Uncategorized Posts

Ömer Türker’in “Ahlâk / Yeni Bir Yaklaşım” adlı kitabından ( Ketebe Yay., 4.Baskı Ekim 2020) alıntılar

 

“(…) Dolayısıyla elinizdeki kitap, münhasıran benim ahlâkî tefekkürü taşımak istediğim mecra ve seviyeye işaret ettiği ölçüde maksadına ulaşmış olacaktır.” (s.8)

“(…) Bu kitap ise ahlâk alanıyla yakından ilgili başlangıç seviyesindeki okurun temel meselelerle irtibat kurabileceği ve ahlak hakkında tefekküre giriş yapabileceği, orta ve ileri düzeyde bir okurun ise varmak istediği hedefi açıklıkla görebileceği bir seviyede kaleme alınmıştır.” (s.8)

“Kitap, yaklaşık üç asırdır sadece siyasi ve ilmî değil aynı zamanda ahlâki buhranın da pençesinde yoğrulan İslâm ümmetinin ahlâkî tefekkürüne katkı sağlayabildiği öiçüde bahtiyar olurum.” (s.9)

“Ahlâk söz konusu olduğunda her ne kadar İslâm geleneği klasik dünyadaki iddialarını sürdürmeye devam etse de eski konumundan epeyce uzaklaşarak teorik seviyede ahlâkî bilinci ve pratik seviyede ahlâkî davranışı üretme kapasitesini ancak sınırlı bir şekilde muhafaza edebilecek duruma gerilemiş ve evrensel seviyede norm koyma kapasitesini kaybetmiştir.” (s.12)

İsmet Özel’in “Pergelin Yazmaz Sivri Ucu” isimli kitabından (TİYO Yay. I.Baskı: Ağustos 2021) alıntılar

 

“Kısa bir müddet içinde kapitalizm bütün insan faaliyetlerini fiyatlandırdı.” (s.136)

“Kıymetli insanlarla birlikte yaşayan her kim olursa olsun parayla değeri öiçülemeyen bir yükselişi temsil eder.” (s.136)

“Tarih bir milletin neler ümit etmeğe hakkı olduğunu kanıtlayan geçmiş bilgisidir. Bakarsanız Türk milletinin geçmişinde İslam’dan başka bir değerler kümesi bulamayacaksınız.” (s.163)

“Vatan diye insanın vatanlaştırdığı yere demeği öğrenmemiz gerekir.” (s.223)

“Tipik Avrupalı tavrı şudur: Eğer bir türlü düşünmenin yanlışlığı inkâr edilemez biçimde ispatlanmışsa hemen onun yerini tutacak bir yanlış icat edilir.” (s.224)

İbrahim Kalın’ın “Barbar, Modern, Medenî -Medeniyet Üzerine Notlar-” (İnsanYay.,I.Baskı: 2018) kitabının başlarından alıntılar

 

“Kavafis’in şiiri barbarların muhayyel ve düzenleyici işlevini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. (…) Hayalî barbarların bir anda yok olmasıyla eski sorunlar geri gelir. (…) İnsanlar meselelerini olmayan bir barbar tehdidi üzerinden değil, kendi gerçekleriyle yüzleşerek çözmek zorundadırlar. (…)

İdeal bir durum olarak medeniyet, maddî-fizikî dünyanın tanzim edilmesiyle yakından ilgilidir. (…) Medeniyet kültür, âdet ve geleneklerin ötesinde, varlığa ilişkin tutum ve davranışlar bütününü ifade eder. Kültür formlarını ortaya çıkaran da medeniyetin dayandığı zihnî, ahlâkî ve estetik ilkelerdir. Bu manada medeniyet, kültürün üzerinde ve ötesinde bir bilinç ve davranış biçimini ifade eder. (…) Aynı medeniyete mensup insanlar, iki üç nesil öncesinin tutum ve davranışlarına yabancılaşabilir yahut onları yeniden ve farklı bir bakış açısıyla keşfedip sahiplenebilirler. (…)

Medeniyet kavramı 21. Yüzyılda anlamını hâlâ muhafaza ediyor mu? (…) Modernleşme, küreselleşme ve yeni iletişim araçlarının din, kültür, gelenek ve medeniyet gibi kavramları zayıflatan bir etkiye sahip olduğu konusunda genel bir mutabakattan söz edebiliriz. (…) Varlığın ve hayatın anlamını inşa etme iddiasında bulunan bireycilik, hazcılık, sekülerizm, agnostisizm, materyalizm, spiritizm, ulusçuluk, liberalizm ve sosyalizm gibi akımlar, modernite öncesi toplumların metafizik bir atıf çerçevesinde temellendirdiği varlık tasavvurunu ve yaşam felsefesini reddetmektedir. Modernleşmenin ve küreselleşmenin tetiklediği yeni sosyo-kültürel ve siyasî dinamikler, medeniyet gibi büyük kavramları yetersiz, yersiz yahut işlevsiz hale getirmektedir.

