İsmail Kara ve Abdülkerim Asılsoy’un DERGÂH Yayınları’ndan çıkan “DİN VE MİLLİYET 1 1904-1914 II. Meşrutiyet ve Millî Mücadele Dönemlerinde Milliyetçilik Tartışmaları” kitabının başlıkta belirttiğim bölümünün birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.
“Allah’ın, Resûlünün sizin hakkınızda mahz-ı hayat (hayatın kendisi) olacak birçok evâmiri (emirleri) var; onları ifâ ederseniz, gerek bugünkü fâni hayatınızda, gerek yarınki sermedî (ebedî) hayatınızda mesut olur, rahat olarak, saadetle yaşarsınız. Sonra bilmiş olunuz ki Cenab-ı Hak, insanın kalbi ile kendi arasına girer; yani mahlûkunun bütün esrârına muttali olur. Şunu da biliniz ki yine merciiniz (dönülecek yeriniz) Allahu Zü’l-Celâl’dir”. O musibetten, o fitneden, o felâketten sakınınız ki; o belâ, o felâket hiç bir zaman içinizden yalnız suçlu olanlara gelmez; belki umumunuza birden müstevlî olur (yayılır). Bir de gözlerinizi açınız; iyi biliniz ki: Allah’ın ikâbı (azabı) şiddetlidir, müthiştir.”
Bu iki âyet Enfâl Sûresindedir. Allahu Zü’l-celâl buyuruyor ki: Benim bütün emirlerimde; evet, gerek size Kur’an ile bildirdiğim, gerek peygamberimin lisanıyla, sünnetiyle tebliğ ettiğim emirlerin hepsinde, sizin için hayat vardır. Hem nasıl hayat! Bütün manâsıyla bir hayat. Müfessirîn-i izâm buradaki ‘hayat‘ı yalnız maneviyata özgü tutmuyorlar; maddiyata da teşmil ile âyeti ona göre tefsir ediyorlar. Zaten maneviyat ile maddiyat birbirinden ayrılamaz. Bedensiz ruh olmaz, ruhsuz beden olmadığı gibi. Demek ilâhî emirlerin hepsinin zımnında bizim için, biz Müslümanlar için hayat var. Terkinde ise helâk muhakkak.
Artık düşünmeğe hâcet var mı? İşte görüyoruz. İslâm Âlemi’nin başına gelen musibetler, bu âyetin ne kadar kat’î, ne kadar sarih, ne kadar doğru olduğunu gösterdi! (…) Cenâb-ı Hakk’ın birtakım kavânîni (kanunları) vardır ki, bunlar ezelîdir. Evet o kanunlar hem ezelîdir, hem ebedîdir. Hiç de değişmez. Cenâb-ı Hak bütün hakikatleri bu kanunlarında birer birer göstermiş; müteaddit yerlerde, müteaddit şekillerde bildirmiştir.
Geziniz dünyayı; arza, semaya bakınız; muhtelif kıtalardaki harabeleri görünüz; sizden evvel geçmiş milletlerin tarihini okuyunuz. Göreceksiniz ki hepsi aynı sebepler, aynı şartlar altında mahv olmuşlar. Çünkü aynı sebepler, daima aynı sonuçları doğurur.
İlâhî emirler dendi mi, hepsinin zımnında (iç tarafında) hayat var. Hattâ nef’i (faydası) ilk bakışta sırf âhirete ait sanılan birtakım ibadetlerimiz var ki, onları da incelersek görürüz ki, herbirinde bu dünya için de pek çok faydalar var. Meselâ namaz Müslümanlara farzdır. İnsan günde beş defa Hâlik’ıyla kendi arasındaki râbıtayı yeniliyor. Dünyaya da ilişkinliği büyük, faydası çok. Çünkü insanları birçok münkerâttan (dince yasaklanan şeylerden) men ediyor; sonra aynı dine tâbi milyonlarca insanı aynı zamanlarda, yüzler aynı Kâbe’ye (aynı kıbleye) yönelmiş olmak şartıyla, aynı kubbeler altında topluyor. Çünkü İslâm tevhid dinidir; ekmel-i edyândır (dinlerin en kâmilidir). İslâm Dini kadar Allah’ın kullarını birleştirmiş, birbirine ısındırmış bir din yoktur.