admin Posts

Metafizik’in Meseleleri

 

KONEVÎ Metafizik’in meselelerinin ilkelerden ortaya çıkan şeyler olduğunu belirtir. “METAFİZİKTE MESELELER, ana-isimler ki onlar ilkelerdir- sâyesinde açıklanan bu isimlerin konularının hakîkatleri mertebeler, mevtınlar (yerleşip oturulan yerler); her kısmın hükümlerinin tafsillerinin KENDİLERİYLE OLAN İLİŞKİSİ ve bunun yeri; bu nisbet ve eserler ile ortaya çıkan vasıflar, özellikler, fer’î isimler gibi hususlardır..” (dipnot: Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s.9 (Miftâhu’l-gayb, 4a). Burada belirttiği şeylerin ise temelde iki ana konuya râci olduğunu söyler. Bunlar, bir yandan Tanrı’nın âlem ile irtibatı, öte yandan âlemin Tanrı ile irtibatıdır. (Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s.10 (Miftâhü’l-gayb,4b). Bu irtibatlardan BİLİNEBİLİR VE BİLİNEMEZ hususlar da Metafizik’in MESELELERİDİR. TANRI’nın MUTLAKLIĞI itibariyle ÂLEMle herhangi bir ilişkisinin olması mümkün değildir. Bu itibarla, DAHA SONRA DA belirteceğimiz gibi, TANRI HERHANGİ BİR ŞEKİLDE BİLGİMİZİN KONUSU OLAMAZ.

Konevî’nin gerek Metafizik’in konusunu ele alırken İFADE ETTİĞİ VE GEREKSE BURADA MESELEDEN SÖZ EDERKEN BELİRTTİĞİ BİR İFADESİ TANRI’NIN bu YÖNÜYLE DE Metafizik’in ÖNCE KONUSU, BUNA BAĞLI OLARAK DA MESELESİ OLABİLECEĞİNİ kabul ettiğini GÖSTERİR. Konevi KONU’DAN SÖZ EDERKEN “farklı oluşu bakımından Hakk’ı bilmek” DEMİŞTİ. HAKK’IN ÂLEMDEN FARKLILIĞI, 0’nun mutlaklık ve müstağnîlik yönüdür.

METAFİZİK’İN MESELESİNİN ÇERÇEVESİNİ ANLAMAK İÇİN öncelikle Tanrı- âlem İLİŞKİLRİNİN GENEL YAPISINI VE BU KONUDA KONEVÎNİN fikirlerini ele almak gerekir. TANRI’NIN ÂLEMLE İRTİBATI, bütün isim ve sıfatları kendinde toplayan ulûhiyet mertebesi açısından mümkündür. (dipnot: KONEVÎ ŞÖYLE DER: “Ulûhiyet, İRTİBAT VE MÜNÂSEBETİ (Allah ve âlem arasında) VAR EDER.” bkz. Konevî, Fatiha tefsiri, s.118 (i’câzül beyân, s.184)


Metafizik’in Konusu

 

Metafizik bir ilim ise onun da diğer ilimler gibi konusu, ilkeleri ve meseleleri olmalıdır. Metafizik’in konusu, ilkeleri ve meseleleri nelerdir?

İbn Sînâ Metafizik’in konusunu genişçe ele alır ve öncelikle şunu sorar: Tanrı’nın varlığı bu ilmin konusu olabilir mi? (dipnot: İbn Sînâ, İlahiyat, s. 5-6. ) O’na göre Tanrı’nın varlığı bu ilmin konusu olamaz. Çünkü bir şeyin bir ilmin konusu olabilmesi için kabul edilmiş olması şarttır. Ardından İLİMDE KABUL EDİLMİŞ O ŞEYİN halleri ARAŞTIRILIR. ŞÖYLE DER: “HAKK’ın varlığının BU İLMİN KONUSU OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Çünkü HER İlmin KONUSU, O İLİMDE VARLIĞI KABUL EDİLMİŞ BİR ŞEY OLMALIDIR Kİ, O KONUNUN HALLERİ ARAŞTIRILIR. İlah TEÂLÂ’NIN VARLIĞI İSE bu ilimde müsellem (teslim olunmuş) bir şey değildir; aksine o, bu ilimde talep edilen bir şeydir. (İBN SÎNA, ilahiyat, s.5-6) O halde İbn Sina’ya GÖRE, Tanrı’nın VARLIĞI metafizik’in KONUSU olarak kabul edilemez. Bir ŞEYİN BİR İLMİN KONUSU DİYE İSİMLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN O ŞEYİN İLİM MENSUPLARI TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞ OLMASI ŞARTTIR. tanrı’nın varlığı herkes tarafından kabul edilmiş bir şey olmadığına göre METAFİZİK’İN KONUSU TaNRI’NIN VARLIĞI DEĞİLDİR.

