Kur’ân İle Hadîsin Derecesi ve farkı

 

RİYÂZÜ’S-SÂLİHÎN ve TERCEMESİ, Birinci Cilt, DÖRDÜNCÜ BASKI 1972′ MUKADDİME HADÎS VE SÜNNET

Hadîs tahdis’den isimdir ve haber vermek demektir. Sonradan Peygamber aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’a nisbet olunan söz, iş ve takrîrden her birine isim olmuştur. Bir manâsı da sonradan olan, yani kadîm omayan demektir. Bu anlamca hadîs, Allah’ın kadîm kelâmı olan Kur’ân’a mukâbil, yani Kur’ân’dan gayri bir söz olarak mülâhaza olunmuştu (dipnot: Ebü’l-Bakâ- Külliyat.) Hadîs kelimesi Kur’ân’da haber, eser, gerçek söz, Kur’ân, ibretler, kıssalar, Kur’ân’dan başka söz gibi muhtelif manâlarda vârit olmuştur. İşitmek sûretiyle, uyanık veya uyku halinde iken vahy ile insana gelen her kelâm da bir hadîstir. (dipnot: Firuzâbâdî- Basâir. bak Kur’ân: 6/168-12/III-4//41,77,86,139-6/31-9/20-6/18-12/ııı-45/6-39/23-33/53-53/4-66/3-88/1-77/50.)

Hadîs ilmi ile meşgul olanlara göre (Hadîs; Haber, Eser), her üçü de bir manâyadır. (dipnot: Seyyit Cemaleddin el-Kasimî-Kavâid- Et-Tahdîs.) Nebî (s.a.v)’e nisbet ve izâfe olunan “söz (yani Kur’ân olmayarak buyurdukları sözler). Kendisinden sâdır olan iş, takrir (dipnot: Peygamberimizin takrîri, Müslümanlardan biri tarafından yapıldığını gördükleri, yahut işittikleri halde onu nehyetmemeleri ve onun kötülüğüne dâir bir şey söylememeleridir. Peygamber’n o işe sükût etmesi onun iyi olduğuna bir delil sayılır ve ona takrirî sünnet denir.)

Maamafih muhaddisler, haberi hadîsten daha geniş bir anlamda kullanarak şöyle tarif etmişlerdir: “Haber, gerek merfu’ olsun, yani Peygamber’e kadar çıkarılmış, ulaştırılmış olsun, gerek mevkuf ve maktu (yani Aleyhi’s-salâtü ve’selâm Efendimize ulaşmayarak naklolunan) rivâyetlerin her ikisine de denir. Bu itibarla (Sahâbe ve Tâbiîne nisbet olunan rivâyetlere de şümûlü olduğundan) hadîsden eamdır (kapsamlıdır). Her hadîse haber denir, lâkin her habere hadîs denmez.”

Eser, haberin Hadîsten daha kapsamlı olan anlamına mürâdiftir (eş anlamlıdır). Sahâbeden rivâyet olunanlara eser denildiği gibi Nebî (sav)in kelâmına da eser ıtlâkı câizdir. Mutlak olarak Peygamber’in hadisi denildiğinde, Peygamberliğinden sonraki sözlerinden,işlerinden ikrârından tahdis ve rivâyet olunan şey ma’nâsınadır. Çünkü Peygamber’in sünneti bu üç yönden sâbit olmuştur. Bundan dolayı, Peygamber’in söylediği bir haber ise onu tasdik etmek vâcibtir. Eğer icap, yahut tahrim ve yâhut ibâha yönünden bir teşri’ ise ona ittiba etmek vâcibtir. Çünkü o, Allah’tan haber verdiği hususlarda hatadan masundur. Dolayısıyla o (Peygamber’in) haberi haktır. Nübüvvetin anlamı da Allah kendilerine gaibden haber verir, onlar da bu haberi insanlara tebliğ eder de nâsa gâibden haber verir demektir. Nübüvvet, bunu mutazammındır. Resûl, halkı da’vet ve Allah’ın risâletini onlara tebliğ etmeğe memurdur. -İmam Takıyyüddin İbn-i Teymiye-

SÜNNET:

Sünnet Arap dilinde eski ve maruf bir kelimedir. Lûgat ma’nası, mutad bir yol demektir. Mutlak söylendiğinde güzel yol manâsınadır. Bazı kayıtlarla kullanıldığında kötü yol ma’nâsına da gelir. “Bir kimse güzel bir çığır açar, güzel bir âdet yaparsa kıyâmete kadar hem onun sevabı, hem de kendisinden sonra o yolda yürüyenlerin kazanacakları sevabın misli, onlardan bir şey eksilmeksizin, o kimseye ulaşır. Her kim de fena bir çığır açarsa kıyamete kadar o işin günahı ona erişeceği gibi; o çığırı izleyenlerin günahının bir misli de, bunlardan bir şey azalmaksızın o kimseye ulaşır” (dipnot: Bu hadisi Müslim, Ahmed bin Hanbel, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace rivayet etmişlerdir.)

Kur’ân-ı Kerîm’in bazı yerlerinde de sünnet kelimesi devamlı âdet, gidilen yol ve âlemin nizâmında görmekte olduğumuz tabiî kanunlar, Allah’ın hükmü, emirleri ve nehiyleri, milletlerin hayâtında, ilerlemesinde, gerilemesinde, yok olmasında Allah’ın değişmez kânunları ma’nâlarına gelmiştir. (dipnot: Enfal sûresi, âyet 39, Hicr sûresi,13, Ahzab 62, Fâtır 43, Fetih 23, İsrâ,77, Mü’min, 85.)

Sünnet: Peygamberimizin yaptığı işlerin, Peygamberlik vazifesini insanlara tebliğ edişinin fi’lî ve amelî tevâtür (dipnottan: Yalan üzerine birleşmeleri âdeten câiz görülemeyen, muhal olan sayısı çok bir cemaatin görülmüş veya işitilmiş bir şeye dâir verdiği habere tevâtür denir. Bu haber, işiten üzerinde haber verilen şey hakkında zorunlu bir bilgi ifade eder. Peygamber’in söylediği veyahut yaptığı bir iş böyle bir cemaat tarafından nakledilebileceği gibi, onun yaptığını böyle bir cemaatin yapmaları da fi’lî bir tevâtürdür.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked