Muhyiddin İbnu’l Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem Tercüme Ve Şerhi- III/Ahmed Avni Konuk
Hazırlayanlar : Prof. Dr. Mustafa Tahralı – Dr. Selçuk Eraydın M.Ü. İFAV 1983 Altıncı Baskı. Bu eserin III. Cildi, ÜZEYR FASSI’nın birkaç yerinden yapacağım alıntılamalar oluşturacak bu yazıyı.
(…) Âhir zamanda Îsâ (a.s.) ın gelmesi nübüvvet ve risâlet cihetiyle değil, velâyet i’tibâriyle olacağından şerîat getiren resûl sayılmaz. Ve bu hadîs, evliyâullah’ın zuhûrunu kesr etti (kırdı); zîrâ ubûdiyyet-i kâmile-i tâmme zevkınin kesilmesini mutazammındır (içerendir). O halde tam kulluğa özgü olan onun nübüvvet ismi, ubûdiyyete (kulluğa) mutlak kılınmaz. Yani bu hadîs-i şerîf, ubûdiyyet-i kâmile-i tâmme zevkınin kesilmesini içine alandır. Bundan dolayı tam kulluk ile sıfatlanmış olan evliyaullah için artık nübüvvete nâil olmak ve “nebî” ismiyle imlenmiş bulunmak kapısı kapanmış ve velâyetten başka bir mertebe kalmamıştır.
Zîrâ kul, Allah olan efendisine, isimde ortak olmamak diler ; o da isimde “Allah”dır. Yani kul, tam ubûdiyyetten dolayı, Allah ismi olan “Velî” ismine ortak olmak istemez. Zîrâ kâmil velîler ilâhî isimlerle nitelenme kendilerinin zâtları muktezasından olmadığını bilirler. Fânî-fillah oldukları vakitte, ilâhî isimlerle tahakkuk, onlar için ârizî iştir. Meselâ demir ateşe konulursa, kıpkırmızı olur; ve temas ettiği şeyi ateş gibi yakar. Eğer demir lisana gelip “ben ateşim” derse, bu sözünde sâdık olur. Fakat demir ateş değildir; bu hâl kendisinde bir ârızî iştir: Ancak kendisinin demirliği ateşte fenâ bulmuş, ve ateş ismiyle gerçekleşmiştir. Yoksa demir demir ve ateş de ateştir. İşte evliyâullah’ın fenâ fillah mertebesindeki hâli dahi buna mümâsildir. Dolayısıyla onlar, ârızî iş olan ilâhî isimler ile tahakkukları hâlinde, kendilerine muhtass olan şey ubûdiyyet sıfatları ve onun isimleri olduğu için, ubûdiyyete mahsûs isimle adlanmış olmak isterler. Ve resûl ile nebî, ubûdiyyet havâssının eşref ve efdalinden olduğu cihetle, kulluk duygularında resûlden etemm ve ekmel yoktur. Hz. Şeyh (r.a.) buyurur ki, Oysa Allah Teâlâ “nebî” ve “resûl” ismi ile mütesemmî olmadı; “Velî” ismi ile mütesemmî oldu ve bu isim ile sıfatlanmış da oldu. (Bakara, 2/257) ve Şûrâ, 42/ 28).)

No Comments