Uncategorized Posts

” İlâhî Zât’ın varlıkta ne münâsibi, ne mutâbıkı, ne münâfîsi(uymazı ), ne de zıddı vardır.”

 

İnsân-ı Kâmil adlı, müellifi Abdülkerîm el-Cîlî (doğumu hicrî 767, ölümü 826 veya 832), mütercimi Abdülaziz Mecdi Tolun (m.1865-1941) ve yayına hazırlayanları merhûm Yrd. Doç. Dr. Selçuk Eraydın (d. 1937-1995), Ekrem Demirli, Abdullah Kartal olan eserin birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan oluşacak bu yazı. Bir alıntı da başlığı teşkil ediyor (s.53).

“İdrâkden aczi idrâk, bir nevi idraktir.” (Sıddîk-ı Ekber) Diğer bir rivâyette Hz. Ebû Bekir, ma’nâsı ‘İdrâke ulaşmaktan acz, idrâktir.’ demek olan sözü ifade etmiştir. (s.46)

(Bir manzûmenin tercümesinden:) “Yâ Rabbi! Seni idrâkde hayretteyim!” (s.48)

“Ey hakîkat tâlibi bil! Mutlak zât, esmâ ve sıfâtın (isimler ve sıfatların) vücûdda (varlıkta) değil, belki taayyünde (belirme/zuhûr) aslı ve kendisine dayandırılan şeydir. Her isim yâhut sıfat ki, bir şeye dayanmıştır, işte o şey Zât’tır.” (s.52)

Prof. Dr. İsmail Kara: “İstiklâl Marşı, üzerinde derinliğine düşünülmemiş, hakkında büyük metinler yazılmamış bir şiirdir.”

 

Mukadder Gemici‘nin Prof. Dr. İsmail Kara ile İstiklâl Marşı ve o büyük “fikir metni”ni ortaya çıkaran millî şairimiz Mehmet Âkif hakkında, özellikle de, İsmail Kara’nın 1. Baskısı Eylül 2021 tarihli “Bir Düşünce Tarihi Metni Olarak İSTİKLÂL MARŞI” isimli Dergâh Yayınları’ndan çıkmış kitabı vesilesiyle olduğu düşünülen bir söyleşisi gerçekleşti. Bu söyleşi metninin başlarından yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.

“Nereden ve nasıl çıktı bu kitap?” sorusu üzerine ifade edilen sözlerden: “(…) Önce Âkif çalışmaları. İkinci olarak modern Türk edebiyatı ile çağdaş Türk düşüncesi bugün anlamakta zorlanacağımız kadar iç içedir. Çağdaş Türk düşüncesinin babaları yeni Türk edebiyatının da öncüleridir büyük ölçüde. Namık Kemal, Ziya Paşa Ahmet Mithat Efendi, Âkif meselâ… Onun için bazı şiirler üzerine düşünce tarihi metinleri yazmak epeyi zamandır düşündüğüm bir şeydi. (…) Sırada kayma oldu, İstiklâl Marşı’nın 100. yılı olması takdim tehiri kolaylaştırmış olabilir. (…) Bu kitabın modern bir ‘İstiklâl Marşı Şerhi’ olarak da tasarlandığını okuyucular hesaba katabilir. Belki ikinci şerh denemesi Said Halim Paşa’nın İslâmlaşmak risâlesi üzerine olacak.

Soru: (…) Bildiğimizi iddia ettiğimiz İstiklâl Marşı’nın bilmemiz, üzerine düşünmemiz gereken tarafları nelerdir?

Cevap: Bu bir itham değil tespit. Neticeleri itibariyle acı bir tespit ama… Yediden yetmişe herkesin tahsil yıllarında karşılaştığı, düzenli olarak okuduğu, tekrarladığı, dinlediği bir metin, üstelik bir milletin İstiklâl Marşı. Ve bu şiir üzerine kayda değer metinler yazılmamış. (…) İsterseniz hükmü biraz yumuşatalım; hak ettiği ve gerektiği ölçüde tanınmayan, bilinmeyen bir metin diyelim. Netice değişmeyecektir.

“Fusûsu’l-Hikem’in Sırları”ndan…

 

Prof. Dr. Ekrem Demirli‘nin çevirisiyle Kapı Yayınları’ndan, Sadreddin Konevî Kitaplığı serisinden çıkmış Fusûsu’l-Hikem’in Sırları isimli kitabın başlarından yer yer bazı bilgilere dair ifadeleri alıntılamamdan ibaret olacak bu yazı.

