admin Posts

“Mevlit okunan günlerde mevlit yazmaktan geri durmayan da çoktu; ama hiçbirinin gözü Süleyman Çelebi’nin yerinde değildi.”

 

“Bir pergelin başımıza açtığı işin içindeyiz. Ediyorsa edebiyat hayatımızın neresini işgal etmektedir? Edebiyat yerini terk etmez. Onun yaptığı yazan uçla yazmayan ucun arasında bir yerde meraklısını beklemektir. Edebiyat meraklısı hangi uca olan yakınlığıyla temayüz eder? Bir yanda sanatçıya saplanan uç var. Bu ucun sosyologiyle, astronomiyle, botanikle ve her şeyle, belki de elektronikle irtibatı kurulabilir. Edebiyatla bir dostluk kurulduysa acaba o ucun verdiği acıya yakınlığın doğurduğu bir şey mi bu? Yoksa yazıya dökülmüş olanın ürettiği hazdan mı dostluk çıkarıyoruz? Dostluk çıkaramadığımız yerden sanatın uç vermesini beklememiz boşunadır. Modern Batı Medeniyeti devraldıysa antik çağdan dostluğu değil rekabeti devraldı. Avrupa dostluğu meraka değmez bulduğu ha kilde rekabeti kapitalist işleyişin ruhu saydı. Yaşadığımız günlere insanların hem millî çerçevede, hem milletler arası ilişkilerde birbirlerini tepelemesini haklı bularak geldik.

“Kapıların Önünde”

 

İsmet Özel‘in Üç Zor Mesele Teknik-Medeniyet- Yabancılaşma isimli kitabının (TİYO Eylül 2014 II. Baskı) başlığı alıntı olarak bu yazının da başlığını teşkil eden bölümünden (s.215-217) yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Tarih demek insanlığın ardında kalan kapalı kapılar demektir. Bu kapıları asmış olduğunu dünyaya gelmeden benimsemiştir insanoğlu. Her insan teki bir kapı önünde doğar. Tarih insanın bünyesinde gizlidir.” (Bu ilk alıntının devamı:) Peygamberlerin aracılığıyla verilen bilgiyi hesaba katmadan geçmişin bilgisini edinmeye, kapıların ardındaki gerçeği ele geçirmeye çalışan kişiyi bekleyen bir açmaz vardır, bu da insanın yalnız kapıların önüne doğmadığı, aynı zamanda bizatihi bir kapı olarak doğmuş bulunduğudur. Peygamberler aracılığıyla verilen bilgiyi hesaba katmadan tarih öğrenmeye kalkan kişi insanlığın macerasını sözler ve olaylar olarak anlama yoluna girecektir. Oysa kendinin de bir söz ve olay olduğunu derinliğine kavramaktan mahrum kalacaktır. (…) Yani peygamberlerin bize ulaştırdığı bilgiyi esas almaksızın bir şeyler öğrenmek isteyen herkes bilgisizliğini pekiştirmekten, anlaşılması gereken hususları karmaşıklaştırmaktan, gitgide kaba bir anlayışa hizmet etmekten fazlasını beceremez.”

“İnsanları soyut düşünceler değil bâtıl itikatlar harekete geçiriyor.”

 

İSMET ÖZEL‘in İstiklal Marşı Derneği internet portalı İsmet Özel Köşesi’nde (istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=2…) ALIN TERİ GÖZ NURU üst-başlığı altında çıkan ŞİMDİ SIRASI DEĞİL başlıklı yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı. Bu yazının başlığını da o yazının ikinci paragrafının son cümlesi alıntı olarak teşkil ediyor.

“İster Hıristiyan XII. yüzyılını başlangıç sayın, isterseniz kapitalizmin en dikkate değer hamlesini yaptıgı XVI. yüzyılı kalkış noktası olarak kabul edin modern çağın uç vermesinden bu yana bugün bilinçli Türklerin vatan saydığı topraklar millet korumasından mahrum kalmıştır. Yıllar önce Türklerin ancak kendinde (en soi) millet oldukları; ama bir türlü kendisi için (pour soi) millet olamadıkları yakınmasında bulundum. Kendi yaşamasına hassasiyet göstermeyen millet hayat şartlarının sıhhatine nasıl ihtimam gösterecek? Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumun sağlamlığına hizmet eden hiçbir tedbire rağbet edilmediği halde toplumun çürümesine yol açacak her davranışın olağan karşılandığına gün ve gün şâhit oluyoruz.

Ersin Nazif Gürdoğan’ın vefat haberi üzerine

 

Erzurum ve Ankara’da arkadaştık merhûm Ersin Nazif Gürdoğan’la. Bu akşam vefatını öğrendim. Allah rahmet ve mağfiret eylesin. Kabri nûr, mekânı cennet olsun. Yakınlarına ve kendisini tanıyanlara başsağlığı dilerim.

Ahmet Aksay

“Olgu Tespitinden Varlık Temaşasına Tarihin Katmanlı Yapısı”

 

ÖMER TÜRKER‘in 2 aylık düşünce dergisi Teklif‘te (Sayı 13-Ocak 2024) çıkan, başlığı bu yazının da alıntı olarak başlığını teşkil eden yazısının birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“İnsan tefekkürünün (düşünme dünyasının) en ilginç konularından biri herhâlde tarihtir. Zira tarih adını verdiğimiz şeyin iki temel hususiyeti vardır. Birincisi, tarihin varlık tarzıdır. Buna göre hiç durmadan akan zamanda meydana gelen bir hâdisenin bütünlüğü aslâ dış dünyada var olmayacağından, tarih, varlığı sâbit olmayan bitişik nicelikler (kemiyetler) gibidir. Zamanın da zamanda olanın da bütünlüğünü kuran bizim idrâkimizdir. Dolayısıyla tarih, dış dünyada bir nesne olarak bulunmaz. Zihnimiz, varlıkta eş zamanlı olarak bulunmayan, birbirini ardışık olarak takip eden, geçici ve müstakil mevcudiyetler gibi görünen anları yahut kesitleri birleştirir; bütünlüğe sahip olay, hâdise ve süreçlere dönüştürür. Sonra da bu durum, bütünlüğü olayların yekpare tahakkukuna çevirir.”