Uncategorized Posts

“Sanat eseri bir eksiği gidermez.”

 

İsmet Özel‘in “Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir” adlı ( TİYO Yayınları:44, İsmet Özel Kitapları:21, Aralık 2019 I.Baskı ) kitabının başlarından yer yer yapacağım bazı alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

“Bu kitap başlayıp bilerek olduğu yerde bıraktığım yazıları ihtiva ediyor. Asıl düşüncem bunları vakti gelince tamamlamaktı. Şimdi böyle düşünmüyorum. ‘Asıl düşünce’ demekle esaslı bir şeyi kast ediyor olmalıydım. Geçirdiğim kalp hastalığı o esastan kopardı beni. İnsanları hangi türden olursa olsun bir esasa gütmek gülünç geliyor artık bana.(…) Eğer sanat eserinin tamir işine yarayacağı görüşüyle hareket ederseniz bir milleti besleyen bir işten kaçmış olursunuz. (Başlığı alıntı olarak oluşturan cümle burada) (…) Kendim bizzat hayatımla Partizanlık üretemeyişim hatama hata ekledi. Böyle de olsa eserlerini insanları bir esas istikametinde gütme kastıyla verenler boşuna çabalamış olmamıştır. (…) Şiir yazdığımdan, şiirin yazılmasından hiçbir şekilde pişman olmadım. (…)

Yanlışlarımızı tekrarlamak bizi millet haline getirdi. (…) Ciddiye almak için ciddiye alınmak gerekmiyor. Allah nazarında neyiz veya ne değiliz? (…) Kesinkes bildiğimiz şey Müslümanların Allah’ın indirdiğine inanan yegâne kavim olduğudur. (…)

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-IV, İlyâs Fassı’ndan alıntılar (Tenzih ve Teşbih ağırlıklı)

 

“Hak, aklî makam olan cenâb-ı İlyâs’da münezzeh (tenzîh edilmiş) oldu. Çünkü Hz. İlyâs şehvetlerden soyutlanıp, soyut rûh olarak kaldı. Ve şehvetlerden soyutlanmış olan melekler, ruhlar ve akılların ma’rifeti, tenzîh üzerine olduğundan onda da tenzîh görünür oldu. Nitekim melekler ‘(…) Bizler Seni hamdinle tesbih ve Seni takdis edip dururken (…)’ (Bakara, 2/30) dediler. Ve tenzîh ilâhî ma’rifetin yarısıdır. Zira akıl, soyut olarak, kendi nefsiyle olduğunda, bilgileri aklî bakışından alır. Bu sebeple de onun Allah Teâlâ’ya ma’rifeti teşbîh üzerine değil, tenzîh üzerine olur. Nitekim nazarî (teorik) akıllarına tâbi olan zâhir âlimleri (bilginleri) de teşbihten ürküp tenzîh ederler; ve onların teşbihten zevkleri yoktur.

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-III, Îsâ Fassı’ndan alıntılar

 

“Ma’lûmun olsun ki, Allah Teâlâ bu insan şahsının hamurunu ve yaratılışını iki eli ile yoğurdu. ‘iki el’den murâd ‘fiilî (etkin) isimler’ ile ‘infiâlî (edilgin) isimlerdir. Fiilî isimler ulûhiyyet mertebesine ve infialî isimler imkân mertebesine dâirdir. Zirâ varlıkta iki itibar vardır; biri ‘etkin’ diğeri ‘edilgin’dir. İnsan şahsı bu ikisini de toplayıcıdır. Fiilî isimler ‘sağ el’ ve edilgin isimler ‘sol el’ mesâbesindedir. Ve bu ‘iki el’ birbirine mütekâbildir (biri diğerinin karşısında olan); biri verir, diğeri alır. Bu iki elin ikisi de yemîndir (sağ). Çünkü ‘yemîn’ kuvvet anlamındadır. Fiilî isimler de infiâlî isimler de kuvvetten başka şeyler değildir. Ne ki yine de bunlar farklı ve kendini belli eder ellerdir. Dolayısıyla iki el söz konusu oluyor. Zîrâ müessirin tabiatta etkisi, ancak tabiata uygun olan şeyde olur. Tabiat dört hakikatin (sıcaklık, soğukluk, nemlilik ve kuruluk/kuraklık) genel görünüşü olup bu dört esas ise birbirinin mukabilidir. Buna binâen Hak Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’de Âdem’in yaratılışının beyânı hususunda kendine muzaf (izafe olunmuş) kıldığı ‘iki elimle’ tabirini dile getirdi. Âdem’e beşer ismini vermesi de ‘iki el’ ile onun icadına mübaşeret etmesi (girişmesi) ndendir. Âdem böylece tek el ile mahlûk olan diğer mahlûkat üzerine üstün kılınmış oldu. (…)