“İlahî yardım( meded-i ilahi), mutlak-zâtî feyizden (feyz-i akdes) işaret olunan ‘berzahlık’ ile taayyün eder (belirir) ve ilk akıl (Akl-ı Evvel) mertebesine ulaşır. İlk akıl ‘Kalem’ diye ifade edilir. Bu yardım daha sonra ‘levh’e, sonra ‘arş’a, sonra ‘kürsî’ye, sonra peş peşe diğer Feleklere ulaşır. İlâhî yardım daha sonra ‘Unsurlar’a, Müvelledâta (cemâdlar, nebâtlar, hayvanlar) ulaşır; böylece uğramış olduğu her mertebenin özellikleri ile boyanmış (insıbağ) bir hâlde sonunda insana ulaşır.

Bu yardımın kendisine ulaştığı insan, sülûk ve uruç ederek, akıl ve nefisler ile birleşen (ittihad); kendi aslî mertebesi olan ‘berzahlık’ile birleşmek için onları kendi zâtî ve aslî ‘münasebet’i ile aşan kimselerden olabilir. Bu durumda söz konusu insana ulaşan yardım, kesret(çokluk) içinde kesretin ve kesret sûretinin en ileri derecelerine vardıktan sonra, onunla, yani bu kesretin birliğiyle (ahadiyet-i kesret) berzahlığa ulaşır. Bunun özelliklerinden birisi, ahadiyetten sonra gelen vahdaniyettir. Böylelikle İlk Akıl’a ulaşan feyzin kendisinden taayyün ettiği makama ulaşmasıyla ‘Daire’ tamamlanır. (s.19)

Bu bir sırdır ki, bunu bilmeyen ve müşahede etmeyen kimse, Allah Teâlâ’nın ‘Emrin(işin) tümü Ona döner’ âyetinin (Hûd, 11/123) hakikatini anlayamaz.

“İddialar yeni iddialar üretmekten daha fazla işe yaramadı.”

 

İsmet Özel‘in İstiklâl Marşı Derneği internet portali İsmet Özel Köşesi’nde “Tekne Kazıntısı” üst-başlığı altında çıkan “Karl Marx Kimin Başına İş Açtı?” başlıklı , 30 Rebiülevvel 1443 (5 Kasım 2021) tarihli yazısının (http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/IsmetOzel?Id=95&KatId=6) birkaç yerinden yapacağım alıntılamalardan (bunlardan ilki başlığı oluşturdu) ibaret olacak bu yazı.

” Yirminci yüzyılın en meşhur Yahudi’si Lenin’e göre Marksizm’in üç kaynağı vardır: 1) İngiliz ekonomi politiği, 2) Fransız sosyalizmi, 3) Alman idealizmi.  (…) Aslına bakarsanız Marksizm’e kaynak olarak gösterilen üç şeyin üçünün de XVIII. yüzyıl Avrupa aydınlanmasının türevleri olduğunu görürsünüz. Sözün kısası, Karl Marx kimsenin başına iş açmamıştır.  (…)

Yaşadığımız günler benim yukarıdaki iddiamın ispatı olarak görülebilir. (…) Eğer neye uğradığımızı anlamadığımız günlerde yaşıyor isek o günlere yaşadığımız günler diyoruz. Yani ‘yaşadığımız günler’ ibaresi bir çaresizliğin, bir aczin ifadesidir. Pandemi dolayısıyla başımıza gelenlere dikkat ederseniz bizi hiç hazırlanmadığımız şartların insafına bırakanlar da kimi neye uğrattıklarını bilmiyorlar.

Yakubî kelimede içerilen ‘rûhî hikmet’ açıklaması

 

Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi-II‘nin VIII. Bölümünün başlığı şöyledir: “Bu Fas Kelime-i Ya’kubiyye’de Mündemic (içerilen) ‘Hikmet-i Rûhiyye’ Beyanındadır”

Bu başlık altındaki bilgilerden (s.169-170) daha kolay okunur ve anlaşılır kılarak yapacağım bazı alıntılamalardan oluşacak bu yazı.

” Bu rûhî hikmetin Ya’kubî Kelimeye tahsisinde iki yönün mümkün olduğuna işaret edilerek, ilkinin, Ya’kub (a.s.)ın (oğullarına vasiyetini bildiren) Bakara, 2/132 âyet-i kerîmesine yer verilmek suretiyle Ya’kubiyye kelimesinin ‘dînî rûhî hikmet’ ile lakaplandırıldığı ve ‘rûh’ ile ‘din’ arasında tedbir bulunduğu için bu fassın esâsını ‘din’ ve hükümlerine dâir hakikatlerin teşkil ettiği belirtiliyor.

Rûhun tedbirinin iki kısım üzerine olduğuna, ilkinin ‘aklî tedbir’ (ilâhî ahlâk ile ahlâklanma, ilâhî sıfatlarla vasıflanma ve diğer rabbânî kemâlât ile kemâle erdirilmeyi gerektirir), diğerinin rûhun bedeni yönetmesi ve maslahatlarına ilmî bakışı olduğu ifade ediliyor. Bu ikincisinin rûhî ve tabiî tedbiri toplayıcı olduğu belirtiliyor.