Fütûhât-ı Mekkiyye 17.Cild ez- Zâhir İlâhî İsmi
Zuhûru teyid eden bir şartı var / Ancak baskın ve gâlib olan izhar eder onu Hurileri de kapsayan o genç kızlar / Gözyaşlarını siler götürür, kalbleri heyecanla doldurur / gelirler ve orta boyda olduklarını söylerler / Orta boyların en üstünü gitmiş olandır / Onu elde edeyim diye sayfalar tükettim / Reddetti, bu sebeble sıfatı kaybolmuş / O güzel göz sâhibi herkese görünse bile / İhtişâmı kör eder herkesi; bu nedenle onun gözü perdedir.
Bu mertebenin sâhibi Abduzzâhir diye isimlendirilirken lakabı Allah’ın emriyle zuhûr edendir (ez-zâhir bi-emrillah). Bu mertebe Allâh’a âittir, çünkü o -yaratıkları nedeniyle değil- kendi sebebiyle zuhûr edendir. Başkası O’nu idrak edemez. Bu mertebenin bize vermiş olduğu bilgi, Allah’ın güzel isimleriyle ilgili hükümlerin zuhûrudur. Allah zuhûr edenin ardında bulunur. Dolayısıyla ne bizim hakîkatlerimiz, ne görülecek şekilde Hakk’ın kendisi ve ne isimleri idrak edilebilir! Oysa belirli bir şeyi gördüğümüzden tereddüde kapılmayız. Gördüğümüz ise gözlerimizin şâhid olduğudur. Dolayısıyla ancak hakikatlerimize ait hükümleri görürüz. Bu hükümler Hakk’ın varlığında bizim için ortaya çıkmış; Hak da onların mazharı (tecelli ettiği durum) olmuştur. Bizim hakîkatlerimiz ise -sûretlerin aynada görülmesi gibi- ortaya çıkmıştır. Aynadaki sûretler görenin kendisi değillerdir; bunun nedeni yansımanın gerçekleştiği yerin onlardaki hükmüdür. Onlar göründükleri yerin kendisi de değillerdir, çünkü onların hükmü aynanın hükmünden farklıdır. Ortada idrâke konu olacak üçüncü bir şey de yoktur; oysa idrak gerçekleşmiştir! Hâl böyleyken idrak edilen nedir? İdrak eden kimdir? Âlem kimdir? Hak kimdir? Zuhur eden kimdir? Mazhar kimdir-nedir? İzhar eden kimdir? Bunlar nisbetlerdir denilirse, (bilinmelidir ki) onlar var olmayan şeylerdir. Bununla birlikte görmenin sebebi idrak edilebilcek şekilde görülenin istidâdıdır. Bu sâyede madum (yok olan) görülür. Madumun görüldüğünü kabul ettik! Öyleyse gören kimdir? Görülen de bir nisbet ise görmeye istidatlı olduğu kadar görülmeye de istidatlı olmalıdır. Nisbet değilse gerçek bir şey (varlıksal) olmalıdır. Bu durumda gören olduğu gibi görülen de olmalıdır; çünkü bizi göreni biz de görürüz. (…) O halde tek bir şey vardır ve bu nedenle o şey hakkında hayrete düşeriz. Biz kimiz? O kimdir? Bir kısmımız şöyle der: ‘Bana kendini göster, sana bakayım. Beni göremeyeceksin’ (el- A’raf 7/143) (…)”

No Comments