İnsanlık

 

Şeyhimizin önem verdiği meselelerin en mühimi ve en önde geleni insanlıktır. Çünkü “insanın ruhânî ve manevî hüviyeti , ilâhî hüviyetidir” diyor. Ben şeyhin bu konuda ileri sürdüğü görüşleri okudukça zihnim ister istemez Ogüst Kont’a gidiyor. Niçin? Biliyoruz ki Kont pozitivist felsefenin kurucusudur. bu sebeple metafiziği bilmek istemezdi. Fakat acaba ne oldu ki bu büyük filozof hayatının son günlerinde hidayet mi diyeyim, garip fikir değişikliği ve geri dönüş mü nedir bilmiyorum, birdenbire “insanlığa “ ibâdet etme fikrini telkin etmeğe başladı. Ve bu ibadet için âyinler bile talim etti. Fakat onun başka metodlarla ulaştığı neticeye bakarsak bu, Muhammedî irfânın vârisi İbn Arabî’nin sahih keşf ile ulaştığı hakîkate nisbetle ne kadar sönük duruyor! Kont için bundan daha ağır bir tâbir de kullanabiliriz. Zîrâ pozitivizm felsefesi insanı yalnız şimdiki hayâtı içinde gözönüne alıyor. Oysa bu araştırma tarzı insanın geçmişine ve geleceğine bakmaya engeldir. Bu yönledir ki müelliflerden Leon Denis bu araştırma metodu için, “akim ve hatâlı yol, sanki basiret gözleri kör olanlar için yapılmış. Öyle olduğu halde bu metodu pek yanlış olarak şimdiki düşüncenin en güzel bir zaferi şeklinde ilan ettiler” diyor. hazır sırası gelmşken Şeyhin yüksek bir görüşünü aşağıya ekleyeyim:

Bazı Kimseler Niçin Eşyaya İbadet etmiş yahut Bazı Kimseler Niçin Tanrılık İddiasında Bulunmuş?

Şeyh-i Ekber insanın aslî fıtrat ve neş’etini tetkik ettikten sonra şöyle diyorlar: “İnsan Rubûbiyet (rablık) ve ubûdiyet (kulluk) sıfatlarına birlikte sahip olduğundan bazı insanlar kendilerinde buldukları rubûbiyet kudretini kendilerine isnat ederek yanılmışlar ve firavun gibi ‘ben sizin en büyük rabbınızım’ (Naziat, 79/ 24) iddiasına düşmüşler. Bazıları da yine bu kudret sebebiyle NEFİSLERİNİ BIRAKMAK VE ONUN GERÇEK SAHİBİNİ BİLMEKLE BERABER ya (Hallac-ı Mansur gibi ‘Ene’l-Hak’ (Ben Hakk’ım) veya Bayezid Bistamî gibi ‘Sübhanî ma a’ zame şanî (Kendimi tesbih ederim, şanım ne yücedir) demişler. Ancak Firavun’un ‘ben’ demesiyle Bistamî’nin ‘ben’ demesi arasında büyük bir fark vardır. (…) İbn Arabî, herkesin Allah’ı kendi aklınca bir türlü tasavvur ettiğinden dolayı nasıl birbirlerini inkâr ve tekfir ettiklerini gayet ârifâne bir tarzda tetkik ettiği halde, onun şu yüce fikirlerini niçin takdir edemediklerine şaşılır. (İsmail Kara, Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi 2 / 4. İlaveli baskı / dergâh yayınları.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked