Halil İnalcık’ın Kaleminden Edirne’nin Fethi

 

Osmanlı tarihi literatürünün tartışmalı başlıklarından biri, Edirne’nin ne zaman ve hangi şartlar altında fethedildiği meselesidir. Bu tartışmanın temelinde, başta Osmanlı kaynakları olmak üzere Bizans, Sırp ve İtalyan tarihçiler tarafından kaleme alınmış dönem metinlerinin birbiriyle örtüşmeyen ve çoğu zaman çelişen anlatımları yer almaktadır. Eldeki kaynakların Edirne’nin fethine ilişkin farklı tarihler ileri sürdüğü ve bu belirsizliğin günümüze kadar taşındığı bir çerçevede Halil İnalcık, tarihçinin bu tür bir karmaşadan karşılaştırma ve eleştirel değerlendirme yöntemleriyle nasıl sıyrılabileceğini ve tarihsel hakikate nasıl yaklaşabileceğini ustalıkla ortaya koymuştur. kendisini rahmetle yâd ediyoruz.

Edirne’nin ne zaman ve nasıl fethedildiği meselesi, son defa Bulgar tarihçisi A. Burmov ve İ.H. Uzunçarşılı tarafından tartışma konusu yapılmıştır. Burmov’a göre Edirne, Çirmen muharebesinden (26 Eylül 1371) hemen sonra, yani 1371 yılının Eylül sonlarında veya Ekim başlarında fethedilmiş olmalıdır.

O, birbirinden tamamyla bağımsız üç kaynağın, Sırp kroniklerinin, Chalkokondyles’in ve Luccari’nin kayıtlarına dayanarak bu tarihi tespite çalışır ve ilk olarak Sırp kroniklerindeki şu kısa kaydı nakleder: “Sultan Osman Kral Vukaşin’i ve Despot Ugjeşa’yı Makedonya’da Meriç boyunda öldürdü ve Edirne’yi aldı.”

Chalkokondyles de aynı şekilde, Osmanlıların Çirmen Savaşı’ndan sonra Edirne’yi aldığını belirtmektedir. Nihayet, bugün kayıp bir Bulgar kroniğini kullanmış görünen Luccari de Edirne zaptını, Çirmen Savaşı’na bağlamaktadır. Ancak son iki kaynak , Edirne’yİ alan Osmanlı kumandanı olarak Süleyman Paşa’yı anmaktadırlar. Burmov’a göre bu kaynaklar, yalnız bu isimde yanılmışlardır.

Burmov, o zamanki genel durumu gözden geçirerek olayların yürüyüşünün de 1371 tarihini teyid etmekte olduğu sonucuna varmıştır. O’na göre, Sırp prenslerinin Çirmen’e ânî olarak gelmeleri ve özellikle o zaman Arnavutluk’ta meşgûl bulunan Vukaşin’in acele kardeşi Ugjeşa ile gidip birleşmesi, bu tarafta çok önemli hâdiselerin vukubulmakta olmasıyla açıklanabilir. Başka bir deyimle, 1371’de vuku bulan Meriç (Çirmen) Muharebesi, Edirne’yi Türklerden kurtarmak için yapılmış bir seferdir. (…)

Eserini 1480 tarihlerinde yazmış olan Chalkokondyles’de ise kronolojik karışıklık malûmdur. Diğer taraftan, onun ve Luccari’nin bu savaş münasebetiyle Süleyman Paşa’dan bahsetmeleri dikkate değer. (…)

Fakat unutmamalıdır ki, Kantakuzenus hâtıralarında kendi savunmasını yapmaktadır; o, Osmanlıların Trakya’da yerleşmesinden sorumlu tutulduğundan, kendisini ve oğlu Mateos’u büsbütün suçlu duruma düşüren bu olaydan hiç söz açmamayı belki tercih etmiştir. (…)

Şunu da ilave edelim ki, mühim olaylar hakkında doğru bir kronoloji veren Bizans Kısa Kronikler’i de Edirne’nin değişmesinden bahsetmezler. Özetle diyebiliriz ki, Burmov’un Edirne’nin 1371 Meriç Muharebesi’nden sonra düştüğünen dâir tezi kesin delillere dayanmaktadır.



No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked