Uncategorized Posts

Bu günün (18.01.2017) gazete yazılarından okuduklarım

 

Yenişafak’tan Fatma Barbarosoğlu’nun “Orhan Okay’ın ardından /Feraset ve ihtimam”, İbrahim Tenekeci’nin “Kayıplarımız”, Mustafa Kutlu’nun “Devlet ve şahsiyet” başlıklı yazıları.

Star’dan Ahmet Taşgetiren’in “Gülen’in oynadığı tiyatro” başlıklı yazısı.

Sabah’tan Hasan Bülent Kahraman’ın “Bir aldanan var ama…” başlıklı yazısı.

Bu günkü üç gazete yazısından seçtiğim bölümler

 

” (…) Sebep ne olursa olsun çocukların masumiyeti ve dokunulmazlıkları konusundaki asgari vasatımızı kaybedersek gelecekte yaşayabilecek bir ülkemiz olmayacağı konusunda zihnim çok net. (…)

M. Orhan Okay beyefendi de bu dünyadan göçtü

 

Kendisini üniversite mezunu olur olmaz girdiğim asistanlık sınavını kazanınca göreve başladığım 1971 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde tanıdım. Orada Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hoca idi.

Osmanlı İmparatorluğu ve hakkında konuşma, yazma kolaylığı

 

Her konuda olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu konusunda da bilgisizce sözler edenler de, sadece hamasî olarak bu konuya yaklaşımda bulunanlar da hep olmuştur ve oluyor. Bu alanda titiz ve değerli çalışmalar yapmış olan akademisyenler de var elbette. Ama yaygın olan tavırlar, bilgisi olmadığı halde Osmanlı’yı önemsemez görünen veya bilgiye dayanmadan Osmanlı’yı yüceltir görünen hamasî tavırdır.

“Eksik olan kavramların kendileri değil yani, anlamları…”

 

Bu cümle Gökhan Özcan’nın evvelki günkü “Boş bakracın ağırlığı” başlıklı yazısında geçiyor.

Bu yazıdan üç cümle daha:

“(…) ‘Bilinç’, sahip olduğumuzu sanmakla en büyük yanılgıya düştüğümüz, düşürüldüğümüz şey…” (…)

“(…) Gerçek anlamlarından mahrum edilmiş durumda bizim kavramlarımız… (…)

“(…) Mevsimin en çorak vaktinde dahi, içinin bahçelerinde bin bir türlü çiçek açan insanlar da var. (…)”
(alıntıların ait olduğu yazıyı okumak için tıklayın)