İsmail Kara ile yeni kitabı üzerine yapılmış bir röportajdan alıntılar

 

Prof. Dr. İsmail Kara ile yeni kitabı Bir Düşünce Tarihi Metni olarak İstiklâl Marşı üzerine Derin Tarih dergisinde yayınlanmak ( Kasım 2021 sayısında) üzere bir röportaj yapılmış (Konuşan: Munise Şimşek ) ve yayınlanmıştır. Bu röportajdan yapacağım bazı alıntılamalar bu yazıyı oluşturacak.

Mehmet Akif’in bu şiirini kurucu bir fikir metni yapan özelliklerin neler olduğu sorusuna verilen cevaptan : Mehmet Akif’in, hayatının 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanıyla başlayıp Milli Mücadele sonrasına, 1923 yılına kadar geçen dönemini cemiyet-i beşeriyeye adadığını söylediğine değinerek, yani edebî faaliyetlerinde bile yeni toplumsal hadiselere, yeni bir cemiyet ve cemaat oluşturmaya, bunun için matbuat yoluyla bir çevre tesisine emek sarfettiğine, onu öne çıkardığına işaret ettiğini vurguluyor. Bu durumu sanatkarlığına bitişik olarak, fikir adamlığını, fikrî mücadeleyi daha fazla önemsemek olarak da okuyabiliriz, diyor ve ekliyor: Zaten İkinci Meşrutiyet yıllarının en önemli ve etkili yayın organının Sırat-ı Müstakim / Sebilürreşad‘ın başında olan bir kişi o.

“Elimizde vahiy yoluyla ulaşmış bir kitap bulunduğunu umursamadan yaşamanın haram olduğunu öğrenmek zorundayız.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “Tekne Kazıntısı” üst-başlığı altında çıkan “Müslüman Ümitsizliği Küfrü Tombullaştırır” başlıklı ve 14 Rebiülahir 1443 (19 Kasım 2021) tarihli yazısının ( http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=97&KatId=6 ) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar (ilk alıntı da başlığı teşkil ediyor) bu yazıyı oluşturacak.

“Dünya Sistemi’ne can suyu temin eden hegemonya bir mali dayatmadan bağımsız düşünülemez.  (…)

(…) İrili ufaklı her kavmin dili diğerinden farklıdır; ama telâffuz etmeden konuşabilen hiçbir kavim yoktur. Dilsiz-sağırların işaret dili telâffuz ederek konuşan insanların sosyal münasebetlerinin taklidinden doğmuştur.  (…)
İnsan münasebetlerini tetkik edenler de bütün kötülüğün iş bölümünden güç aldığına inanmak zorunda kalır.     

(…) Son üç bin yılda ümit ne idi? Dünyanın hangi bölgelerinin hangi sebebe binaen Müslümanlaştığına, nerelerin nasıl Hıristiyanlaştığına ve hangi Hıristiyan’ın başka bir Hıristiyan’ı ne yapıp da ötekileştirdiğine, Yahudilerin kendi aralarında kapatılamaz uçurumlar açtığına dikkat kesilirsek insan cinsinin kendi kuyusunu kazmakla meşgul olup olmadığına akıl erdirebiliriz.  (…)
Bir şey yapmak. Bir şey yapabilmek. Bir şey yapmaktan kendi iradenle kaçınmak. İradesizliğe mahkûm edilmek yani bir şey yapmağa icbar edilmek.