Muhammedî Mertebeden Özel-Gaybî İlk Vakitler Menzilinin Bilinmesi (Fütûhât-ı Mekkiyye 11, s.51-52)
Beni örtün, örtün beni, bir söz ki / Güzellik bilgisinde Rahman’ın payı
Cebrail ufukta tecelli edince / Peygamber Hira mağarasında inzivada
Nefesi ona bir nedenle geldi / Kalbinin gizli derinliklerinde
Bir tecelli etti, düşüncesinde oluşturan / Bütün bilimlerden toplam bir suret
Sîn ve Sad harfinin sırrının sûreti / gizlilik ve açıklık onun nezdinde toplandı
Ondan bir korku ortaya çıktı / Onu sâkinleştirdi, alışsın diye duruma
‘Nedir seni sıkan?’ diye sordu /Dedi ki, ‘benden uykuyu gideren bir durumdur o / Allah bana ikram etti onu / Dil sahiplerini ikram ettiği gibi /
Peygamber nebi ve seçilmiş gibi / İlimlerde, bela ve sıkıntılarda seçilmişler
Onu ne zaman hazır tutsa / Kalbim onun tecellisine arzu duyar
Bunun için onu görmek beni sıkar / Bu nedenle her şeyden zahit olurum
Bilmelisin ki, bu bölümü yazarken sevinmeme yol açan bir rüya gördüm. Uyandım ve daha önce öğrendiğim ve övünme anlamı taşıyan bir mısraı içimden söylüyordum:
Her asırda asrı yücelten biri var / Ben diğer asırlar için o bir’im
Böyle söylememin nedeni, bilebildiğim kadarıyla günümüzde kulluk makamına benden daha çok ulaşan birini tanımayışımdı. Öyle biri varsa, O da benim gibidir. Çünkü ben, kulluk makamının nihayetine ulaştım. Artık saf ve kayıtsız bir kulum. Rabliğe karşı bir arzu içimde görmüyorum. Hükümdarın kölesi bir gün düşünceli düşünceli yürürken görülmüş, şaşkın ve içine kapanmış bir haldeydi. ‘Ne bu şaşkınlık halin de öyle? Daha önce böyle bir halde olduğun görülmemişti’ denilince, şöyle demiş: ‘Benim gibi birine hayrete düşmek yakışır. Nasıl düşmeyeyim ki? Bir efendim vardı ve onun kölesiydim.’ Bilmelisin ki, her bir zamanda bütün mertebelerde gözüken bir kişinin bulunması zorunludur. Bu durum, sanat erbâbı ve bütün bilimler için de böyledir. Zaman araştırılmış olsaydı durumun söylediğimiz gibi olduğu görülürdü. Kulluk da mertebelerden biridir. Allah bana bir ihsan vermiş, onunla beni nimetlendirmiştir. Ben ona bir amel nedeniyle ulaşmadım, aksine o ilahi bir tahsistir. Allah’tan dileğim bu hâli bizde sâbit kılması, bu hâl üzereyken Allah’a kavuşana kadar bizimle o makamın arasına bir engel koymamasıdır. ‘Bununla sevininiz ki, o topladıklarınızdan daha hayırlıdır.’
