Mûsevî Kelimede İçkin “Ulvî Hikmet” Beyânında olan FAS’tan(XXV) Alıntılar (FUSÛSU’L -HİKEM Tercüme Ve Şerhi- IV (Prof.Dr. Mustafa Tahralı- Dr. Selçuk Eraydın) İFAV- 1983 Altıncı Baskı)
“Ulvî Hikmet”in “Mûsevî Kelime”ye izâfesine sebep şudur ki: Mûsâ (a.s.) rusûl-i kirâmın bir çokları üzerine vücûh-i adîde (birçok yüzler) ile rüchân sâhibidir ve mertebesi onların mertebesinden yücedir. Birinci vecih: A’râf, 7/144 âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere Mûsâ (a.s.) vâsıtasız Allah’dan ahz etmiştir. İkinci vecih: hadîs-i şerîfde BEYAN BUYRULDUĞU ÜZERE Allah Teâlâ Tevrât-ı şerîfi esmâ- i ilâhiyyesinden birini tevsît buyurmaksızın (dayatmaksızın) kendi nefsiyle kitâbet (kâtiplik) etti. Üçüncü vecih: Mûsâ (a.s.)ın esmâî cem’iyyete nisbeti, (S.a.v.) Efendimiz’in cem’iyyetine karîbdir. Zîrâ kendisinin zevkı Zâhir ismi ÜZERİNE OLDUĞUNDAN YÜCE MEŞREBİNDE TENZÎH gâlib idi. Bâtın ismi HÜKÜMLERİNDEN DAHİ HAZ istihsâl ederek zevk-ı muhammedî üzere tenzîh ile teşbîh arasını cem’ etmek için kendisine “hasta oldum, hatırımı sormadın; ACIKTIM, DOYURMADIN” gibi celîl HİTABLAR vârid OLDU. Ve Bâtın ismine TAALLUK EDEN ledünnî ilimler ZEVKIYLE DE MÜTEZEVVIK OLMASI İÇİN Hızır (a.s.)ın sohbetine teşvîk buyruldu. Nitekim bu şerîf FASSda İZAH EDİLECEKTİR. Dördüncü vecih: Ümmet çokluğu hasebiyle çok resûller üzere fazl ve rüchânının sübûtudur. Zîrâ (S.a.v.) Efendimiz, kendilerine ümmetler arz olunduğunda, enbiyâdan bir nebînin ümmetini, Mûsâ (a.s.) ın ümmetinden daha çok görmediklerini hadîs-i şerîflerinde beyân buyurmuşlardır. Beşinci vecih: Fir’avn (Nâziât, 79/24) âyetine değinerek ulviyyet da’vâsı etmiş idi. A’vân ve ensârı Fir’avn’a Mûsâ (a.s.)ın tek başına olarak galebe ve isti’lâsı zâhiren müsteb’ad (uzak görülen) olduğu halde Hak Teâlâ hazretleri Tâhâ, 20/68 âyet-i kerîmesini buyurdu. ve Fir’avn’a mukabele ederek sernigûn (baş aşağı) eyledi. Mesnevî’den Tercüme: “Fir’avn ejderha idi, Mûsâ’nın asâsı da ejderha oldu. Hudâ Tevfîki ile bu, onu yedi. El, elin fevkinde oldu. Bu nereye kadardır, bilir misin? (Necm, 53/42) âyet-i kerîmesi mûcibince bu tefevvuk (üstünlük) Yezdân’a kadar gider. Öyle ki Mûsânn eli, ki Hak kudretidir, ka’r (dip) ve kenârı olmayan bir deryâdır. Bütün deryâlar onun önünde bir sel gibidir. Hileler ve tedbirler, eğer ejderha farz olunursa hakîkî varlık olan Allah’ın önünde hepsi “lâ”dır, hayâldir. Vaktâki sözlerim buraya erişti, hepsi secdeye baş koydu. Ve harf ve savt (ses) mahv oldu. Artık sûret kalmadı. Doğru yolu bilen ancak Allahü zü’-l Celâl hazretleridir.”

No Comments