İBN SiNÂ ardından Metafizik’in KONUSUNU TESBİT EDER: Metafizik’in konusu, MUTLAK varlık, BAŞKA BİR ANLATIMLA VARLIK OLMASI bakımından VARLIK VE ONUN AYRILMAZ ÖZELLİKLERİDİR. Şöyle ki DOĞA VE MATEMATİK İLİMLERİNDEN HER BİRİSİ, MEVCUTLARIN ÖZEL BİR HALİNİ ARAŞTIRIR. Bu ilimlerden hiçbirisi, MUTLAK ANLAMDA BVARLIĞIN HALLERİ VE ONUN EKLENTİLERİNİ araştırmaz. İbn Sinâ’ya GÖRE MUTLAK ANLAMDA varlık VE ONUN HALLERİNİ ARAŞTIRAN BİR İLİM VARDIR VE O İLİM metafizik’dir. (dipnot: İBN Sinâ, en-Necât, II:47. bkz. İLHAN KUTLUER, İBN SÎNÂ, İBN SÎNÂ Ontolojisinde ZORUNLU VARLIK, s.69 vd.

Konevî’nin Felsefeye Bakışı

 

Prof. Dr. Ekrem Demirli’ nin (Kapı Yayınları 464., Sadreddin Konevî Kitaplığı 8. kitap olarak yayınlanmış 1. Basım: Nisan 2015) SADREDDİN KONEVî’DE BİLGİ VE VARLIK Kitabının Metafizik (İlm-i İlahi) Başlıklı Bölümü’nün birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

” Konevî İlimleri tasnif ederken herhangi bir şekilde madde ile ilişkili olmayan şeylerin metafizik ilminin kapsamına girdiğini belirtmişti. Buradan hareketle öncelikle Metafizik, metafiziğin konusunu,meselelerini ve ilkelerini ele alacağız. Bunun için evvelemirde isim üzerinde durmamız gerekir. İlm-i İlâhî (Metafizik) derken Konevî neyi kasdetmektedir?

Bu sorunu ele alırken İbn Haldun’un görüşlerini kısaca aktarmak gerekir: İbn Haldun şöyle der: “ilahiyat, mutlak varlık ve varlıklardan bahseder ve ilk önce cismânî varlıkların genel hallerini, rûhânî varlıkların mahiyetini; vahdet, kesret, vücûb, imkân ve başka konuları inceler.” (dipnot: İbn Haldun,, Mukaddime, II: 605 vd. Benzer ifadeler için bkz. Katip Çelebi, age.,x; Taşköprülüzade; Miftâhü ‘s–saade, I:313. Taşköprülüzade Metafiziğin tarihi hakkında bilgiler verir ve bu ilmin büyük üsadlarından söz eder . Buradaki ifadeleri, özellikle Müslümanların felsefeyi tasavvur edişlerindeki tavırlarını yansıtan çok önemli örnekler içerir. bkz. Taşköprülüzade, age., I:313-20. Bu başka konular ise İbn Haldun’un ifadesiyle ruhani olmaları BAKIMINDAN VARLIKLARIN MERTEBELERİNDEN, nefs ve ruhların CİSİMLERİNDEN ayrıldıktan VE MEBDEYE döndükten sonraki HALLERİDİR. Ardından, BU İLMİN TABİAT İLİMLERİNDEN sonnra gelmesini VE BU YÖNÜYLE de metafizik VEYA MA-BA’DET-tabia DİYE İSİMLENDİRİLMESİNDEN SÖZ EDER. (DİPNOT: Aristoteles METAFİZİK deyimini KULLANMAMIŞTIR. O, VARLIĞIN BİLİMİNİ BELİRTMEK ÜZERE, ARALARINDA HERHANGİ BİR AYRIM YAPMAKSIZIN BİLGELİK (SOPHİA), FELSEFE (PHİLOSOPHİA), İLK FELSEFE ( PROTE-PHİLOSOPHİA), TEOLOJİ DEYİMLERİNİ KULLANIR. Bkz. Aristoteles, metafizik, ÇEV. AHMET ASLAN, Giriş, s.9. Bununla birlikte, ARistoteles’in İLK FELSEFEyi, DİĞER İLİMLERDEN FARKLI OLARAK DAHA SEÇKİN TALEBELERİNE OKUTTUĞU BELİRTİLİR. bu YÖNÜYLE İLK FELSEFE VEYA METAFİZİK ariSTOTELES’İN EZOTERİK İLİMLERİNDEN SAYILIR. bKZ. arİSTOTELES, mETAFİZİK, giriş, s.1. İLM- i iİahi (mETAFİZİK) HAKKINDA KAPSAMLI BİLGİLERİ FÂRÂBÎ’de görmekteyiz. DEVAMI vAR (sadreddin Konevî’de bilgi ve varlık (ekrem demirli)