Bilmelisin ki, bu menzil, ihtisaslarla ilgili başlangıçlar menzilidir. Başka bir ifadeyle o, her makam ve hâlin başlangıç ve öncesinden ibarettir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Sizi bilmediğiniz şeylerde yaratırız.’ (el-Vakıa 56/ 61) Ruhlarımız dünya hayatında bize ait olan bu özel mizaçtaki bedenlerimize iade edilseydi, ‘sizin bilmediğiniz’ demek doğru olmazdı. Çünkü Allah Teâlâ ‘Siz ilk yaratılışı bildiniz, hatırlamaz mısınız? (el- Vakıa 56/62) buyurdu.Başka bir âyette ‘Sizi yarattığı gibi yeniden yaratılırsınız.’ (el- A’raf 7/29) buyurmuştur. Kastedilen ahiretteki yaratılışın örneksiz olmada dünya yaratılışına benzemesidir. Allah bizi önceden bir misâl olmadan yarattığı gibi orada da bir misâl olmaksızın bizi yaratır. Şöyle denilebilir: Öyleyse ‘döndürüleceksiniz’ (el- A’raf 7/29)
Bilmelisin ki, bu menzil, ihtisaslarla ilgili başlangıçlar menzilidir. Başka bir ifadeyle o, her makam ve hâlin başlangıç ve öncesinden ibarettir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Sizi bilmediğiniz şeylerde yaratırız.’ (el-Vâkıa 56/61) Ruhlarımız dünya hayatında bize ait olan bu özel mizaçtaki bedenlerimize iade edilseydi, ‘sizin bilmediğiniz’ demek doğru olmazdı. Çünkü Allah Teâlâ ‘Siz ilk yaratılışı bildiniz, hatırlamaz mısınız’ (el-Vakıa 56/62) buyurdu. Başka bir âyette ‘Sizi yarattığı gibi yeniden yaratılırsınız.’ (el-A’raf 7 /29) buyurmuştur. Kastedilen, ahiretteki yaratılışın örneksiz olmada dünya yaratılışına benzemesidir. Allah bizi önceden bir misâl olmadan yarattığı gibi orada da bir misâl olmaksızın bizi yaratır. Şöyle denilebilir: Öyleyse ‘döndürüleceksiniz’ (el- A’raf 7/ 29) âyetinin anlamı nedir? Deriz ki: burada Allah beşerî ruhlara hitâb ederek, onların âhirette cisimleri yönetmeğe döneceklerini belirtir. Bu ruhlar dünya hayatında bu yaratılışın kendisine göre meydana geldiği mizaç üzeredir. Allah onları kabirlerinden bu yaratılış içindeyken çıkartır. Ardından tohumun yerden bitmesi gibi bittiklerinde, ateşten çıkartır. Bununla birlikte, o mizacı yeniden yaratmağa güç yetirir, fakat onu dilememiştir. Bu nedenle meşiyet (irade) kendisine ilişerek şöyle buyurdu: ‘Sonra dilerse onu yeniden yaratır (Abese 80/22). Yani üzerinde bulunduğu bu mizacı yeniden yaratır. Aynısı olsaydı, şöyle derdi: “Sonra onu yeniden yaratır.” Burada bu menzilin ilimlerinden açıklamak istediğimiz bir konuya dönelim. Bu konu, menzilin etrafında döndüğü ana konudur. Şöyle deriz: âlem iki olduğu gibi mertebe de ikidir. Bununla birlikte, o ikisinin toplamından onların arasında üçüncü bir mertebe daha oluşur. Birinci mertebe gayb mertebesidir; ve onun bir âlemi vardır. Buna ‘gayb âlemi’ denir. İkinci mertebe ise DUYU VE ŞEHADET MERTEBESİDİR. onun âlemine ise ŞEHÂDET ÂLEMİ denilir. BU ÂLEM GÖZLE ALGILANIRKEN, GAYB ÂLEMİ BASÎRET yani KALB GÖZÜYLE algılanır. BUNLARIN BİLEŞİMİNDEN MEYDANA GELEN BİR hazret ve âlem daha vardır ki, hayâl hazreti ve hayâl âlemi denilir. Hayâl, manâların duyulur kalıplarında çıkması demektir: Hayâl hazreti (mertebesi) ve âlemi vardır. Mertebelerin en genişi budur.
Hz. Peygamber şöyle demiş: ‘Öğlen vakti güneşi görürken sıkıntı çeker misiniz? Açık havada bulut yok iken DOLUNAYI GÖRMEDE bir sıkıntı çeker misiniz? İnsanlar ‘hayır’ DİYE CEVAP VERMİŞLER. Hz. Peygamber “İşte Allah’ı kıyamette ay ve güneşi SIKINTI ÇEKMEDEN GÖREBİLDİĞİNİZ GİBİ GÖRECEKSİNİZ.

No Comments