admin Posts

 

Baksana! Size âyetlerinden bazılarını göstermek için, Allah’ın nimetiyle gemiler denizde akıp gidiyor! Şüphesiz bunda, HER ŞÜKREDEN SABIRLIYA birçok ibretler vardır. (31)

Onları (kâfirleri), dağlar gibi dalga sardığında, dini O’na tahsis etmek suretiyle muhlisler olarak Allah’ı çağırırlar. Onları karaya çıkarıp kurtardığı vakit, içlerinden bir kısmı orta yolu (Tevhid dini) tutar. Bizim âyetlerimizi ancak gaddar, nankör olanlar inkâr eder. (32)

Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Ve öyle bir günün azabından sakının ki, baba çocuğu nâmına bir şey yapamaz. Çocuk da babası nâmına bir şey yapabilecek değildir. Hiç şüphe yok ki, Allah’ın va’di haktır. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan) SAKIN SİZİ (ALLAH’ın AFVİNE) güvendirerek ayartmasın. (33) EY İNSANLAR! Rabbinizden korkun: ve öyle bir günün azabından sakının ki; baba çocuğu namına bir şey yapamaz: çocuk da babası nâmına bir şey yapabilecek değildir. Hiç şüphe yok ki, Allah’ın va’di haktır. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan ) sakın sizi (Allah’ın afvine güvendirerek) ayartmasın. (s.415 / sûre:31)

“Hiç şüphe yok ki, kıyâmet’in ilmi Allah’ın katındadır”

 

“Yağmuru O indirir. Rahimlerdekini O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse de nerede öleceğini bilmez. Muhakkak Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Lokman, 31/29)



“Kim de küfr (inkâr) ederse, artık onun küfrü seni üzmesin; onların dönüşü ancak bizedir. Biz de onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Çünkü Allah kalblerde olanları hakkıyle bilendir. (Lokman, 31/23)

“Biz onlara biraz zevk ettiririz de, sonra kendilerini ağır bir azaba muztar (zorlanmış) bırakırız. (Lokman 31/24)

“Yemin olsun! Onlara, “gökleri ve yer’i kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Allah!” diyeceklerdir. “Allah’a hamd olsun!” de. Ne ki onların çoğu bilmezler. (25) Göklerde ve Yerde ne varsa hepsi ALLAH’ındır. Şüphesiz ki Allah ganîdir ve övülmeğe lâyıktır. (26) Yerdeki (her bir) ağaç kalemler, deniz de mürekkep olsa, ardından ona yedi deniz daha katılsa yine Allah’ın kelimeleri (yazmakla) bitmez. Muhakkak Allah güçlüdür, hikmetlidir. (27)

Sizin yaratılmanız da, (öldükten sonra) diriltilmeniz de, ancak tek bir kişi gibidir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi işiten, her şeyi görendir. (28)

Biz onlara biraz zevk ettiririz de, sonra kendilerini ağır bir azaba muztar (çaresiz) bırakırız . (24)

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine tabi olun!” denildiğinde, “Hayır! bİz atalarımızı neyin üzerinde bulduysak, ona tabi oluruz!” derler. ( Ya şeytan, onları cehennem azabına çağırıyor idiyse? (21) Her kim iyilik edici olarak yüzünü Allah’a tutarsa, O muhakkak en sağlam kulpa tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah’a dayanır. (22)

Kim de küfrederse (inkâr ederse) artık onun küfrü seni üzmesin. Onların dönüşü ancak Bizedir.

“Yemin olsun! Onlara, “gökleri ve yer’i kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. “ALLAH’a hamd olsun !” de. Fakat onların çoğu bilmezler. (25)  Göklerde ve yerde  ne varsa hepsi Allah’ındır. Şüphesiz ki Allah ganîdir ve övülmeğe  lâyıktır. (26)

ler.

Ey insanlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir.(El-Hac, Sûre:22)

 

:

Onu göreceğiniz gün, her emzikli (kadın) emzirmekten vazgeçecek ve her yüklü (kadın) çocuğunu düşürecek. İnsanları hep sarhoş gibi göreceksin, oysa sarhoş değillerdir. Lâkin Allah’ın azabı çok şiddetlidir. İnsanlardan öyleleri vardır ki, ALLAH hakkında bir bilgileri olmadığı halde , kesin bilgi sahibiymişler gibi tavır takınırlar, hüküm verirler kendilerince. Onlara göre dindarca bir yaşam anlamsızdır; ölüm sonrası kabir azabı, Cennet ve