Fakat küreselleşme paradoksal bir şekilde medeniyet idrâkini güçlendiren bir etkiye de sahip. Küreselleşmenin nesnesi ve alıcısı durumunda olan toplumlar, küreselleşme dalgası karşısında muhkem bir direniş hattı ve emin bir liman oluşturmak için, kendi tarihlerine ve hafızalarına başvurma ihtiyacı hissediyorlar. Zira küreselleşme, sahih ve derinliği olan kimlikler inşasından ziyade, Batılı değer, meta ve sembollerin tedavüle girmesi ve Batı-dışı toplumlara taşınması sürecini ifade ediyor. (…) İslâm dünyası, Çin ve Hindistan gibi kadim medeniyet havzalarının Batıcı modernleşme karşısında kendilerine özgü bir kimlik inşa etme çabası, onların medeniyet tasavvurundan bağımsız ele alınamaz.

Gökhan Özcan’ın “Büyük Robotizasyon” başlıklı yazısından(Yeni Şafak, 31 Ocak 2022) alıntılar

 

” Birileri içinden geçtiğimiz zamana ‘bilgi çağı’ isimlendirmesini yakıştırdığından beri, yaşayan herkes bilgilenme konusunda adeta histerik bir çaba içinde… Bilmekten kastın, bilgi görünümlü her şeyi zihnimizde depo etmek olduğuna yaygın biçimde inandık nedense. (…)
Oysa bilgi depolamak insanların değil bilgisayarların işi… Yaşamak için lüzumlu olanı bilmek kâfi insanlar için; kayıtlanmış bilgiyi kullanmanın, fikre, duyguya, pratiğe dönüştürmenin yollarını keşfetsek bu yeter de artar ve rahatlıkla işimizi görür. (…)
Ama nedense her şeyi öğrenmek, her şeyi bilmek bu çağın olmazsa olmaz bir mecburiyeti olarak kabul ediliyor. Buna karşılık bildikleriyle ne yapacağını bilemeyen insanlarla dolup taşıyor dünya. (…)

Gazete yazılarına ilginin iyice azaldığı günlerdeyiz herhalde

 

Başlıktaki ifade elbette benim hissiyatımı yansıtıyor. Ben bir şey beklemiyorum artık çoğu gazete yazılarından / yazarlarından. Ve benim gibi kanaat ve/veya izlenim sahibi olanların da bulunduğunu, hattâ çok olduğunu niye düşünmeyeyim?

Söyleyecek sözü olan gazete yazarı ara ki bulasın! Gazete isimleri bile günümüzde bir geçmişe sahiplik özelliğinde değiller. Aktüaliteden görüldüğü kadarıyla geçmişi olmayan gazete isimlerine rastlanıyor hep.

Dünya görüşü ne olursa olsun birikimli, yetenekli, fikir sahibi, zekî insanların yazıları yok denecek kadar az artık. İnternet ortamı artık birkaç yeni gazete ismi ve yazarından haberdar ediyor insanları. Hep onlar.

Haberler de öyle. Haberlerin öne çıkardığı isimler de, onların görevleri, ağırlıkları/ hafiflikleri ve mesajları da…

Şimdilerin Türkiye’sine dair bu çerçevede izlenimlerimin özü böyle.

Elbette iyi gazete yazarlarının artık tamamen yok olduğunu söylemiş olmuyorum. Genel duruma değinmiş oldum. Benim de hâlâ merakla ve ilgiyle okuduğum gazete yazarları az da olsa var çok şükür. Ama bunlar çok azaldı, çok az kaldı. Fazlasıyla iddialı, yüzeysel, güya ses getirici olması istenen yazılar var ortalıkta; onların gündem belirleyiciliği bekleniyor gibi sanki. Manzara bu. Buna işaret etmekti bu yazıyla amacım.