“Nefs Görüşü: İnsanın İlahî Tabiatı”

 

SADREDDİN KONEVÎ’DE BİLGİ VE VARLIK (EKREM DEMİRLİ / 1.Basım: Nisan 2015 Kapı Yayınları)

KONEVÎ’nin nefs görüşü bilgi görüşünün esasını oluşturur. Düşünürümüzün nefs teorisi, büyük ölçüde sudurcu varlık görüşünün nefsin varlığı ve bu âleme inişiyle ilgili görüşlerinden yararlanmıştır. Nefs, belirli bir süreç içinde çeşitli feleklerden ve varlık mertebelerinden geçip kesâfet ve madde âlemine ulaşmıştır. (dipnot: Bu konuda İslâm felsefesine etki eden kaynakların başında gelen Hermetik düşüncenin nefs ve nefsin tenezzül süreci, Hermes’in Müşahedesi diye bilinen bir metinde anılır. Metin ve değerlendirme bkz. Câbirî, Arap İslam kültürünün Akıl Yapısı, s.343 vd. Sûfilerin İslâm filozoflarından aşina oldukları Yeni Platoncu nefs tasavvurlarından etkilenişleri hakkında Bkz. Afîfî, İslâm’da Manevî Hayat, s. 71 vd.

Nefsin bilgiye ulaşmasıyla ilgili görüşlerini belirleyen en önemli kaide, tahkik kaideleri arasında anmış olduğu bir şey kendisine zıt bir şey tarafından bilinemez ilkesidir. (dipnot: Konevî şöyle der: “Bir şey, kendisine zıt ve farklı başka bir şey ile bilinemez. Dolayısıyla, Bir olarak Bir, çok olması açısından çokluk(kesret) ile bilinemez. Aynı şey bunun tersi için de doğrudur. Fakat burada bir sır vardır. Çokluğun kendisine özgü bir birliği, birliğin de nisbî bir çokluğu vardır ki onunla taalluk ve taayyün eder. Buna göre BİRLİK VE ÇOKLUKTAN BİRİSİ DİĞERİYLE BİLİNDİĞİNDE, BUNUN SEBEBİ birbirlerini içermiş olmalarıdır. Çünkü İKİSİNİ BİRLEŞTİREN bir şey olmalıdır.” Bkz. Konevî, Tasavvuf Metafiziği, s.15

İmkân, Mümkün ve tercih

 

“Tasavvufun bir yandan ilim öte ferdî ve içtimaî hayatta etkin bir kurum olarak teşekkülü, bazı sorun ve tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bunların başında ise tasavvufun anlam ve içeriğinin tesbiti gelmiştir. Sorunun tezahürü, tasavvufî hayatın mahiyetiyle ilgiliydi ve onun bilimlerle ilişkisi; bilim sınıflamasındaki yeri meselenin özünü oluşturmuştu. İlk dönem tasavvuf yazarları konu üzerinde durmuş, tasavvuf ve sûfî terimlerinin dille ilgili analizinden hareketle çeşitli görüşler ileri sürmüştür. (dipnot 28: Tasavvufun genel ve bağlayıcı bir tanımını yapmak güçtür. Bununla birlikte çeşitli eserlerde tasavvuf ve sûfî terimleri hakkında tanımlar yapılmıştır. Misal olarak bazı sûfîlerin tanımlarını anabiliriz. “Tasavvuf, hakîkatlere sarılmak ve yaratıkların elindekilerden yüz çevirmektir.” (Ma’rûf Kerhî) Rüveym b. Ahmed Bağdâdî’nin tanımı: “Tasavvuf üç haslet üzerine kuruludur: Fakr ve iftikâra sarılmak, cömertlik ve îsârı huy edinmek, ihtiyâr ve itirazı terk etmek.” (Bkz. Kuşeyrî,Risâle, s.126-127. Rüveym’in bu tanımı tasavvufun esasını oluşturan üç haslet olarak kavramlaştırılmıştır. Bkz. Kâşânî, Letâifü’l- a’lâm fî-işârât-i ehli’l-ilham, s.502. Başka tarifler için bkz. Hucvîrî,, Keşfu’l- mahcûb, s. 228 vd. Kelâbâzî, Ta’arruf, thk. Abdülhalim Mahmud, Bağdat,1960, s,45, a. mlf., İslam tasavvufu : Lüma’, Çev. H. Kamil Yılmaz,1996, S.24.