cehennem ceHENNEM

“Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Çünkü kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir. (El-Hac: 22 ) Onu göreceğiniz gün olağan dışı olaylar gerçekleşecek, insanlar sarhoş olmadıkları halde yaygınca sarhoşlar olarak görülüp gözleneceklerdir. Bebek emziren kadınlar emzirmekten vazgeçecek, her yüklü kadın çocuğunu düşürecek, insanlar sarhoş olmadıkları halde hep sarhoşlar gibi görünecekler, azab olarak Allah’ın azabı dikkatleri çekecek, insanlar şaşkın ve sarhoş gibi görünecekler. el-HAC sûresi 5. âyet ANLAM OLARAK ŞÖYLE: “Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, düşünün ki, Biz, sizi topraktan, sonra meniden, sonra bir kan pıhtısından, SONRA ŞEKLİ BELLİ BELİRSİZ BİR LOKMA ETTEN YARATTIK. Size kudretimizin kemâlini anlatalım diye. Dilediğimiz müddet RAHİMLERDE BULUNDURUYORUZ DA, sonra sizi bir BEBEK OLARAK ÇIKARIYORUZ. Sonra da olgunluk çağına ermeniz için (ömür veriyoruz). bununla birlikte, İÇİNİZDEN BAZILARI ÖLDÜRÜLÜYOR, bazılarınız da ÖMRÜN EN FENA DEVRİNE ULAŞTIRILIYOR Kİ, BİRAZ İLİMDEN SONRA hiçbir şey bişlmöez olsun. Yeri kuru ve ölü bir hâlde görürsün. Ama Biz ONUN ÜZERİNE SUYU İNDİRDİĞİMİZDE, HAREKETE GEÇER; KABARIR DA HER DİLBER ÇİFTTEN NEBATLAR BİTİRİR. (El_Hac 22, 4-5: (O şeytan ki), ALEYHİNDE “Kim BUNU dost edinirse; muhakkak bu; o kimseyi saptırır ve doğru cehennem azabına götürür” DİYE YAZILMIŞTIR. ey İNSANLAR! EĞER ÖLDÜKTEN SONRADİRİLMEKTEN ŞÜPHEDE İSENİZ; DÜŞÜNÜN Kİ BİZ; SİZİ TOPRAKTAN; SONRA BİR MENİDEN;; SONRA BİR PIHTI KANDAN; SONRA ŞEKLİ BELLİ BELİRSİZ BİR LOKMA ETTEN YARATTIK: SİZE KUDRETİMİZİN KEMÂLİNİ ANLATALIM DİYE. BİR SÜRE RAHİMDE TUTMA; SONRA BİR BEBEK OLARAK ÇIKARMA; SONRA OLGUNLUK ÇAĞINA ERDİRME (ÖMÜR), ÖLÜM, ömrün en fena dönemi, biraz ilimden sonra hiçbir şey bilmez dönemi. YER’İN KURU VE ÖLÜ BİR HALİ, sonra su ile harekete geçme, bitkiler.

Anlamlarıyla kerîm Kur’ân’dan âyetler

 

Demişti ki: “Ey rabbim, cidden benim kemiğim gevşedi, başımı (ihtiyarlıktan) bembeyaz alev aldı. Sana dua etmekle ey Rabbim, hiçbir zaman bedbaht olmadım. (4)

Gerçekten ben, arkamdan yerime geçecek yakınlardan endişedeyim. hatunum da kısırdır. Onun için bana tarafından bir velî ihsan eyle! (5)

(Allah Teâlâ buyurdu ki): “Ey Zekeriyyâ! Gerçekten biz sana bir oğul müjdeliyoruz ki, adı Yahyâ’dır. Bundan önce ona hiçbir addaş yapmadık. (7)

(Zekeriyyâ), “Yâ Rabbî! Benim nasıl oğlum olur ki, hatunum kısır bulunuyor. Kendim de ihtiyarlığın son haddine vardım” dedi. (dipnot: Kendisi 120, karısı 98 yaşında idi.) (

(Melek) dedi: “Öyle! (lâkin) Rabbin buyurdu ki: O Bana kolaydır; bundan önce seni yarattım… Oysa hiçbir şey değildin”. (9)

(Zekeriyyâ): “Yâ Rabbî! (Hâtunumun gebeliğine dair) bana bir alâmet ver!” dedi. Teâlâ Hazretleri, senin alâmetin, sapasağlam olduğun halde üç gün üç gece insanlarla konuşamamandır.” buyurdu. (10)

Derken mihrabdan kavminin karşısına çıktı da onlara, “Sabah ve akşam Namaz kılın!” diye işaret verdi. (11)

“İlm ile buldu melek neşv ü nemâ / Cehl ile oldu behâyim peydâ / İlm ile cehl arasında hayrân / Kaldı da şaştı zavallı insan.”

