“Yaratılmışı bilmeyen Yaratanı tanımaz” bahsi

 

Allah’ı tanıyamayız biz / Neyi yüklendiğimizi bilmeden / Hakkı onunla bir kez tanırsak / Bilmediğimizi de öğreniriz

Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Kendini bilen Rabbini bilmiştir.” Kendini bilmekten âciz kişi Rabbini bilmekten de âcizdir. Bununla beraber bir şeyi bilmek onu bilmekten âcizlik anlamına gelebilir ve bu durumda ârif talep edilenin bilinemeyecek bir şey olduğunu anlar. Bir şeyi bilmenin maksadı kendisini başkasından ayrıştırmaktır. Bilinemez olmakla bilinen bir şey bilinenden ayrışmış ve farklılaşmış, bu durumda maksat gerçekleşmiştir. Geride bu iki şey hakkındaki ayrımı bilmek kalmıştır: Bilinmesi mümkün olmayan iki şeyden birisi ötekinden nasıl farklılaşır? Kendimizi bilmekten âciz isek Rabbimizi bilmekten de âciziz. Peki iki âcizlik arasındaki fark nedir? Yoksa nefs Rabbinin kendisi midir? İşin keyfiyetini (niteliğini) anlamak isteyen kişi, hayâlin bilgisini incelemelidir. Kudret hayalde ortaya çıkmışken hayal aynı zamanda dolunayı ışık saçandır. Bu itibarla hayal sûretten sûrete girerken sadece beşeriyet makamında gözükür. Burada ‘beşer’ derken insanları kasdetmiyorum; çünkü ben kendi iflâsıma şâhidim. Vakitleri bildiğim için, zamanımı da bilirim; sadece dolmuş kap ve sağan vardır! İyice düşün ki göresin.

Bunlardan birisi de üç yüz birinci bölümden “Güneşi gözetlemedeki fısıltı” bahsidir: Sesler Rahman karşısında kesilir, Yeryüzü sarsıldığında’ (el-Fecr 89/21) ‘ve dağlar atıldığında’ (el-Vakıa 56/5) sadece fısıltı duyulur. “Kur’an okunduğunda, kulak verin ve dinleyin, umulur ki merhamete mazhar olursunuz. ’ (el-A’raf 7/204) Çünkü kelam anlaşılmak üzere gelmiştir. Dinleyen okuyucuyu meşgûl ederse -ki anlamak dinlediğinin şahididir-, dinleyici Allah’a karşı saygısızlık yapmış, onu kızdırmış olur; Allah da gazaba gelir. O birine gazap ederse, kendisini cezalandırır. Hz. Peygamber şöyle der: “Hanginiz beni meşgûl etmiştir? Ben Kur’an ile niza edici değilim.” Bundan daha büyük delil olabilir mi? Hz. Peygamber adabı haiz olmuş, kitabı getirmiş, akıl sahiplerine hitap etmiş, hitabında düşmanları ahbaptan ayırmamış, hitabı herkese yönelik olmuştur. Bir kısmımız (onu anlamada) isabet etmiş, bir kısmımıza ise doğru ulaşmıştır. Bilmediğini öğrenen herkes ilham almıştır. Vahiy kuşatıcıdır; hem nakıs olana ve hem kâmile iner! Vahyin en alt derecesi, ilham ve kişiyi ilgilendiren hususlardaki niyetidir.” (Fütûhât-ı Mekkiyye c. 18’den)

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked