlâkı, Kur’ân ahlâkıdır. Sevgisi, ıztırâbı, çilesi ve fedâkârlığı olmayan kimseler bu ilâhî nûrdan mahrum olurlar. Hâriçte zâhir (görünür) olan hakîkatler birbirinden ayrılmış gibi görünebilirler; fakat bunların hepsi insanda tek şey hâlinde bulunur. İslâmî ilimleri fıkıh, tefsir, hadis, kelâm, tasavvuf vs. olarak ayrı ayrı saymak mümkündür. Bunların hepsi bir müslümanda birleşmiştir.

İslâm sâdece secdeye eğilen başımızda, Kur’an’la nurlanan yüzlerimizde, ezan sesleriyle coşan gönüllerimizde yaşamalıdır.

Fütûhât-ı Mekkiyye 17.cild el- Vâhid, el-Ahad İlâhî İsmi s.114-115-119

 

Birle ilahını, bütün fiiller Allah’ın Unutma sakın, görmezden gelme

Şirkten sakın, şirk eksiklik Otoritesini giydirir sana, senden başka var olan bir şey değil o.

‘Başka’ varlığı olmayan bir şey Sâbit dur, senin evin ilga edilmez ve yıkılmaz

Büyük bir lezzeti var onun yine de Cinsellik hazzı gibi bütün uzuvlarımızı kaplar

Allah biliyor ki zikrettiğim mısralarda Doğru sözler söylemekteyim, Allah, Allah!

Vicdan-Vecd/ Vücûd-Mertebesi ‘Ol(Kün)’ Sözünün Mertebesi

 

el-Vâcid İlahi İsmi

Varlık Hakkın cömertliğine bağlı / Hepimiz onda mutlu ve gıpta edilecek bir haldeyiz /

Varlıkları var eden himmeti / Cömertliğe bağlı varlıktır o / O’nun yanındaki benim yanımda olsaydı ona söylerdim / Fakat ben müflisim, bu nedenle şart koşarız / Elçi gönderirken Musâ’ya şart koşulduğu gibi / Rablerinin elçisi olarak zorbalara giderken umutsuzca / Onların içinden iflas etmiş bir halde gelmişti / Amaçlarına erememiş, fakat itidali koruyarak

Fütûhât-ı Mekkiyye’den (Çeviri: Ekrem Demirli, c.17) alıntılar

 

Allah’ın emri her durumda delildir / Büyük izzeti gösterir; inkâr fayda vermez

Allah’ın kitabı gelir ve bildirir / O’ndan geldiğini; kasıt budur kesinlikle

Emir Allah’a ait, bana gelmezden de / Kaderi uygulamak üzere geldikten sonra da

Yâdıyla kalbin hayat bulduğu kimse münezzeh / Şükür ve hamd O’na ait

Kulum bu halde olunca onun kendisiyim / Böyle olmazsa kul senin kulundur, ey kul!

Fusûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi-III’den alıntılar

 

İmdi (şu halde) âhirette, yevm-i kıyâmette nâra ve cennete duhûlden evvel, şer’den bu mikdâr ibka (bâkî, dâim) olunur. İşte bundan dolayı biz şer’i-âhireti mukayyed kıldık. Allah’a hamd ü senâ olsun.

Yani cenâb-ı Şeyh (r.a.) âhiretin şer mahalli olmamasını cennet ve cehenneme duhûlden sonra kaydıyla mukayyed (kayıdlı) kılmış ve bu kayd ile Allah Teâlâ’nın adl ikamesi (adâletin yerine getirilmesi) buyurmasıyla, halkın bir fırkası cennete ve bir fırkası cehenneme girdikten sonra, buralarda artık amel edilmesi gereken bir şerîat olmadığını murâd etmiştir. Bundan dolayı bu kayd, halkın cennete ve cehenneme duhûlünden âhirette şer’den bir mikdâr bâkî kalacağı için ihtirâzî (sakınmayla ilgili) kayıd olur. Allah fadli’l-azîm sâhibidir (Bakara, 2/105)