 

Şimdi, âdemîlerden ba’zıları o kadar akla mutâbaat eylediler ki, külliyyen melek ve sırf nûr oldular. Onlar, enbiyâ ve evliyâdırlar; ve havf ve recâdan kurtulmuşlardır. nitekim Mecîd (yüce) Kur’ân’da beyân buyruluyor: anlam olarak: “Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler de.” (Yûnus, 10/ 62) Bazılarının akıllarına şehvet gâlib olduğundan, âkıbetleri külliyyen hayvan hükmünü kazandılar. Ve bazıları çekişmede kaldılar; ve onlar o tâifedir ki, bâtınlarında bir derd ve renc (ağrı) ve hasret ve efgân zâhir olur ve yaşayışlarından râzı değildirler. Bunlar mü’minlerdir. Evliyâ onları kendi menzillerine eriştirmek ve kendileri gibi yapmak için onlara muntazırdırlar (gözleyenler/bekleyenlerdir). Ve şeytanlar dahi onları esfelü’s- sâfilîne, kendi taraflarına çekmek için muntazırdırlar. Şiir: tercüme: “Biz çağırıyoruz, başkaları da çağırıyorlar; bakalım baht kimindir ve kime yâr olacaktır:” “Allah’ın nusratı gelince.” (Nasr, 110/1) Zâhir Müfessirler bu vech ile tefsîr ederler ki: Mustafâ (s.a.v.) in, âlemi müslüman etmek ve Hak yoluna getirmek için, himmetleri var idi. Vaktaki vefat edeceğini gördü, dedi: “Ah, ömrüm vefa etmedi ki halkı davet edeyim.” Hak Teâlâ buyurdu: Bu sâatte senin asker ve kılıç ile feth edip terk ettiğin vilâyetleri ve şehirleri, cümleten leşkersiz, mutî’ ve mü’min (leşker: asker) kılayım; ve işte onun alâmeti bu olsun ki, senin vefâtın karîb (yakın) olduğu vakit; halkın uzaklardan gürûh gürûh gelip müslüman olduklarını göresin. Bu alâmetin zuhûrunda vakt-i rihletin (ölüm vaktinin) eriştiğini bil! Şimdi tesbîh et ve istiğfâr eyle ki, O makâma geleceksin! Fakat muhakkıklar derler: Onun ma’nâsı budur ki, insan evsâf-ı zemîmeyi (beğenilmeyen vasıfları), kendi ameli ve ictihâdı ile kendisinden def eylediğini sanır. Vaktâki birçok mücâhede eder, kuvvetlerini ve mesâisini sarf edip nevmîd (ümitsiz) olur; Hak Teâlâ ona der ki: Sen onun kuvvet, fiil ve amelin ile olacağını sandın; o Benim koyduğum bir âdettir; ya’nî mâlik olduğun şeyi Bizim yolumuzda bol bol harca; ondan sonra sana Bizim ihsânımız ulaşır. bu bîpâyân (sonsuz) olan yolda, bu zayıf olan el ve ayak ile seyretmeni emrediyorum. Bu zayıf ayak ile ve belki yüzbin ayak ile bu yoldan bir menzilin kat’ olunamıyacağı bize ma’lûmdur. Ancak vaktâki kudret ve tâkatin olduğu halde, yola giresin ve düşüp artık tâkatin kalmıya; ondan sonra Hakk’ın inâyeti imdâdına yetişir. (…) Şimdi… mâdemki kuvvetlerin kalmadı ve mesâîlerin dökülüp kaldı; ve bu kuvvetlerin olduğu ve bu mücâhedeleri icrâ eylediğin vakit, uyku veya uyanıklık halinde sana bir lutuf gösterir idik. Sen de bizim talebimizde kavî ve ümitvâr olur idin. o âletin kalmadığı bu saatte fevc fevc sana yönelik olan atâlarımızı ve lutuflarımızı ve inâyetlerimizi görüyorsun. Oysa yüzbin mesâî ile bu lutuflardan bir zerre müşâhede etmez idin. Şimdi “Hemen Rabb’ini hamd ile tesbîh ve tenzîh et!” (Nasr, 110/3) Yani “Sen zannettin ki,/ o iş senin elinden ve ayağından zâhir olacaktır ve onu bizden görmedin. Şimdi mâdemki bizden olduğunu müşâhede ettin, bu fikir ve zandan istiğfar et ! (Nasr, 110/3) “Çünkü O, tövbeleri fazlaca kabûl edendir.”